Green Lantern Animated Series 04 "Into The Abyys"




Green Lantern TAS incelemeleri artık bana devredildiğinde büyük bir endişe sardı beni. Neden mi? Çünkü Green Lantern evreniyle uzaktan yakından pek alakası olmayan birisiydim ve kendisi Justice League haricinde pek takip etmediğim bir karakterdi. Yanlış anlaşılmasın bunun karakteri sevip sevmemek ile alakası yok, aksine tamamen nötr bir durumdayım. O yüzden gayet tarafsız olacağıma adım gibi eminim ve sırf bu incelemelerde daha verimli olabilmek için de Green Lantern çizgi romanlarına gömülmüş bir vaziyetteyim.




 House’ dan devraldığım Green Lantern TAS incelemelerine kaldığı yerden devam ediyoruz. İncelemelerde kopukluk yaşanmaması açısından izlediğim ilk üç bölüm gayet güzel ilerlemekle birlikte bende hoş duygular uyandırdı. Ancak dört bölümün genel kanaatini dördüncü bölüm incelemesinden sonra söylemek daha doğru olacaktır. O zaman pek beklemeye gerek yok, Into the Abyss bölümünü incelemeye başlayalım.


 Oa gezegeninde başlayan maceramız, uzayın derinliklerinde Hal Jordan, Kilowog ve Razer  ile hız  kesmeden devam ediyor.Malumunuz Hal Jordan ve Kilowog’un Oa gezegeninden kaçırdıkları ‘’ Aya ‘’ adındaki yapay zekaya sahip uzay gemisi hasarlandığı için hiper uzay hızına erişemiyorlar ve bu nedenle uzayda yavaş yavaş yol alırken, birden yardım sinyali alıyorlar. Kaptan Goray’dan gelen bu yardım çağrısı üzerine kurtarma görevine atılan Hal, Kilowog ve Razer’ı ise bir tehlike bekliyor; İğne Deliği.* Yapay zekamız Aya her ne kadar bu kurtarma görevinden yana olmasa ve bunu da dile getirse de, Hal Jordan klişe denebilecek kahramanca bir kelime ile kurtarma görevine başlıyor; ‘’ Yeşil Fenerler başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye atarlar ! ‘’

 Kahramanlarımız işin sadece Kaptan Goray’ı kurtarmak olduğunu düşünüyorlar.Ancak tüm mesele Kaptan Goray’ı kurtarmak değil, çok önemli bir kargosu da var. Aslında kargo demek sıkıntılı olur, çünkü taşıdığı şeyler eşya değil nesli tükenmekte olan canlı yumurtaları. O yüzden Kaptan Goray ile birlikte gemiyi de kurtarmaları gerek.

 Bölümün en başından itibaren Kilowog ile Razer çekişmesine şahit oluyoruz, böyle olması doğal çünkü Kilowog, birlik üyesi Shyir Rev’in ölmesinden dolayı hala sinirli ve bunu Razer’a sürekli yansıtıyor. Zaten vicdan azabı içinde Razer da Kilowog’un bu ‘’ suçlarını hatırlatıcı ‘’ davranışlarından da rahatsız oluyor haliyle. Her ne kadar bir önceki bölümde Razer hem Hal hem de Kilowog’un hayatını kurtarmış olsa da Kilowog bunu pek önemsemiyor. Kısacası bölüm boyunca hem bir kurtarma operasyonu hem de Razer-Kilowog çekişmesi izliyoruz.


 Gelelim Aya’ ya. Aya bölüm içinde gerçekten önemli bir yere sahip. Az önce dile getirdiğim Hal Jordan’ ın klişe sözünden örnek alan Aya sadece gemi içinde değil artık gemi dışında da aktif göreve dahil oluyor. Şunu söylemeliyim ki Aya artık sadece bir geminin yapay zekası olmaktan çıkıp ‘’ vücut buluyor ‘’. Yani bundan sonraki bölümlerde kendisini artık sadece hareket eden bir mercek ve sesten ibaret olarak görmeyeceğiz.


 Bölümün konusu hakkında az çok bilgi verdikten sonra gelelim değerlendirmeye. Başta şunu söylemeliyim ki dört bölüm ( yani 80 dakika ) boyunca  sürekli  aynı karakterleri görmek bence gerçekten kötü. Eğer dizi tek başına hareket eden  herhangi bir çizgi roman karakterinin olsaydı buna bir lafım olmazdı ancak adı üzerinde ‘’Yeşil Fenerler Birliği‘’. Tamam dizinin ana karakteri  zaten Hal Jordan, bunun farkındayım ancak dört bölümdür yanında Kilowog ve Razer olması ( ilk iki bölümdeki Shyir’ i saymazsak ) pek de iyi bir şey değil. Umarım sonraki bölümlerde bu değişir. Diğer bir eksisi ise dizinin evreni ne kadar geniş olursa olsun ‘’ dar ‘’ bir alanda geçmesi.Yani koskoca uzayda geçen bir dizide bizi sadece iki gemiye arasına hapsetmeleri de bana kalırsa eksi bir özellik, bu önceki bölümlerde o kadar göze batan bir durum olmamakla birlikte koskoca bir evrende geçen bir diziden, geniş alanlara yayılmış büyük savaşlar görmek artık seyircinin hakkı bana kalırsa ( Bunu en iyi başaran animasyon Star Wars : Clone Wars oldu ). Diğer bir eksisi ise CGI. Sevmedim, sevemedim CGI animasyonları. Kabul ediyorum, Beware The Batman dizisindeki ucube Batman’i görmüş biri olarak bu gayet güzel geliyor ama örneğin aynı animasyon teknolojisini kullanan Star Wars : Clone Wars, bana kalırsa Hem Beware the Batman’ i hem de Green Lantern TAS’ i aşıyor – hatta kıyaslamaya utandım-. O yüzden animasyonların da beni pek tatmin ettiğini söyleyemem.


 Dizinin artıları da var tabii ki. Mesela bu bölümde gördüğümüz üzere sadece düşman ile savaşmak gerekmiyor, yani çok basit aşırıya kaçan klişeleri kullanmamışlar. Süper kahraman hikayelerinin düşmanla savaş ve yen tarzında giden hikayelerine yerine yeni soluklar getirilmeye çalışılıyor, en azından çabalamak da artı bir özellik bana kalırsa. Genel olarak artısı ise Kilowog’un kostümü. Gerçekten çizgi romandan – okuduğum ve gördüğüm kadarıyla – farklı tasarlanan kostüm beğenimi kazandı ama bu unutmayın ki şahsi kanaat. Son olarak sayabileceğim artı özellik ise dizinin gidişatının umut verici olması, yani sonraki bölümlerde daha güzel konular ve olaylar sanki bizi bekliyor gibi.İzleyip göreceğiz.

 Böylelikle bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki bölümümüz ‘’ Heir Apparent ‘’ incelemesinde görüşmek üzere, hoşçakalın..



 * Merkezinde kara delik bulunan enerji girdabı

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget