Man of Steel İncelemesi 2 - Her Yer Kripton, Her Yer Direniş


Bu yazımız, incelemeden biraz daha farklı olacak aslında. İki bölüm olacak bu yazının ilk bölümünde ağırlıklı olarak çizgi romanlarla filmin karşılaştırmasını yapacağız. İkinci kısımda da filmin incelemesini çok uzun olmayacak şekilde yapacağız. 

UYARI: Bu çizgiden sonra sizi spoiler'dan Superman bile kurtaramaz, dikkat edin! 

İlk kısma başlayalım fazla uzatmadan:

1. Çizgi Romandan Beyaz Perdeye

Not: Resimleri net görebilmek için önce resme tıklayın, sonra sağ tıklayıp yeni sekmede açın.

1.1 Clark okulda birden bire güçlerini fark etmeye başlar. Öğretmeni kendisine soru sorar ama Clark onu dinlemez, arkadaşlarının derilerinin ardındaki iskeleti görmeye başlar, sonunda dayanamaz ve kaçarak uzaklaşır. Tek başına bir yere saklanır ve ağlamaya başlar. Bakalım bu sahneye hangi sayfada rastlıyoruz:

Superman: Secret Origin serisinde, Clark'ın gücünü yeni öğrenmeye başladığı sahneyle neredeyse birebir örtüşüyor film. Devam edelim.

1.2 Jonathan Kent, oğluna uzay mekiğini gösteriyor. Nereden geldiğini söylüyor ve Clark'ın kendi oğulları olmadığını söylüyor. Clark'ın gözleri doluyor ve başka biri olmak istemediğini söylüyor. "Sadece senin oğlunmuşum gibi davransam olmaz mı?" diye soruyor. Peki, bizim de gözlerimizi dolduran bu sahne hangi çizgi romandan?

Yine Superman: Secret Origin serisinden. Ve bu sahneden sonra filmde Jonathan baba Clark'a sarılıyor ve "Sen benim oğlumsun" diyerek bağrına basıyor. Çizgi romanda da durum hiç farklı değil:

1.3 Hemen bu sahnelerin öncesinde Baba Kent, Clark'a şunları diyor: "Sen cevapsın oğlum... Bu evrende yalnız mıyız sorusunun cevabısın sen bizim için." Hemen renkli sayfalara dönüyoruz ve bu sözler kime aitmiş öğreniyoruz:


Superman: Birthright çizgi romanında Martha Kent, oğluna şunları diyor: "Bu evrende yalnız mıyız" sorusu hep vardı.... ve sen bunun cevabısın." Kolay kolay gözden kaçmayacak bir söz.

1.4 Çocuklar, Clark'ı sıkıştırırlar, kızdırırlar ve dövmeye çalışırlar, yere ittirirler ama Clark ne kadar sinirlense de hiçbirine karşılık vermez. Evet, "olabilir yani" denecek, çok da üstüne düşmeye gerek yok ama Superman: Earth One çizgi romanında filmdeki sahneye oldukça benzeyen bir yer var. Buyurun:


1.5 Jonathan Kent, oğlunun büyük bir amaç için Dünya'da olduğunu, Clark'ın bunu gerçekleştirmek için aramızda olduğuna inanır. Baba Kent'in bu felsefesi Superman: Earth One çizgi romanında da yer almakta:


Belirtmekte fayda var, filmde Jonathan Kent, oğlunun kimliğini açıklamasını istemez, Dünya'nın buna hazır olmadığını düşünür. Onun için korkar, oğlunu koruma iç güdüsüyle hareket eder. Bu düşüncesi ve tavrı Superman: Birthright serisindeki Jonathan Kent'in düşünceleriyle ve hareketleriyle aynıdır.

1.6 Dünya'da bunlar olurken Kripton nasıldı peki?


1.7 Lara, oğlunu Dünya'ya yollamadan önce endişeleniyor filmde, "Onu dışlayacaklar, onlar gibi olmayacak" diyerek üzülüyor. Bakalım, Lara Superman: Earth One'da nasıl endişelenmiş:


Russel Crowe'un canlandırdığı Jor-El ise, "Nasıl?" diyordu. "Onlar için bir tanrı olacak. Güçlü olacak." şeklinde Kal-El'in yaşayacağının güvencesini veriyordu. Bakalım burada ne demiş:

1.8 Kripton'da Jor-El'in bindiği hayvanı, H'raka'yı hatırladınız mı? Durun göstereyim:


Peki, Superman'in Kripton'lu bu hayvanla daha önce, hem de baya önce karşılaştığını söylesem? Buyurun size Superman v1 #71'in kapağı:


1.9 Babası Jor-El Superman'le konuşur. İnsanların ona nasıl bakacağından bahseder. Filmdeki konuşmasını vermeye bile gerek yok. Buyurun, All-Star Superman 12. sayıdaki diyalogu birebir olarak filmde de görüyoruz.


1.10 "Superman, yangından insan kurtarırken" pozu/görüntüsü, karakter için biraz ikoniktir artık. O görüntü bize tanıdık gelir:



1.11 Superman, Askeriye tarafından alıkoyulur ve sorgulamaya alınır. 



Filmin sonunda bir de sapına kadar Amerikan olduğundan bahseder. İki sahneyi toplu paket halinde Superman: Secret Origin sayfalarında sunalım:


Bu arada o son sahnede Superman'e "çekici biri aslında" diyen bayanı hatırladınız mı? Göğsünde "FARRIS" ismi yazılıydı. Filmin sonunda oyuncuların içinde Carrie Farris olarak geçiyor adı. Tanıdık geldi mi? "Carol Ferris" ---> Green Lantern Hal Jordan'ın sevgilisi olur kendisi.

1.12 Superman uçmaya başlar. Dağları tepeleri aşar, uçabildiği için mutludur. O hızla hayvanların, bir sürünün arasına dalar onlarla uçar. Superman: Birthright'dan bir sahne benzerliği doğruluyor:



1.13 
-'S' ne anlama geliyor?
+Bu bir 'S' değil, benim Dünya'mda bunun anlamı 'umut'.

Filmde beğenilen değişikliklerden birisi buydu. Eski Superman filmlerinde de sembol, çizgi romanlardakinden farklı olarak "Aile simgesi" olarak kullanılmıştı. Uzun bir müddet bu şekilde kullanıldı çizgi romanlarda. Yine Birthright çizgi romanında bunun yeniden değiştiğini görüyoruz:



1.14 Lois Lane, içerideki koruma robotu tarafından yaralanır. Kanaması vardır. Clark görür ve hemen yanına koşar. "Elimi sıkıca tut." der, yarayı kapatması için "yakmam gerek" der. ve Lois'in çığlıkları içinde yarayı kapatır. Peki, bu Superman'in ilk tecrübesi mi?

Not: Son balon, konuyla alakasız olduğu için boş bırakıldı.
1.15 "YOU ARE NOT ALONE." Zod Dünya'ya gelir. Bütün yayın kanallarını ele geçirir ve parazitli bir görüntüyle konuşmasını yapar. İnsanların içinde bir uzaylı olduğunu ve kendisine teslim edilmesi gerektiğini söyler.


Superman: Earth One'da Dünya'ya gelen kötü adam, bütün iletişim kanallarını ele geçirir. İnsanların içinde bir uzaylı olduğunu ve onun kendisine teslim edilmesi gerektiğini söyler. Parazitli görüntü burada da vardır.


Daha sonra her iki düşman da Kal-El'e seslenirler. "Eğer beni duyuyorsan, gel naz etme teslim ol" derler ve teslim olmadığı taktirde insanlara olacaklardan bahsederler.


1.16 Zod ve Superman, havada yumruk yumruğa girerler birbirlerine:



1.17 Son olarak bir de kilise sahnesine değinmek gerek. Bilmeyenler tarafından tepki alan bir sahne. Ciddi ciddi sırf bu sahneye dayanarak filmde Hıristiyanlık propagandası olduğunu savunan uzun makaleler gördüm. Superman'in kiliseye gidip pedere "güvenmek" konusunda soru sorması doğrudan Superman: For Tomorrow macerasına atıftır.


For Tomorrow çizgi romanında konu şudur: İnsanlar ortadan kaybolurlar. Bu kayıpların hepsi Superman dünya dışında bir görevdeyken olur. Superman zamanında yetişip kurtaramaz onları. Bir pederin yanına gidip başarısızlığından, insanlara güven verememesinden bahseder. Filmdekine benzer bir konuşma olur aralarında. Ve ilginçtir ki For Tomorrow macerasında da baş düşman General Zod'tur.


1.18 Unutmadan, İleride Yalnızlık Kalesi'nin bekçiliğini yapacak olan Kelex, bu filmde Jor-El ve Lara'nın hizmetkarı olarak karşımıza çıkıyor:


1.19 Ayrıca Zod, Superman'in annesini tehdit ederken, Clark'ın uçup ağız burun dalması Yiğit Özgür'e bir gönderme olabilir mi? :)


2. Çelik Adam


İlk kısım oldukça uzun olduğu için 2. kısımda sadece film hakkındaki son görüşlerim olacak. Öncelikle şunu söylemeliyim ki filmi çok beğendim. Kafama taş yemek istemiyorum ama Christopher Reeve olmasaydı eski Superman serilerini seveceğimi hiç sanmıyorum. Bunun en büyük sebebi de favori kötü karakterlerimden, DC evrenin en keskin zekalarından ve oldukça korkutucu biri olan Lex Luthor'un şebeğe çevrilmiş olması.  Bu yüzdendir ki eski serileri sadece Lois Lane ve Christopher Reeve hatırına izlerim. Bu sebeple Man of Steel filmi benim için çok anlam ifade ediyordu. Sadece Superman/Batman içeren bir World's Finest filmini, Justice League filminden daha çok istediğimi söylersem Superman'e olan sevgim bir nebze anlaşılabilir. 


Filmin aksiyon kısmı muhteşemdi. Bunu kimse inkar edemez. Tüm aksiyonları fragmanlarda gösterip filme bir şey kalmayacak düşüncesiyle TV Spot izlemeyi, fragman izlemeyi bırakmıştım, ama alakası bile yokmuş. Genelde aksiyonun bol olduğu filmlerden cidden hoşlanmam. Filmin seviyesini düşürdüğüne inanırım. Ancak eğer aksiyon cüretkar bir şekilde yapılıyorsa başımın üstünde yeri var. Nasıl yani? Eğer 2 adamı bir bina içine tıkarak saatlerce dövüştürürseniz sıkar. Ama aksiyon için koca şehri yerle bir etmeyi göze aldıysanız, bu cüretkar bir aksiyondur. Man of Steel bunun hakkını veriyordu.


Yıllardır kostümü giyen herkesi Christopher Reeve ile karşılaştırdık. Eh, bunun aksi mümkün mü. Bugün çizgi romanlarda bile çoğu çizer, Clark'ı/Superman'i çizerken Reeve'i model alıyor. Haliyle kostümü giyen oyuncunun üzerine çok büyük bir yük biniyor. Henry Cavill'i The Tudors'ta oynadığı zamandan beri takip ediyorum. hatta 2 yıl önce The Immortals filminde izlerken bir arkadaşım "daha Superman olması için çok çalışması lazım" demişti. Doğrusu set fotoğrafları çıkana kadar umutsuzdum. Ama bu adam 'olmuş'. O kostümü giydikten sonra bize bir insanın gerçekten uçabileceğini hissettirmesi gerek. Christopher Reeve'i bu yüzden sevmedik mi? Henry Cavill de çok başarılıydı. "Sana puanım 9 kanka".


Gelelim Lois Lane'e... Amy Adams aşığı bir insan olmama rağmen ne yazık ki Lois Lane karakteri hiç ama hiç olmamış. Bu karakter yetersizliğinin en büyük sebebi de Lois Lane/Clark Kent ilişkisinin tamamen çöpe atılmış olması. Tamam, Lois gözü kara bir gazetecidir, baş belasıdır ama Lois'i Lois yapan en büyük şeylerden birisi sürekli Clark'la uğraşması, sırf Clark'ın Superman olduğunu kanıtlamak için kendini gökdelenden aşağı atan manyağın teki olması. Glint'in de incelemesinde dediği gibi Lois'in sürekli ağlayacakmış gibi durması karakterden çok şey eksiltmiş. Canım cicim Amy Adams'ı ne kadar sevsem de Margot Kidder'ın tatlı bela Lois'inin yanına bile yaklaşamamış. Ayrıca gördüğümüz gibi şapşallıkla, sakarlıkla uzaktan yakından alakası olmayan Clark ve belalısı Lois'in takışmaları, araştırmaları olmadan ikilinin kimyasının bozulacağını düşünüyorum.


Kötü karakterlerde ise Boardwalk Empire'dan çok sevdiğim Michael Shannon, General Zod'u, alman oyuncu Antje Traue ise önceki seride Ursa'nın yerine geçmiş olan Faora'yı oynuyor. Fazla uzatmaya gerek yok, her ikisini de çok sevdim ben. Faora genel olarak pek beğenilmese de Femme Fatale tarzı tuttuğunu koparan, sert kadın tiplemelerini her zaman beğenmişimdir. Ama Zod'la ilgili çok büyük bir problemim var. Hayır, niye "Kneel Before Zod" demedi diye kızmıyorum. Gerçi o da tartışılmalı. "Zod'un önünde eğilin" demeyen Zod, Batman'in belini kırmayan Bane gibidir, eksiktir. 


Neyse... (Dikkat Spoiler) Superman, Zod'u neden öldürdü? Daha önce kahramanlar, düşmanlarını öldürmeli mi öldürmemeli mi diye takipçilerimizle uzun uzun konuştuğumuz, meseleyi diğer örneklerle incelediğimiz bir yazımız vardı. What's so funny about truth, justice and the american way? isminde. Superman'in neden öldürmediğinden bahsettik. Öldürmek Superman'in ilkelerine başlı başına aykırı bir şey. Mesele "olayı çözmek için öldürmeli mi öldürmemeli mi" tartışması değil. Burada Superman'in hayatını adadığı ilkelerden bahsediyoruz. SUPERMAN ÖLDÜRMEZ. Bu kadar basit. Diyebilirsiniz ki "ya ne yapacaktı, öldürmeseydi Zod insanları öldürecekti." diye. Ama sorun senarist David S. Goyer'da. Sen durumu oraya kadar niye götürüyorsun ki? Pataklaya pataklaya Phantom Zone'a atsa daha iyi olurdu. Karakterin ilkelerini böylece yok saymanın hiçbir masum açıklaması olamaz. Benim için filmin notunu en çok düşüren de buydu.

Saturn Queen, Whatever Happened to the Man of Tomorrow çizgi romanında ne diyordu:

"Kimsenin öldürmeye hakkı yoktur. Ne Mxyzptlk'in... ne senin... ne de Superman'in. Özellikle Superman'in öldürmeye hakkı yoktur."


Toparlamak gerekirse, çizgi romanlara çoğu noktada sadık, aksiyonu belki de en iyi filmlerden birisi Man of Steel. Gerçi filmin yarısından çoğunun aksiyon, geri kalanının da çizgi romanlardan olduğunu düşününce David S. Goyer efendi filmin neresini kendisi yazdı emin olmak mümkün değil. Nihayetinde yumruk yumruğa dövüşen bir Superman filmi izledik. Koyu bir Superman hayranı olarak filmin benim gözümde muhteşem olduğunu söyleyebilirim. Ha, Zod'un öldürülmesini ve Lois/Clark dinamiğinin çöpe atılmasını hayatta affedemem. Ama bunların dışında izlediğim en iyi süper kahraman filmlerinden birisiydi. İzleyin, izlettirin.


Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget