İnceleme: Wonder Woman: Earth One Vol.1



DC Comics'in Earth One dünyasına aşina mısınız? Daha önce Superman: Earth One 3 cilt, Batman: Earth One 2 cilt ve Teen Titans: Earth One, 1 cilt çıkarmıştı. Peki, nedir bu Earth One?

Adından da anlaşılabileceği gibi, Dünya Bir, DC'nin çoklu evrenindeki yerlerden sadece bir tanesi. Ana evren, Dünya 0 olarak geçer, Eski Justice Society ekibinin, Adalet Birliği olduğu dünyanın adı Earth-2'dur, Justice League ekibinin kötü versiyonlarının bulunduğu yer Earth-3'dir. Earth 1 ise, kahramanları daha genç halleriyle ele alan ve öncekilerden daha farklı bir şekilde yansıtmaya çalışan bir evrendir. Diğer evrenlerin aksine, Earth-1 serileri fasikül olarak değil, doğrudan cilt şeklinde çıkar. Superman ve Batman'in başarısından sonra bir Wonder Woman çizgi romanı görmememiz zaten büyük bir hayal olurdu. Bu çizgi romanın yazılma aşamasından da biraz bahsetmek gerekiyor.

DC Comics'in Earth-One planları çok çok önceki zamanlara kadar gidiyor. Asıl mantığın, ciltlerle yayınlanan bir evren olduğu bu çizgi romanların basılmaları da New52 sonrasına kalıyor tabii. Ancak Wonder Woman'ın başına getirilmesi planlanan kişi, daha önce çok efsane Wonder Woman hikayeleri yazmış olan Greg Rucka'dır. Ancak DC'nin başındaki adam Dan DiDio fikir değiştirerek hikayeyi Grant Morrison'a vermeye karar vermiş. Rucka da bunun karşılığında DC Comics'te çizgi roman yazmayı bırakmıştı. Olayları kendisi şöyle anlatmıştı:
Bana hikayeyi yazmayacağımı söylediler. Dan DiDio beni çağırdı ve hikayeyi başka birisine vereceğini söyledi. Ve ben de cevap olarak, "Bak, eğer bu seriyi benden alırsan bir daha sizin için çalışmam. Bu seriyi alacağım diye size bir sürü eser yazdım, şimdi de kalkıp elimden alıyorsunuz. Artık verdiğiniz sözlere inanmam." dedim. Onun kendince sebepleri vardı, kavgayı ben başlatmadım. Aramız böyle bozuldu.

Rucka'nın yazacağı bir alternatif Wonder Woman hikayesini okumayı kesinlikle isterdim ama yapacak bir şey yok, Grant Morrison da oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Bu seriyle ilgili vermiş olduğu röportajda şöyle şeyler demişti:
Ben onun bu karşıt kültüre karşı olan tutumunu ve feministliğini yakalayıp bunu modernize etmeye çalışıyordum. Bu feministlik ile alakalı bir kitap değil, Wonder Woman ile alakalı bir kitap. Ama yazarken tarih boyunca zeki kadınların bu konudaki görüşlerinin önemli olduğunu düşündüm. Bu yüzden Mary Wollstonecraft'ın A Vindication of the Rights of Women'ından Gloria Steinem ve Andrea Dworkin gibi bir çok feminist yazarın kitabını okudum.
Son dönemlerde Amazon'ların Yunan kültüründeki yeri çok yansıtıldı.Onların bir çeşit sanayi devrimi öncesi bir adada kaldıkları yansıtıldı. Ama Marston'ın hikayelerinde -ki tekrar söylüyorum ilham kaynağım oldu- Amazonların teknolojileri var. Bu konuda şunun farkına varmalıyız: Bu kadınlar 3000 yıldır bu adadalar, gelişip ortaya fikir atıyorlar. Yani doğal olarak kendi teknolojileri var. Sadece teknolojileri bizimkinden farklı yönde ilerlemiş.
Bu kadar geri plan bilgisi yeter diye düşünmekteyim, öyleyse çizgi romanımızı incelemeye başlayalım ve bu noktadan sonrasının spoiler içereceğini söyleyelim. Eğer çizgi romanı okumaya meraklıysanız ve fikir arıyorsanız, doğrudan en sonraki sonuç kısmına gidebilirsiniz. Hikayeyi okumayacaklar ya da fırsatı olmayanlar için de kısaca konusundan bahsedeceğiz, bol bol da görsel vereceğiz. Başlayalım o zaman!

Hikayemiz, yağmurlu bir günde, Herkül'ün ayaklarının dibinde bağlı bir kadını aşağılamasıyla başlıyor. Ona köpek gibi muamele ederken, kadının arkasında bir kafese kapatılmış bir sürü de kadın bulunmaktadır. Afrodit'ten yardım isteyen kadın, bir anda dualarının kabul olduğunu görür ve Herkül'e karşı bir güç üstünlüğüne kavuşur. Böylece diğer kadınları da serbest bırakarak özgürlüklerine koşarlar. Amazonların erkeklere olan nefreti de böyle başıyor. Bu açıdan, oldukça sağlam bir temele oturtulmuş olduğunu düşünüyorum. Yani, doğrudan bir erkek nefreti yerine, Morrison burada köleleştirilen kadının isyanını kullanmaya çalışmış. Güzel de yapmış. Bu sahnelerin en güzel kısmı kesinlikle anlatılış tarzları. Hikayeyi zaten normal karelerinde okurken, bir de ekstra olarak, sayfaya paramparça dağıtılmış olan duvar çizimlerinde, savaşın sembolik versiyonlarını izliyorsunuz. Şu sayfada olduğu gibi:


Sonrasında o kadının, Wonder Woman'ın annesi olarak bildiğimiz Hippolyta olduğunu öğreniyoruz ve 3000 yıl sonrasına atlıyoruz. Artık Amazon kadınlarının arasında, Paradise adasındayız. Bundan sonra doğrudan hikayeye giriyoruz. Wonder Woman'ın mahkemeye çıkarılmasını izliyoruz. Bütün cilt boyunca ana mekanımız bu mahkeme salonu oluyor ve mahkemede yargılanan Diana'nın suçu da "erkeklerin dünyasına adım atmak." Amazonların dünyasına bu noktada şöyle bir bakma şansımız oluyor. Öncelikle adanın kendisi bu şekilde gösteriliyor:


Ve Morrison'un da röportajında belirttiği gibi, bu halk, neredeyse 3000 yıldır yaşıyor ve kendilerince bir teknoloji geliştirmişler. Bunların en büyük örneği de uçmak için kullandıkları devriye araçları. Araçların midye kabuklarına benzemeleri de güzel düşünülmüş bir detay. Sonuçta bu halk, denizle birlikte yaşıyor. Hayatlarını her açıdan denize entegre etmeleri kaçınılmazdı. Ha, derseniz ki yahu bu kadınlar zaten Paradise adasından dışarıya çıkmıyorlar, ne yapmaya bir dünya hava taşıtı icat etmişler diye, size verecek cevabım olmaz, çünkü haklısınız, bazı sahnelerde bütün adanın gökyüzü bu uçaklarla kaplıydı. Uçağa ihtiyaç duyulmamasına rağmen uçak icat etmek, "bilimde ileriydiler" şeklinde savunulacak bir şey değil.


Sadece taşıtlarda değil, tıp konusunda da ilerlemiş durumdalar. Diana, küçüklüğünden hocası olan Althea'nın yanına gidiyor ve yaralanan bir ceylanı iyileştirmek istiyor. İyileştirmek için kullandıkları şey, pembe bir ışın ve bunu kontrol etmelerine olanak sağlayan bir cihaz. Bu cihaz sayesinde Amazonların, yıllarca güvenli ve sağlıklı kalabildiklerini de öğreniyoruz.


Teknolojilerinin bir başka noktası da Hippolyta'nın aynası. Aynayı gördüğünüz zaman bangır bangır gelen bir Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler göndermesi düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ama şöyle bir düşünecek olursak, kraliçe, her şeyin üzerinde kendi hakimiyetini ilan ediyor, kral kabul etmiyor ve küçük bir prensesi var. Tamam zorlama oldu gibi ama Hippolyta'nın bütün dünyanın haberlerini takip ettiği aynayı görünce sizin de aklınızdan bu geçmez miydi?


Daha sonra duruşma başlıyor, Diana, Bermuda Şeytan Üçgeni üzerinde uçuş yaparken düşen pilot Steve Trevor'u bir mağarada bulmuş ve onu, adada öldüreceklerini düşündüğü için adadan kaçırarak yardım bulmaya niyetlenmişti. Eh, tabii ki Steve Trevor, ne zaman Diana'nın başını belaya sokmadı ki? Ancak duruşmaya katılan yargıçlar, geçmiş, bugün ve geleceği temsil eden üç büyülü kadındır:


Onları daha önce birçok yerde görmüştük ama en hatırda kalanı Hiketeia hikayesinde, Wonder Woman'ı uyarmaya gelmeleri olabilir:


Yine Wonder Woman'ın görünmez jetini görüyoruz. Bunun, doğrudan teknolojiyle meydana geldiğini açıklıyorlar ve öğrendiğimiz kadarıyla Amazonların şampiyonuna ait oluyor gemi. Diana da sevgilisi olan şampiyonu yenerek gemiyi alıyor.



Hippolyta, Diana'yı durdurmak için Medusa ile anlaşıyor. Böylece aslına bakarsanız bütün kitabın tek kötü karakterini de görmüş oluyoruz. Medusa neredeyse hiç konuşmuyor, Wonder Woman ile doğru düzgün bir kavgaları da olmuyor. Ancak kitapta gözüktüğü, yaklaştığı her yerde, kendisinin etkisini oldukça iyi tasvir etmişler. Bu da Medusa'nın tek artısı oluyor.




Steve'i hastaneye götüren Diana'nın, dış dünya ile ilk teması da burada oluyor. Bir de aksi gibi karşılaştığı ilk insanlar, hasta ve yaşlı kadınlar. Her ne kadar onları görünce kahrolsa ve kendilerinde olan teknolojinin neden insanlarda olmadığına kızsa da, hastalar onu bir melek olarak görüyor. İşin ilginci, daha önce kurtarmaya çalıştığı Steve Trevor da uçaktayken kendisine bir melek olup olmadığını sormuştu. Yani, Wonder Woman'ın ilahi yanı tüm cilt boyunca sık sık vurgulanıyor.



Kitabın en ilginç yerlerinden bir tanesi de Wonder Woman'ın askeri birliklerle karşılaştığı yerdi. Diana'nın patriyarkayla tam olarak karşı karşıya geldiği bu noktada, aslında erkekliğin en ön planda olduğu bir meslek grubunun seçilmesi isabetli bir karar olmuş. Tabii, Diana'nın güç gösterilerinden sonra askeriye hem şaşırıyor hem de bu kadının geldiği yeri öğrenmek istiyor. Her ne kadar Diana, bu sahnelerde erkekler hakkında çok genel yargılar kullanıyor olsa da Amazonların, erkeklere olan bakış açıları bunlar. Yani erkeklerden soyutlanmış olmaları, erkekler hakkında kendi aralarındaki kötüleyici muhabbetlerin olmasını engellemiyor. Şu sahne, bir tankı kaldırmasına şaşıran askerlere yönelik dediği şeyler gibi:

Erkekler. Güç gerektiren şeylerden, uzunluğunu ölçüp tartabilecekleri şeylerden anında etkilenirler.
Kitabı okumayanlar için burası işte sürprizlerden bir tanesi olacak. Okuyanlar da eminim ki zaten bu seçime şaşırmışlardır. Aşağıda görmüş olduğunuz kişi Steve Trevor. Yani yıllarca sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli pilotumuz, bu alternatif dünyada siyahi bir karakter. Ancak bunda sinirlenecek bir şey yok, en azından alternatif evrenlerde çizgi romanların ırk çeşitliliğine yönelmesi ve buna yavaş yavaş "ten ırkçılığının" revaçta olduğu dönemlerde yaratılan ana karakterlerin de dahil edilmesi, insanlık açısından güzel bir adım. Yani Trevor'un sarışın olması karakterine hiçbir şey katmıyordu, siyahi olması da katmıyor, katmamalı da. Bu yüzden bu kitapta takılmayıp, "aa ilginç olmuş" deyip geçebileceğimiz şeylerden birisi. Her şeyi geçelim, bir dünya evrende sarışın Steve Trevor okuduk arkadaşlar, bir evrende de biraz çeşitlilik görelim. Ha, öte yandan Amazon adasında Nubia dışında bir tane bile siyahi karakter yoktu. Kaldı ki çeşitlilik demek sadece siyahi karakter demek değil. Bir dünya farklı etnisiteden insan yer alabilmeliydi. Bunu Gail Simone ve Greg Rucka'nın dönemlerinde bolca görmüştük. Şükür ki Wonder Woman filminde en azından başrolümüz Orta Doğulu bir kadın.


Ayrıca kafalara takılan şeylerden bir tanesi de Diana'nın bir anda nasıl İngilizce konuştuğu sorusu olabilir. Uçakta yaralı Steve Trevor'u götürürken acemi acemi konuşmaya çalışıyordu ve nasıl ingilizce konuşabildiği sorusuna da "dinleyerek" diye cevap veriyordu. Bir zahmet 3000 yıla yakın yaşamış bir kadının, özellikle Amazonların şampiyonlarının, prenseslerinin, biraz yetenekli olduğunu kabul edelim. Yine de, genelde atlanan bir detay olduğunu şaşırarak belirtmek gerek. Diana'nın köken hikayesi anlatılacaksa bunun en önemli noktalarından bir tanesi de Wonder Woman'ın, modern insanlara ve günümüz dünyasına ne kadar yabancı olduğunu gösteren detaylardır. Bu detaylar açısından, kitabın zayıf olduğunu söylesek yeridir. Hemen hemen çok az yer verilmiş bu yabancılaşmaya. Ancak bahsedilen noktalardan birisi de "teslim olmayı kabul etmek için boyna zincirli kemer takmak" geleneğinin, Dünyada iyi amaçlarla kullanılmadığını bilmemesi ilginç bir andı ama bu konuyla ilgili sıkıntılı şey şu, Steve'i siyahi yaptınız kimse bir şey demedi, buraya seksüel bir boyun bağı eklerken de kimse bir şey demedi mi? Yani siyahi bir karaktere boyun kemeri uzatıldığında bunun doğrudan doğruya ırkçı bir gönderme olabileceğini 7 yıl boyunca bu kitap hazırlanırken kimse mi demedi? Çünkü çeşitlilik olsun diye koyuyorsanız, karakterin kökenlerine de dikkat etmelisiniz biraz.




Doğru mu anlamışım bakalım. Sen bilim kurgu lezbiyenlerinin yaşadığı bir cennet adasındansın ve esaret olayına düşkünlüğünüz var?
Diana'nın ilk kostümleri, normalde giydiklerine göre daha muhafazakar ve bedenini büyük ölçüde kapatan kıyafetler. Ancak yol üzerinde, otobüslerini tepe taklak olmaktan kurtardığı Beta Lambda adındaki kız grubu, şükran göstergesi olarak Diana'nın stil danışmanlığını kendileri yapmak istiyor. Böylece kısa şort, dar üst kombini kendisini göstermiş oluyor. Ayrıca sürdükleri ruj da Amazon adasına döndüğünde "bu ne kepazelik" denerek siliniyordu hikayenin en başında. Yine de bu sahne, bir askeri soruşturmanın ortasında, stres atmak için yapılıyor. Açıkçası kadınlara yönelik biraz fazla tek düze bir düşünceyle yazılıp çizildiğini düşünüyorum.


Böylelikle hikayede son kısma giriyoruz. Diana'nın mahkeme kararı veriliyor verilmesine ama Diana, son bir tanık olarak Steve Trevor'u gösteriyor. Steve, Diana'nın yanında olduğunu söylüyor. İşte burada Steve'in etnik kültürünün, bilinçli bir seçim olduğunu görüyoruz. Çünkü Steve, insanoğlunun zamanında kendi atalarına yaptığı muameleleri referans göstererek, benzer şeylerin de amazonların başına gelebileceğine işaret ediyor. Bu yüzden de onların yanında durmak istediğini belirtiyor. Bu sayede aslına bakarsanız Steve Trevor ile Diana Prince arasındaki ilişki, safi aşk kurgusu yerine biraz daha ideolojik sebeplere bağlanıyor. Ayrıca bütün hikaye boyunca da herhangi bir aşk emaresi görmedik ikili arasında. Steve bir ara "benim meleğim" diyor ama bunu, kendisini kurtardığı için de söylüyor olabilir. Öte yandan Diana, Steve "Benim Wonder Woman'ım" dediği anda odaya girip "Ben kimsenin hiçbir şeyi değilim" diye tavrını koymuştu. Yani, Steve'e olan ilgisinin, aşkla hiçbir alakası yok. Kaldı ki, Paradise adasında yenerek uçağını aldığı şampiyonla bir ilişkisi olduğunu söylemişti ve onu sevdiğiden de bahsetmişti. 


Ve hikayenin son kısmında, Wonder Woman için yazılmış köken hikayelerinden en ilgincine geliyoruz. Wonder Woman'ın köken hikayeleri eskiden "nasıl oluyor da binlerce yıl erkek girmemiş bir adada kraliçenin bir kızı oluyor?" sorusunu şöyle cevaplandırıyordu: Hippolyta bir gece kumsalda kilden bir bebek yapmış ve yanında ağlaya ağlaya dua ederek uyuyakalmış, sabah uyandığında ise tanrılar dualarını kabul etmiş ve kilden bebeğe can vermişler. New52 Wonder Woman serisinde ise öğrenmiştik ki bu hikaye tamamen yalanmış ve Wonder Woman, Hippolyta'nın Zeus'la olan yasak bir ilişkisinin meyvesiymiş ve Zeus'un karısı Hera da Amazonları bu yüzden sevmiyormuş. Akıllıca bir dönüştürmeydi kesinlikle. Ancak Earth One'daki kullanımı daha da ilginç. Yukarıdaki yalanı yıllarca söyleyen Hyppolita'ya, Diana zaten inanmıyormuş. Ama gerçeği de öğrenemiyormuş. Bu duruşma sayesinde, kendisinin haklılığı kanıtlanınca annesini gerçeği söylemeye zorluyor. Ve Hyppolita da anlatmak zorunda kalıyor. Yıllar önce Herkül'ün kölesiyken, Herkül'ün tecavüzü sonrasında bıraktıklarından kurtulmamış, öfkesiyle onları birleştirerek kendisini, Herkül'den Diana'ya hamile bırakmış. Böylece kendisinin erkeklere karşı öfkesi ve Herkül'ün tanrısal kuvveti birleşince, Diana durdurulamaz bir savaş makinesine dönecekmiş, dönmüş de. Ancak tabii annesinin, kendisini erkek dünyasına karşı büyük bir silah olarak kullanmaya niyetlendiğinden de emin olunca, isyan ederek Amazonların arasından ayrılıyor ve dış dünyaya yeniden dönüyor, bu sefer keşfedip iyice öğrenmek için. Böylece ilk cildimiz sona ermiş oluyor.

Doğuştan gelen Amazon enerjin ve Herkül'ün kanı, seni yenilemez yapacaktı. Ama aynı zamanda gururlu, asi ve kararsız da yapacaktı. Onun kanı seni erkeklerin dünyasına, savaşa çağırıyor.
Wonder Woman: Earth One, genel anlamıyla Wonder Woman kökeni anlatmaya çalışan bir kitap. Hikayesi büyük ölçüde bunun üzerine kurulu. Aynı zamanda Diana'nın ve Amazonların erkeklere bakış açılarını yeniden ele alırken, Steve Trevor karakterinin de tüm Wonder Woman kurgusu içinde nerede yer aldığını görüyoruz. Ama hepsi bu kadar. Steve neden oradaydı, Amazonların Medusa ile bağlantısı neydi, bu yeni evrende Medusa'nın görevi neydi, bu gibi bazı soruların cevaplarını yeterince alamadık. Yani kitabın büyük bir hız sorunu vardı. Ayrıca Earth One kitaplarının diğerlerindeki gibi kahraman ile ilk kötüsünün karşı karşıya gelmesini de göremedik. Ancak bunu maruz görebiliriz çünkü hikaye daha çok Amazonların geleneklerini, kökenlerini anlatmaya odaklıydı. Bu açıdan da oldukça iyi bir iş çıkarmış diyebiliriz. Cildin alternatif kapak denemeleri de şunlarmış:


Earth One cildinin, Wonder Woman'ın ilk çağlarındaki hikayelerinden esinlenerek yazıldığını söylesek yanlış olmaz. Bunun etkisinin en çok yüzümüze vurulduğu nokta da yukarıdaki "bondage" sahnesi olsa gerek. Wonder Woman'ın ilk maceralarında, Diana birkaç sayfa savaştıktan sonra illa ki bir şeylere bağlanmış halde bulurdu kendini. Dolayısıyla yıllar boyunca cinsiyetçi yaklaşımların odağında oldu ve Fredrick Wertham'ın Seduction of the Innocence kitabında da ahlaki açıdan yerden yere vurulmuştu. Bunlara gönderme yapmak için bütün kitap boyunca Hyppolita'nın zincirlerden kurtulduğunu gördüğümüz anda Wonder Woman'ın zincirlendiğini görüyoruz ya da sürekli doğruluk kemendiyle sarmalandığına şahit oluyoruz. Kısacası bu kitap, Diana'nın ilk hikayelerindeki elementlere oldukça şiddetli bir şekilde gönderme yapıyor. 

Ancak kitabın hız sorunları yüzünden hikayenin biraz "Diana'nın küçük yolculuğu" tadında gitmesi, hikayeye kendimizi çok fazla veremememize neden oluyor. Fakat tüm bunların yanında kitabın çok büyük bir sıkıntısı var: Karakter klişeleri. Tamamen lezbiyenlerle dolu bir adada bütün kadınların mükemmel fizikleri ve muhteşem görünüşleri olduğu gibi bir yanılgı (Ki yabancı okurların en çok dem vurduğu şeylerden birisidir yıllarca). Diana'nın en yakın arkadaşının oldukça kilolu bir kadın olması ve bütün amazonların istisnasız, kilolu bir kadını fiziksel görünüşü dolayısıyla ciddi derecede aşağılaması, kitabın büyük günahlarından. 

Yine de kitabı çok fazla gömmek istemiyorum. Hikaye anlatımı açısından sevsem de Diana'nın karakterizasyonundaki sıkıntılar ve Amazonların çarpık feminist düşünceleri gerçekten sorunlu. Çünkü bütün kitap boyunca feminist hareket olarak sürekli "erkeklerden çok nefret ediyoruz ulan" seviyesinde geziyor. Feminizm bu değil. Morrison'un, okuduğunu iddia ettiği kitapları yeniden gözden geçirmesini isterdim. 

Ancak Morrison'un almış olduğu tepkiler daha da büyük. Kapaktaki Wonder Woman'ın Sasha Grey'e benzetilmesinden tutun, çizimlerinin çoğunun pornografik imajlar içermesine ve Wonder Woman'ı tamamen çöpe atan diyaloglara kadar, çok büyük eleştiriler aldı. En azından insanların görüşlerini görmek isterseniz, Goodreads'teki yorumlara buradan bakabilirsiniz.

Hikaye: 7
Çizimler: 7

Sonuç


Wonder Woman: Earth One, büyük ölçüde iyi bir cilt olmuş. Diyaloglarından tutun da çizimlerine, karakter tasarımlarına kadar her şey, alternatif bir Wonder Woman portresi çizmek konusunda oldukça başarılı. Yan karakterlerin yeniden şekillendirilmesi ve Diana'ya sağlam bir köken hikayesi verilmesi ise başlı başına birer artı. Hikayenin bazı olumsuz yanları var tabii ki, bütün cildin sadece duruşma sahnesinden ve birkaç farklı yerden ibaret olması ve karakterlerdeki fazla basmakalıp olması gibi örnekler verebiliriz. Ayrıca diğer Earth-One ciltlerinde olduğu gibi eli yüzü düzgün, sağlam bir düşmanla karşılaşmadan cildi bitirip gidiyoruz. Yine de artıları eksilerinden fazla olan bu cildi okumalısınız.
7.0
İYİ

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget