Supergirl ( Ara İnceleme )

 
 Michael Green’ in * bu sıralar Supergirl projesine odaklandığını duyduğumda bir hayli şaşırdım. DC Comics evreninde birçok kahraman varken Supergirl tercihi doğal olarak bu etkiyi yarattı ve beni heyecanlandırdı. Supergirl dizisi vesilesiyle de olsa belki Superman’i de birkaç bölüm görebiliriz çünkü hatta görmeliyiz de. DC Comics ve Warner Bros.’un bayağı aktif olduğu şu sıralarda kim bilir nelerle karşılaşacağız. Madem ki Supergirl projesi akıllardan geçiyor biz Superman ailesinin bu isminin ilk sinema filmine bir göz atalım Superman III filminin ardından 1984 yılında yayınlanan bu filmde neler olmuş bir göz gezdirelim. Evet, çizgi roman sevmeyen, erkek odaklı aksiyondan hazzetmeyen bayanlar… Romantik film tadında, İspanyol dizileri kıvamında bir filmle karşınızdayız. Sanırım TriStar Studios ve DC Comics yetkilileri masaya oturup ‘’Bir film yapalım, 50’lerin Superman dizilerinden esinlenelim, aşk falan da koyalım içine bir de yakışıklı erkek de olsun, hem  kızlar belki çizgi roman okumaya başlar olmadı sinemada gelir filmi izleyip giderler‘’ demiş olmalılar. Keşke 50’lerde yayınlanan Adventures of Superman dizisinin yanından geçebilmiş olsalar. Neresinden tutsanız elinizde kalacak, Batman ve Robin filmini sevmeyenlere ise bu filmi mumla aratacak resmen aksiyon ambalajlı romantik komedi filmi. Ne yazılabilir ki bu film hakkında? Üç kere üst üste izlememe rağmen fazladan mantık hatası bulmak dışında hiçbir şey olmadı, iyi bir sahne, hikayeyi biraz olsun kotaracak bir emare arasam da maalesef. Film tüm evrenin en kötü filmi olmak için kendini zorladıkça zorlamış, resmen bitmek tükenmek bilmeyen bir ızdırap halini almış. Kesinlikle ciddiyeti olmayan filmin bir Superman spin-off’ u olduğunu bilmek ne kadar korkutucu olsa da ne yazık ki Christopher Reeve’li yıllara ait bir spin-off kendisi. Kızların aşık olacağı kaslı erkekler, kızların aşık olmayacağı kassız erkekler, iyi ve kötü kadınlar, beyin yakan sahneler gibi silleleriyle Supergirl başlıyor efendim.
 
 
 
 
Her şeyden önce görsellik fena olmasa da müzik olarak vasat bir jenerikle film baştan sinyal veriyor zaten. Müzikte kulak tırmalayan seslerle beraber işkencenin sadece jenerikle sınırlı kalacağını düşünseniz de aynı müziği birkaç  sahnede de duyuyorsunuz. Neyse, Kripton’un yok olmasının sonrasında Zaltar’ın yardımıyla  Argo Şehri’ni kuran Kriptonlular, eski medeniyetini burada yaşatırken bir gün Zaltar’ın ufak bir hatası yüzünden şehrin güç kaynağı olan omegahedron kaybedilir. Şehrinin ve ailesinin ölümünü engellemek amacıyla omegahedronun peşinden giden Kara Zor-El, Dünya’ya gelir. İlk dakikalardan düşmanlarımız ile de tanışma fırsatı da yakalıyoruz; Selena ve Nigel. Bir şehre güç kaynaklığı yapan omegahedron, büyü ile uğraşan Selena’nın eline geçtiğinde büyük bir sorun haline geliyor, çok geçmeden de bu sorunun yalnız Supergirl tarafından çözülebileceğini, çünkü Superman’in özel bir barış görevi için Dünya’dan çok uzak bir galaksiye gittiği bilgisinin A.B.D. başkanı tarafından doğrulandığını öğreniyoruz. Peki neden böyle bir film? İçinde Superman olmayan bir Supergirl filmi eksiklik iken üstüne neden bir de büyücüler? Başka bir konu mu yoktu? Zaten başından sonuna mantık hatasıyla dolu bir film çekmişsin üstüne neden bir de büyü eklersin ki? Selena dediğimiz kötü karakter filmin en olmamış karakteri, büyü ile erkekleri kendine aşık etmeye çalışan, büyüye gerek olmadan aşık olanları ise kullanan, gereksiz bir karakter. Bu mu Dünya’nın tek hakimi olacak karakter?  Ya da en başından başlayalım eleştirmeye, sırf bu film için iç uzay – dış uzay ** kavramlarını araştırdım. Ama Supergirl nasıl gökyüzünden gelmedi de suyun içinden çıktı bunu hala anlamadım, oysa ki omegahedron gayet de gökyüzünden düştü. İşte ta buradan başlayan kafa karışıklığım, Kriptonlu Kara’nın normalde değdiği objeyi yakması gereken göz ışınlarının bir çiçeği canlandırdığını görünce fazlasıyla da devam etti; filmi durdurdum ve derin bir nefes almak için balkona çıktım.
 
 
 Nedense ben ilk uçuş sahnelerini severim, yani kahramanlığa adım atmadan önceki en iyi sahnelerden biri gibi gelir bana. Bu yüzden bu filmdeki ilk uçuşu da gayet sevdim, sanırım koskoca filmde bir bu sahneyi sevebildim. Ama sonra yine gözlerim sinirden fal taşı gibi açıldı. Supergirl kendisini taciz etmeye kalkanların ‘’Sen Superman’in en iyi arkadaşı mısın?‘’ sorusuna cevabı ne oldu dersiniz ? ‘’Superman kim?‘’ demesini bekliyorsunuzdur  ama öyle değil ! Doğru cevap ‘’Ben onun kuzeniyim'’ olacaktı. Ya sen Dünya’ya yeni gelmişsin, kuzenini Kal-El olarak tanıyorsun, nereden biliyorsun onun Superman olduğunu? Daha bu başlangıç, biraz sonra daha da  kötüsü gelecek. Sonra sahnenin devamında Supergirl hadlerini bildirse de tacizcilerimiz amaçlarından bir türlü vazgeçmiyor, adamların karşısında süper güçleri olan birisi var ama onlar  ‘’Anladım, oyun oynamak istiyorsun'’ deyip hala üzerine gidiyor. Bu nasıl bir senaryo, biri bana açıklasın. Sonra da yönetiminin muhafazakar olduğu her halinden belli olan bir okula kendisini kaydettirmek için gidiyor, o üniformaları nasıl bulduğunu ve nasıl giydiğini hiçbir zaman anlayamayacaksınız. Ama bunu unutun. Okul müdürünün yanına gittiğindeki sahneye gelelim, müdür okul kaydı için tavsiye mektubu istediğinde kendisi daktiloda hızlıca bir mektup yazıp dosyalara sıkıştırıyor, peki bu mektubu kim yazmış gibi gösteriyor ? Clark Kent! Hadi Superman’i bildi diyelim, onun gizli kimliğini nasıl biliyor? Böyle saçmalık görmedim.
 
 
 
 
Okula yazılmayı başardığında karakterimizin oda arkadaşı Lois Lane’in kardeş Lucy Lane oluyor. Buradaki bir göndermeye dikkat çekelim, gördüğüm ve biraz da araştırdıklarım doğruysa Lucy odada ‘’ Hulk ‘’ çizgi romanı okuyor, bu Marvel Comics’e uzatılan bir zeytin dalı mı yoksa atılan bir taş mı bilemiyorum. Zaten çok geçmeden filmin ‘’yakışıklısını‘’ da görüyoruz ve Selena onu kendisine aşık etmeye çalışsa da Ethan, Linda’ya yani Supergirl’in gizli kimliğine aşık oluyor, Supergirl de Ethan’a. Böylelikle amansız bir ‘’ erkek kavgası ‘’ başlamış oluyor ( Ethan’ı MSN’den sileceksin Supergirl! ). Arada gerçekleşen kavgaları atlayarak filmin en romantik ( ! ) sahnesine gelelim. Supergirl, Selena’dan kurtardığı Ethan’ı bir çarpışan arabanın içinde geceden öğleye kadar uzak bir yerlere uçuruyor, romantik gün doğumları, romantik gün batımları ve daha  neler neler, hem de çarpışan arabayla! Bu filmi izleyen son kişi kör olacak!
 
 
 Tamam, filmde iyi bir sahne daha varsa o da Selena’nın Supergirl’i Hayalet Bölge’ye hapsetmesiydi. Ama Selena’nın Hayalet Bölge’den nasıl haberi oluyor ? Bu soruyu da pas geçersek, Hayalet Bölge’nin içeride nasıl göründüğünü görmemiz, filmde iyi sayılabilecek bir şey. Yüz on üç dakikalık filmde toplasak beş dakika ediyor iyi sahne süresi.
 
 
 Şimdi, filmin başında Supergirl bir uzay aracı ile Dünya’ya ulaştı, hatta ilk başta dediğim gibi suyun içinden çıktı. Filmin sonlarındaysa Supergirl yine aynı noktadan omegahedron ile geri döndü ama hadi ilk geldiğinde uzay aracı ile bunu başardı diyelim, kendi başına bunu nasıl yaptı? Yok, gerçekten olmamış bir film bu, tamam izleyicinin tamamen pasif bir konumda filmin kendisine her şeyi vermiş olarak izlenen filmlerdense izleyiciyi düşünmeye sevk eden filmleri severim, lakin bu filmde düşünerek doldurulacak boşluk yok çünkü filmin kendisi boş!
 
 
 Bu arada ek bilgi olarak belirtmem gerekir, orijinal seride Jimmy Olsen rolünde oynayan Marc McClure yine aynı rolle bu filmde karşımıza çıkıyor fakat bu da orijinal seriyi sevenler için yapılmış bir kandırmacadan ibaret, sırf ana filmle biraz daha bağları kuvvetlendirmek için yapılmış bir oyun, böyle düşünmemin sebebi ise şu; Jimmy Olsen önceki filmlerde ne kadar aktifse bu filmde de o kadar aktif.
 
 
 
 
 
 Başta şunu belirteyim ki çizgi romanda belki büyü sırıtmasa da filme veya diziye uyarlandığında olmuyor. Bu yüzden süper kahramanın kökleri büyü ile oluşturulmamışsa filmde veya dizide bunu görmek işkence oluyor benim için. Fakat asıl eleştirim TriStar Studios’a. Çünkü TriStar Studios’ta  elindeki altını, bakır ile eşdeğer tutma gibi bir hata olmuş. Filmin senaristi David Odell’ı inceleyip, filmografisine baktığınızda ağlayasınız gelir. The Muppet Show’un senaristini alıp bu filme senarist yaparlarsa film tabii ki kötü olur. Sonra, dönüp yönetmene bakıyorsunuz; Jeannot Szwarc. Bu yönetmenin filmografisine baktığınızda da tüm film yapım şirketleri batsın diye dua edebilirsiniz. Kendisi bildiğiniz televizyon dizisi yönetmeni, çok şey beklemeyin, televizyona adım atmış yönetmenler genellikle sinemada başyapıt çıkaramıyorlar, ki Jeannot Szwarc’ın çektiği filmlerin çoğu da televizyon filmi, sinemaya adım attığında da Jaws gibi bir efsaneyi berbat etmiş bir isim kendisi. Sony Pictures ( ki TriStar Studios kendisine aittir ), Fox ve Warner Bros. kendi haline yansınlar, kafaları bugün bile çok değişmiş değil.
 
 
 Şimdi sırada sınıfta kalan bu filmin oyuncularına neler olmuş ona bakalım isterseniz. İlk ismimiz doğal olarak Supergirl rolündeki Helen Slater. Kendisi hakkında dürüst konuşmam gerekirse aslında karaktere tam oturan bir isim. Eğer o yıllarda yönetmen olsam ve bu filmi çekiyor olsam kesinlikle tercihim Helen Slater’dan yana olurdu. Fakat bu film kendisinin sinema kariyerini bitirmiş diyebiliriz, bu filmin ardından birkaç filmde oynasa da kariyeri televizyon dizilerinden ve televizyon filmlerinden ibaret olarak kalmış. Ama bizim için önemli olanlara bakarsak 90’lı yılların vazgeçilmez Batman animasyonunda, birçok bölümde Talia Al-Ghul’u seslendiren isim kendisi ayrıca Smallville dizisinde de Kal-El’in annesi Lara-El rolünde de izleme şansımız oldu Helen Slater’ı. Selena rolünde izlediğimiz Faye Dunaway’e ise hiçbir şey olmadı, bu film sanırım kendisi için sadece kötü bir anı olarak kaldı ve dizi, televizyon filmi, sinema gibi birçok işte yer aldı. Filmin yakışıklısı Ethan’ı oynayan Hart Bochner de bu filmden sonra dizi ve televizyon filmlerine mahkum oldu, bizi ilgilendirebilecek tek işiyse Batman: Mask of The Phantasm’da sesiyle Arthur Reeves adlı karaktere hayat vermesi oldu. Lucy  Lane rolünde izlediğimiz Maureen Teefy ise bu filmden sonra çok az yapımda rol aldı ve 90’lı yılların sonundan itibaren kendisini herhangi bir yapımda göremedik. Böylelikle bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki incelemede görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
 
 
 
 
 
* Kendisi Heroes, Smallville, Gotham dizilerinde yapımcı olup, Yeşil Fener filminde senaristlik de yapmıştır.
 
 
** Bu konuları araştırırken çok ilginç bir bilgiye de rastladım. 1967 yılında birçok ülke tarafından imzalanan ve uzayda herhangi bir nükleer veya başka çeşit kitle imha silahı bulundurulamayacağına dair Dış Uzay Antlaşması da varmış meğerse.
 
 

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget