Superman III ( 1983 )


Artık hepimiz teknoloji çağının birer üyesiyiz. Sanayi Devrimi ile başlayan bu sürecin bugünlere gelebileceğini 1900’lü yıllarda kim tahmin edebilirdi ki? Teknolojinin insan hayatına katkı sağlamak amacından çıkıp, moda haline gelebileceğini bundan çok da uzun olmayan bir süre  önce kimse tahmin edemezdi. Fakat bana kalırsa Teknoloji artık bir nimet değil, başa alınan bir bela.Bugün makineleşme ile beraber artan işsizlik, insanlar arasında iletişim kopukluğu, özel hayatın sınırlarının tehlikeye girişi gibi durumlar buna bir örnek. Dönüp bir bakın etrafınıza, yaşadığınız çağın müthiş olduğunu ballandıra ballandıra size anlatacak onlarca kitap, broşür, TV programı vs. göreceksiniz. Ben yaşadığımız çağın geleceğin ütopyasını yaratacağını düşünmüyorum hatta distopik bir gelecek bizi bekleyen. Hem de yıllar önce öngörülmüş distopik bir gelecek… Bugün bile bir arkadaşınız ile buluştuğunuzda muhabbeti yarıda kesen mesaj trafikleri, etrafımızı saran ve bizi korumanın yanında başka bir açıyla bakarsak bizi izleyen birer göz gibi güvenlik kameraları ( V for Vendetta’ yı mı hatırladınız yoksa? ), hikayesi hep aynı ama oyuncuları farklı beyin uyuşturan TV programları, … gibi daha birçok sıralanabilecek örnek, bugün bile bile bize bazı şeylerin kötü gideceğinin habercisi aslında. Çok konuşmama gerek yok, Cesur Yeni Dünya ( Aldous Huxley ), 1984 ( George Orwell ), Fahrenheit 451 ( Ray Bradbury ) gibi romanlar size bu dediklerimden çok daha fazlasını söyleyeceklerdir, iktisadi ve çevre konularında önereceğim kitaplara  girmiyorum bile. Yine sinemadan daha çok hoşlananlar için Fahrenheit 451 romanından uyarlama Değişen Dünyanın İnsanları, George Orwell’ ın aynı adlı romanından uyarlama 1984 ( başrolünde V for Vendetta, Hellboy ve son olarak Doctor Who’ dan tanıdığımız John Hurt bulunuyor ) ve Brazil adlı filmleri izlemenizi tavsiye ediyorum. Peki bundan neden mi bahsettim? Zamanı gelince anlayacaksınız elbet… İki –hatta üç– filmini ardımızda bıraktığımız Superman karakteri, 1983 yılında tekrar Richard Lester’ın yönetmenliğinde karşımıza çıkıyor. Bundan önceki filmin de yönetmeni olan Lester’ın üçüncü film için seçilmesi ne kadar doğruydu? Superman III filmini izlemeden önce aklımda birçok soru işareti vardı.Çünkü Superman II’de  resmen Richard Lester’ın hayal gücüne yolculuk yaptık ve ben o hayal gücünü hiç sevmedim ne yalan söyleyeyim. Bu filmi önceden izlediğim için aklımda bazı sahneler vardı, o sahneleri düşündükçe içim rahat etti ama inceleme yazmak için oturup tekrar izlediğimde aynı duyguyla filmi beğenecek miydim? Sonuçta karşımda pek de güvenemediğim bir yönetmen vardı ve film en kötü ihtimalle Christopher Reeve’in oyunculuğuyla kotarılıp gerçekten çok kötü bir film olarak listedeki yerini alacaktı benim için. Daha farklı düşünürsek de film belki çok iyi olacak ve Lester bana beklemediğimi vererek beni şaşırtacaktı. Neyse sizi daha fazla bekletmeden filmimizi incelemeye başlayalım.

 
 

 İş bulmaktan yana ciddi sıkıntılar yaşayan Gus Gorman adlı karakterimizi, işsizlik maaşını almak için gittiği Metropolis Sağlık ve İnsan Servisleri Şubesi’nde görmemizle başladığımız film bize ilk dakikalardan Gus Gorman’ın filmdeki komediyi üstleneceğini hissettiriyor. Otuz altı hafta boyunca işsiz olarak dolaşan Gus Gorman’ın kendine ait bir rekoru bile var, günü birlik iş deneyimlerinin yanında sadece yirmi sekiz dakika süren bir iş deneyimine de sahip. Anlayacağınız kendisi işsiz kalmaya mahkum, gönlü çalışmaktan yana olmayan aksine en kolay yoldan para kazanmak için elinden geleni yapan bir karakter. Doğal olarak işsizlik maaşı kesilen Gus Gorman tam sinirle sigarasını yakmak üzereyken kibritin üzerinde bir reklam görüyor;  ‘’Büyük para kazan ! Bilgisayar programcısı ol‘’ .* Eski jenerikten farklı olarak ‘’Metropolis’te Karmaşa‘’ temalı jeneriğimizi izledikten sonra şunu demeliyim ki, eski jeneriğin epik havasından sonra komediyi öne çıkaran bu jenerik de hoşuma gitmedi değil. İlk beş dakikada komedinin aksiyonla hemen hemen eşit ağırlıkta olduğunu hissedemeyip, - komediyi sevmeyenler olarak – filmi izlemeye devam ederseniz hayal kırıklığına uğrarsınız. Çok geçmeden de filmde Lois Lane karakterini fazla göremeyeceğimizi anlıyoruz. Clark, lise davetine Jimmy ile birlikte giderken Lois de Bermuda’ya gidiyor.Bunun başta kötü olduğunu düşünecek olsanız da bu güzel bir durumun başlangıcı denebilir. Adventures of Superman ve öncesinde şikayet ettiğim bir durum da böylelikle halloluyor. Yani klasik yapımlarda Superman olduktan sonra Smallville’ye hiç uğramamış karakterimiz böylelikle o küçük kasabaya geri dönüyor. Bu istediğim bir şeydi.

 
 

 Clark, Smallville’ye vardığında eski hem de çok eski bir arkadaşıyla – aşkıyla – karşılaşıyor; Lana Lang. Burada ufak bir detaya dikkatinizi çekeceğim, Clark ve Lana diyaloğunda Martha Kent’in hayatını kaybettiğinden bahsediliyor, bunu aklınızın bir köşesinde tutun belki çok sonraları işimize yarayabilir. Benden size bir tavsiye, Clark Kent’e dans teklif etmeyin sakın yoksa bir partideki tüm gözleri üzerinize çekebilirsiniz. Şaka bir yana Clark’ın dansını gördüğümde kahkahayı patlattım, Clark üzerinden yapılan espriler bence muhteşemdi. İlk filmde Otis ikinci filmde Non karakterlerinin komediyi üstlenmesinin ardından üçüncü filmde komedi Gus Gorman ve Clark Kent arasında bölüştürülüyor lakin pastadan büyük pay Gus Gorman’a düşüyor. Neyse konumuza geri dönelim, Clark Kent bir yandan Smallville’de vakit geçirirken Gus Gorman da kendisine Webscore Endüstrileri Bilgi İşlem Merkezi’nde bir iş buluyor. Aldığı parayı beğenmeyen ve az önce de söylediğim gibi kolayca para kazanmak gibi bir isteği olduğundan boş durmayarak ‘’bilgisayar yoluyla‘’ çalıştığı firmayı dolandırıyor. Firmadan zimmetine 85.000 dolar geçiren Gus Gorman bunu pek gizleyemeyerek kendisini açık ettiğinde de firma sahibi Ross Webster devreye giriyor ki burada eski usulleri savunan muhasebecisine söylediği söz de filmin konusunu az çok belli ediyor;  ‘’Dostum sen dünde kaldın, bu hırsızlığı yapansa yarının adamı‘’ yine Ross Webster’in Gus Gorman’ı yanına çağırdığında söylediği diğer bir söz ise filmin kilidini açıyor;  ‘’Bilgisayarlar Dünya’ yı yönettiği için bilgisayarı yanıltan adam da Dünya’ yı yönetebilir‘’. Tabii bu sözün ardından Ross Webster’in planını da öğreniyoruz, kendisi Gus Gorman’dan hükümetin hava gözlem için fırlattığı Vulcan adlı uyduyu yeniden programlayarak onu sadece hava gözlemleyen değil aynı zamanda onu değiştirebilen bir alet yapmasını istiyor. Bunun da bir sebebi var, Ross Webster kahve ticaretine atılmayı hedefliyor ve birçok ülke ile anlaşmış olsa da Kolombiya ile anlaşamadığı için hava değişimi yaratarak orada ekili tüm kahve tarlalarını yok etmeyi planlıyor. İktisadi tabirle kendisi kahve ticaretinde tekel olmayı amaçlıyor. Ancak Superman, Kolombiya’ya gidip bu hava değişikliğini  önleyip, etkilerini de yok edince Ross Webster planlarını daha da büyüterek önce Superman’i ortadan kaldırıp sonra da kahve yerine ‘’daha karlı‘’ petrol işine girmeyi hedefliyor. Tabii Superman’i yok edebilecek tek şey Kriptonit ve ellerinde de bu meteor bulunmadığı için, tekrar Vulcan uydusunun yardımıyla Kripton’un yok olduğu koordinatlara ulaşarak Kripton meteorlarının içerdiği maddeleri saptayarak el yapımı Kriptonit elde etmeyi düşünseler de Gus Gorman işi eline yüzüne bulaştırınca sonuç çok daha değişik oluyor. Superman yok olması gerekirken şeytani ve bencil ruhlu bir varlık haline geliyor.

 
 
 

 Bu film Richard Lester’den hiç beklemeyeceğim bir film olmuş. Belki Richard Donner’in muhteşem kurgusu bozulmuş olabilir ama yine de Lester bol hicivli, aksiyonlu ve komedili bir iş ortaya çıkarmış. Senaryoda David Newman ve Leslie Newman ** Mario Puzo’nun yerini dolduramamış olsalar da gayet iyi bir iş ortaya çıkarıyorlar. Bu sefer Richard Lester kafasından uydurduğu güçleri filme koymayarak da ortaya kabul edeceğimiz bir Superman çıkarmış. Hal böyle olunca malum sitelerdeki puanların neden bu kadar düşük olduğunu düşünmeye başladım ve birkaç şey buldum. Başta komedinin eskisine göre çok fazla olması sebebi aklıma geldi sonra da Lois Lane’in filmde hemen hemen hiç olmaması. Ama bana kalırsa bu iki sebep de filmi kötü yapmaya yetmiyor, neden mi böyle düşünüyorum? İzin verin açıklayayım. Başta komedi unsurunun sorun olduğunu düşünüyorsanız bir önceki filmde de romantizm oldukça fazlaydı hatta aksiyon ile arasında bariz bir dengesizlik vardı.Ayrıca Superman’i görev başında görebilmemiz için de oldukça beklememiz gerekti. Bundan önceki filmi yadırgamayı da bu filmi komediden ötürü yadırgamak pek de doğru olmaz bu yüzden. Diğer bir sebebin de Lois Lane olmaması olabilir demiştik. Tamam eğer filmin bir alt başlığı olmuş olsaydı ‘’ Superman III : Çapkınlık Turu ‘’ olabilirdi. Lois Lane’in olmamasındaki boşluk Lana Lang ile kapatılmaya çalışılıp üstüne de Clark’ın Lana ile yakınlaşması da izleyicileri memnun etmemiş anlaşılan. Ama kaçırılan bazı noktaları da söylemek gerek, bu Clark ve Lana yakınlaşmasının bazı nedenleri olmalı ki var da zaten. Superman ve Clark Kent her ne kadar aynı kişi olsa da Lois Lane, oradan oraya uçan, insanları kurtaran güçlü Superman’e aşık ve geçtiğimiz filmde gördüğümüz gibi Clark Kent ve Superman’in aynı kişi olması bilmek gibi bir yükü de kaldıramıyor. Ama Lana Lang, Smallville’de yetişmiş o iyi kalpli ve saf Clark’tan hoşlanıyor. Bu doğal olarak Clark’ın Lana’ya yakınlaşmasına sebep olmuş olabilir, hem hangi Superman filminde Lana’yı bu kadar uzun bir süre görebildik ki, tadını çıkarın Smallville’de doğan ve yeniden alevlenen aşkın. Ben bu yüzden Lois Lane’in olmamasını yadırgamadım aksine yeni bir karakter yaratmak yerine  Lana gibi Superman’in geçmişine ait bir karakteri karşımıza çıkardıkları için yönetmen ve senaristleri takdir ettim.

 
 

Az önce ne demiştim ben, eğer filmin al başlığı olsa bu ‘’Çapkınlık Turu‘’ olurdu demiştim değil mi ? Bunu unutun, tamamen bir şakaydı. Asıl bir alt başlık olacaksa bu ‘’Superman III : Superman vs. Superman‘’ olurdu kesin. Superman’in ikiye bölünmesi benim için yeni bir durum değil. Hatırlarsanız Adventures of Superman dizisinde de bunu gördük ama bir farkla, iki Superman de iyi karakterlerinden bir şey kaybetmiyorlar yalnız güçlerini yarı yarıya bölüşmüş oluyorlardı. Ancak bu filmde kötü bir varlık haline gelen Superman’in bir nevi içindeki iyiliği dışarı çıkarmasını görüyoruz. Ancak burada da bazı noktalar dikkatinizi çekecektir. İyilik dışarı Clark Kent olarak ve kısıtlı güçlerle çıkıyor. Burada atıf yapılan Superman’in bir ‘’insan‘’ oluşu, içindeki iyiliğin de Jonathan Kent ve Matha Kent’in bir uzay gemisiyle Dünya’ya gelen o çocuğu böyle yetiştirmiş olmaları. Yani iyi olan aslında Superman değil bu çiftin yetiştirdiği Clark Kent. Güçlerinin kötü ruhlu Superman’den daha kısıtlı olması da bir mesaj vermek için aslında; her ne kadar zayıf olursa olsun iyilik, kendisinden daha güçlü olan kötülüğe zafer kazanabilir ! Konsept, ana fikir gayet güzel oluşturulmuş ve bugün onca efekte rağmen Superman vs. Superman izleyemiyorken bunu 1983 yılında başarmış Richard Lester’i ayakta alkışlamak lazım.

 
 
 

Şimdi filmde kaç kötü adamımız var sayalım.Kötü ruhlu Superman, Gus Gorman, Ross Webster ve kardeşi Vera Webster ile son olarak da metresi Lorelei. Eğer bugün çekilen bir filmde bırakın beşi, iki tane suçlu bile olsa ikisine de aynı ağırlık verilsin, ikisiyle de savaşsın, biri diğerinden fazla gözükmesin vs. diye devam eden bitmek tükenmek bilemeyen seyirci istekleriyle karşılaşır yönetmenler ve senaristler. Senaristler  ise filmde üç ana kötüye rolleri gayet başarılı bir şekilde dağıtmış, başarıdan kastım kötü karakterlerin filmde gerektiği kadar görünmeleri. Bununla da yetinmeyip filmin sonunda kendine ait bir bilinci olan bilgisayarımızı da düşmandan sayarsak, kimi düşman tadında bırakılarak kimisi de tadına doyum olmadan filme gayet güzel serpiştirilmiş. Yine geçtiğimiz incelemede bir husustan bahsetmiştim. Kötü karakterlerin fazlasıyla ‘’Klasik Dönem‘’ özelliği içerdiğinden.Bu sorun da aşılmış, para ve güç için milyonlarca insanı öldürebilecek, içindeki kötülüğün kaynağı belli olmayan düşmanlar yerine daha sadeleştirilmiş düşmanlar karşımızdaki. Mesela Gus Gorman, son dakikalarda Superman’e hayati yardımı dokunan bir karakter, filmin ‘’ iyi ‘’ kötülerinden. Richard Pryor’un o güzel oyunculuğu sayesinde de karakteri hemen seviyorsunuz zaten. Ross Webster ise tam bir  kapitalist. Lex Luthor’un üzerinde biraz oynanmış bir versiyonu, pek orijinal olduğu söylenemez. Ama yine de Christopher Reeve’nin oynadığı filmler içerisinde tek Lex Luthor’suz film olması nedeniyle bu filmin yeri benim için ayrı. Keza kapitalizmin eleştirisi bu karakter üzerinden daha açık yapıldığı için de beni memnun etti. Lorelei ise filmin cinsel objesi olan, daha doğrusu zeki olup kendini böyle göstermeyi tercih eden bir karakter, olmasa da olur dedirtiyor ama olması-olmaması pek mühim olmadığı için etkisiz eleman diyebiliriz, Vera Webster’den bahsetmeye pek de gerek yok açıkçası. En basit tabirle General Zod için Ursa ve Non neyse bu filmde bu iki kadın karakterde o.

 

 Anlayacağınız bu filmi, malum sitelerdeki puanlara göre yargılamamanız en doğru tercih olacaktır. İzlerken çok zevk alacağınızı düşünüyorum, göndermeleri, mesajları, aksiyonu ve komedisiyle sizi kendisine çekmemesi için hiçbir sebep yok. Görsel efektlere gelecek olursak yine yılına göre gayet iyi hatta kendini bugüne taşıyabilecek kadar iyi bir yapımdan bahsediyoruz. Efektler çok nadiren sırıtıyor ancak bu durum bugün izlediğimiz filmlerde bile mevcut, bazı noktaları bu yüzden es geçiyorum. Bunun dışında Superman vs. Superman kısmında bile sizi rahatsız edebilecek bir şey yok tabii mükemmeliyetçi değilseniz. Son olarak bir göndermeden bahsederek klasik ‘’bir sonraki filmde olmayacak oyuncular‘’ kısmına yönelelim.Yine Adventures of Superman dizisinde gördüğümüz Superman’in kömürü basınç uygulayarak elmas haline getirmesini hatırlıyorsunuzdur. Superman, Lana’ya ufak bir sürpriz yapmak için işte tam da bunu tekrardan yapıyor. Bu filmde Adventures of Superman’in bize hatırlatılması da hoş bir detaydı.

 
 

 Gelelim Christopher Reeve’nin oynadığı Superman filmlerinde bir daha göremeyeceğimiz isimlere. Gus Gorman rolünde izlediğimiz Richard Pryor’u, bir daha herhangi bir Superman uyarlamasında da göremedik. 10 Aralık 2005 tarihinde de kendisi hayata gözlerini yumdu, kendisini hep Gus Gorman olarak hatırlayacağım. Lana Lang rolünde izlediğimiz Anette O’Toole ise bu yapımdan sonra birçok filmde ve dizide rol aldı ancak siz onu daha çok Smallville dizisinde oynadığı Martha Kent rolüyle biliyorsunuz, ki ben de kendisini ilk kez Martha Kent olarak tanımış Superman III filminde oynadığını filmi izledikten sonra görmüştüm. Ross Webster rolünde izlediğimiz Robert Vaughn ise bu filmden sonra herhangi bir Superman uyarlamasında kendisine yer bulamasa da birçok dizi ve filmde rol aldı. Lorelei rolünde izlediğimiz Pamela Stephenson ve Vera Webster rolünde izlediğimiz Annie Ross ise bu filmden sonra çok fazla film veya dizide rol alamadılar, kendilerini herhangi bir Superman uyarlamasında da göremedik zaten. Böylelikle bir incelemenin daha sonuna gelmiş olduk, bir sonraki incelemede görüşmek üzere, iyi seyirler, hoşçakalın.

 

* Burada yazan telefon numarasının 12345678 şeklinde olduğunu görünce kahkahayı basıverdim.

 

** David Newman ve Leslie Newman ikilisi  ( Richard Donner’ s Cut dahil ) bundan önceki Superman yapımlarında da senaryo takımında yer almışlardır.

 
 
 
 

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget