Green Lantern The Animated Series 09 '' In Love and War ''



Geçtiğimiz bölümde korkuya sebep olan sarı taşları gördükten sonra, sarı yüzüklerin kısa sürede parlayacağını söylemiş olsam da farklı bir şey gerçekleşti. Aslında senaristler biraz da ters köşe yaptı diyebiliriz. Aslında görülen ama önemsiz gibi düşünülen bir durum bu bölümün gidişatını etkiliyor. Bir önceki bölüm incelemesinde bahsettiğim gibi Galia – Kilowog’un biraz kıyıda köşede kalan aşkı söz konusuydu. İşte ben sarı yüzüklerin parlamasını beklerken, gücünü aşktan alan Yıldız Safirleri çıkageldi bu bölümde. Bölümün adı ipucunu verse de ( In Love and War ) ben daha farklı şeyler tahmin ediyordum. Ancak bu bölümdeki durağımız, hiç beklenilmeyen bir yer olarak Zamaron.


 Yeni bölümümüze yine, yeniden gemimizde başlıyoruz, buna sıkıldığımı siz de fazlasıyla fark etmiş olsanız da şikayet etmeden duramıyorum maalesef. Tabii ki her bölümün klişesi haline gelen ya yeni bir gezegen ya da gemiye yaklaşan herhangi bir cisim, bu bölümde de karşımıza çıkıyor. Dizinin monotonlaştığını görmek biraz can sıkıcı, olayın sıralamasının nasıl gideceğini bilebiliyoruz artık, gemide başlayan bir bölüm, bölüm başı aksiyonu sonrasında olayların bağlanması ve son dakikalardaki aksiyon. Biraz daha farklılaşması ve yenilik getirmesi gereken bir dizi olarak Green Lantern TAS, aslında tamamen bu çizgi roman kahramanının hayranlarına yönelik, ancak onları mutlu edebilecek bir dizi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bir Green Lantern okuru olarak ( ilk başladığımda pek takip etmediğimi söylemiş olsam da, artık bir Atrocitus, bir Sinestro gibi karakterlere sahip bu evreni oldukça sevdim ), beni bile pek tatmin edemiyor.




Tabii Yıldız Safirlerini görmek bu bölümü güzelleştiren bir şey hatta bölümde gördüğümüz bazı karakterlerin fiziksel değişimleri de aslına bakarsanız memnun edici. Mesela Zamaronluların insana yakın tasarımlarının olması ve hatta Kraliçe Aga’po’nun genç ve güzel bir bayan olarak karşımıza çıkması artı bir özellik. Sonrasında Zamaron’da bulunan sarayın gerçekten Yıldız Safirlerinin ismine yakışacak tasarımının olması animasyon tasarımlarının geçtiğimiz bölümdeki o basitlikten uzak olması sebebiyle dikkatimi çekti.


 Kırmızı Fenerler ile savaşmak için hala yanına destek kuvvet arayan Yeşil Fenerler, Zamaronluların desteğini kazanmak için bir nevi Zamaron’a diplomatik ziyarette bulunsalar da, gücünü aşktan alan Zamaronlular’ın akıllarındaki plan daha farklı. Kilowog’un Galia’a olan aşkını yüzüğü vasıtasıyla gören Kraliçe Aga’po, kendi birliğine Galia’yı da katmakta pek gecikmiyor haliyle. Tabii yıldız Safirleri dediğimizde aklımıza gelen ilk isim de bu bölümde aramıza katılıyor. Geçen bu kadar bölüm boyunca dünyaya bir kez bile ayak basmamış olan Hal Jordan’ı merak eden ve nerede olduğunu bulmaya çalışan Carol Ferris de bölümümüzün ana karakterlerinden. Onu da Yıldız Safiri olarak görmek ortaya memnun edici bir bölüm çıkarıyor.





Tabii Aya’nın insanımsı bir forma geçtiğini hepimiz biliyoruz, ancak onunla ilgili büyük bir sır da açığa çıkıyor, peki bu sır ne? Kimi ve nasıl etkiliyor  İşte bunun cevaplarını ancak izlediğinizde öğrenebilirsiniz.

 Yıldız Safirlerinin gezegeni aynı zamanda bir hapishane. Gerçek aşka  kavuşmuş erkeklerin donmuş bir halde olduğu bir erkek hapishanesi. Kraliçe Aga’po’nun Feminizmi andıran konuşmaları, özellikle erkek egemen toplumlara karşı yönelttiği haklı bazı eleştiriler ise anlayana güzel mesajlar içeriyor aslında. O yüzden sezonun gayet akılda kalıcı güzel bir bölümü olarak ‘’ In Love and War ‘’ bir önceki bölümün başarısızlığını örterek bir başarı sağlıyor.


 Bölüm hakkında bilgileri ve onunla birlikte pozitif değerlendirmeleri yaptıktan sonra şimdi olumsuz bazı noktaları dile getirme vakti geldi. Dokuz bölümdür olay örgüsü çok yavaş bir biçimde ilerliyor, belki bir animasyon dizi olmasaydı beğenilen bir durum olabilirdi, sonuçta Moffat Doctor Who’nun senaryosunu öyle bir hazırlamıştı ki işi ele aldıktan sonraki ilk bölümden son bölüme kadar bir bağlantı mevcuttu. Söylemek istediğim şey dizinin böyle bir gidişata sahip olması animasyon olmasının getirdiği beklentiler nedeniyle pek olmuyor, birkaç bölümlük bağlantılı olaylara kimsenin itirazı olmaz ancak dokuz bölümdür bu olay çözülememişse biraz sıkıcılaşmaya başlayabiliyor.



Aslında her şeyin en başından ele alındığını düşünürsek, ilk karşılaşılması gereken düşmanın Kırmızı Fenerler değil Parallax olmasını isterdim. Sürekli sarı taşlar vasıtasıyla korku gücüne gönderme yapılsa bile hala sarı yüzük göremememiz, insanın diziyi izleme hevesini söndürüyor bana göre. Çünkü Parallax gibi bir düşman varken ve evrende korku gücünü kullanacak Sinestro gibi bir karizmatik lider varken ( sonrasında Atrocitus aynı özelliğe sahip olsa da ) neden bu şekilde bir olay örgüsüyle farklı bir düşman takım seçmişler hala bunu anlamlandırmakta sıkıntı çekiyorum.


 Son olarak bu bölüm için eleştirilecek birkaç hususu belirtmem gerek. İlk önce Carol Ferris, sadece romantik birkaç sahne için Yıldız Safiri yapılmış bunu görmüş olduk, onu Yıldız Safiri olarak görmek çok iyiydi ancak çok kısa süreliydi ve Carol Ferris, Yıldız Safiri olur olmaz yüzüğü Zamaron’da arkasında bırakarak hayatına geri döndü, oysa ki Yıldız Safiri olarak gelecek bölümlerde görmek muhteşem olurdu. Ancak Carol Ferris’in aşk hakkında söyledikleri de gerçekten çok güzel ve anlamlıydı. Diğer eleştirilecek konu ise Galia’nın bölüm sonunda Kilowog’a o kadar hırsla nasıl saldırabildiğiydi. En son bıraktığımızda Kilowog’a aşık olan Galia’yı öyle hırsla saldırırken görünce insan bu ne tutarsızlık demeden edemiyor.


 Böylelikle bir bölüm incelemesinin daha sonuna geldik, iyi seyirler diliyorum, hoşçakalın…

 

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget