Superman (1948) 2.Kısım


                  



II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden hemen hemen 3 yıl geçtikten sonra, insanların hayatının yavaş yavaş toparlandığı ve yaraların sarıldığı yıllardayız. II.Dünya Savaşı sonrası artık dünyayı ise yeni bir gerginlik bekliyor, Soğuk Savaş… Hal böyle olunca normal hayat da bundan muhakkak etkileniyor tabii ki. Siyasete girmek gibi bir amacım yok ancak bu durum beraberinde eğlence sektöründe özellikle de o yıllarda daha popüler olan sinema ve televizyon programlarına etkisini de gösteriyor. Direk kendini belli etmese bile alttan alta bir paranoya hakim herkesin bilinçaltında. Silahlanma yarışı ve silah teknolojilerinde rekabet had safhada. A.B.D. yeni bir silah çıkardıktan sonra hep bir soru var akıllarda; ''Acaba Sovyetler Birliği daha iyi bir silah üretmeye başlamış mıdır ?''

 Bunları neden mi anlattım? Çünkü  dizimizde nurtopu gibi çok tehlikeli bir silahımız var; Recuder Ray. Bu silah öyle ki bir atom bombasından daha tehlikeli! Atom bombası adrese teslim edilmesi gereken  bir paketken, bu oturduğun yerde işini tek tuşla halledebileceğin maharetli bir silah. Bu silaha da sahip olmak isteyen biricik kötü kadınımız Spider Lady. Geçen yazıda pek değinmesem bile bu yazıda nasibimi alacak kendisi.

 Her şeyden önce şuna değinmek istiyorum. Bu filmde Kirk Alyn’i Clark Kent olarak sevdim. Superman olarak çok  mu kötü? Hayır, bundan dolayı değil ama Clark Kent rolü öyle güzel yakışmış ki, insan çabuk kabulleniyor onu. Noel Neill ise tam bir Lois Lane. Ona senaryoda verilen rolüyle mi ? Hayır. Senaryodaki rolü pek sevimsiz ama gördüğünüzde Lois Lane diyebileceğiniz türden bir seçim olmuş. Jimmy Olsen rolündeki Tommy Bond‘a ise üzüldüm ama nedenini birazdan anlatacağım.




 Lois Lane aptal  mı yoksa cesur mu bir türlü çözemedim. İlk üç bölümden sonra her bölümde haber yakalama sevdası ile atıldığı her işten yakalanmadan, öldürülme tehlikesi atlatmadan, kaçırılmadan bir türlü kurtulamadı. Jimmy Olsen da aynı kaderi  paylaşıyor ama zavallım her bölümde dayak yemekten kum torbasına döndü. Perry White bile dayak yedi varın orasını siz düşünün. Spider Lady aksiyonun içinde pek yok, o genellikle operasyonların arkasındaki kötü  kadın o kadar. Kısacası operasyonun beyni. Ama olmasa da olur dedirtiyor şahsen.

 Daily Planet, polis bürosu gibi. Ne zaman olay olsa direkt Daily Planet‘e haber uçuruluyor, ilk önce onların haberi oluyor, polis bürosu bence telefonlarını iptal etsin faturalara yazık. Ama bunları bir kenara bırakın Superman ilk filmde heba edilmiş sanki. Başı belada Lois Lane ve Jimmy Olsen ikilisini kurtarmasa görme ihtimalimiz yok gibi. İstihbarat Daily Planet’tan, düşmanı ayağa getirmek Jimmy ve Lois‘ten. Sanki Superman onların badigardı modundaydı, bilmiyorum.


 Film eksilerden mi ibaret peki? Buna cevabım yine hayır. Bilerek ilk başta eksilerini anlattım  ki zaten sıkılacak insanlar izlememeye karar versin diye. Yoksa 1948 yılındaki filmin hele de ilk Superman filminin çok fazla  mükemmel olmayacağını fark etmemek garip olur. Bir kere rollere oyuncu seçimleri gayet iyi olmuş. Hem dış görünüş olarak hem de oyunculuk performansı olarak. İkinci artısı bu filmi çekebilme cesareti zaten. Üçüncü artısı ise yaratıcılık. O günlerde CGI veya VFX gibi animasyon teknolojileri yoksa çizgifilm var! Yanlış duymadınız bildiğiniz çizgifilm. Mesela Superman‘ın uçma efektleri çizgifilmle yapılmış. Belki sizin hoşunuza gitmeyebilir ama bu yaratıcılık ve azim benim hoşuma gitti açıkçası. Kriptonit olmadıkça Superman zaten yenilmez bir durumda. O nedenle Kriptonit kullanımı filmde fırsat buldukça gerçekleşiyor. Ama buna Superman‘in son bölümde çok değişik bir çözümü var.Gözle görünür bir çözüm olmasa da, duyanın – dikkat edin görmeyeceksiniz bunun spoilerini vermeyeceğim – yüzüne hoş bir tebessüm konduruyor.


 Bu arada filmimiz siyah beyaz olduğu için anlaşılamayan bir noktayı da açıklığa kavuşturalım. Superman kostümü gri ve kahverengi. Ancak bunu tabii ki anlamıyorsunuz. O zamanki kameraların sıkıntısından olsa gerek kostümü belli edebilmek için bu yola başvurulmuş bunu da ek bilgi olarak kabul edebilirsiniz bu filmle alakalı.

 Toplam 15 bölümden oluşan bu filmin her Superman sever kişilere hitap edebileceğini düşünüyorum, büyük küçük fark etmez. Filmde alttan alta yollanan – Soğuk Savaş etkisiyle doğal karşıladığım – mesajlar zaten var ama bunları o yılların koşullarına verip hoş görmek çok zor olmasa gerek. Ufak tefek mantık hataları da mevcut ki zaten bunları göze alarak izlemeniz lazım. Ama yok kalsın derseniz Superman‘in ilk maceralarından mahrum kalırsınız benden söylemesi. Bir sonraki değerlendirme yazımda görüşmek üzere, hoşçakalın ve iyi seyirler….

  
 



Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget