TÇÇT Röportaj: Meryem Çimen




TÇÇT olarak, Oğuz Kağan çizgiromanının yaratıcısı Meryem Çimen ile röportaj yaptık ve sizlere sunuyoruz.



TÇÇT: Merhabalar Meryem hanım, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Meryem Çimen: Merhaba, 1987'de Konya'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Konya'da tamamladım. Yedinci sınıftaydım ve, babam resim yeteneğimi fark ederek beni Seçenek Resim atölyesine götürdü. Hayatımın yönünü değiştiren yer diye bilirim. Daha sonra Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesini kazandım. Üniversiteyi Gazi Üniversitesi Resim iş Öğretmenliği bölümünde tamamladım.  Şuan İstanbul'da Görsel Sanatlar Öğretmenliği yapıyorum ve çeşitli dergilere karikatür çiziyorum.

TÇÇT: En klasik soru ile başlayayım, çizgi romana ilginiz ne zaman başladı?

M.Ç.: Aslında 6 yaşımdayken çizdiğim öyküyü görmüş olmasam lise diyebilirdim. Eski kapaklı kanepeler vardı hani, küçükken onun kapağına kraliçe arı ve kovanın önünde buldukları prensesin öyküsünü çizmişim yamuk yumuk yazılar ve içlerine sığdıramadığım konuşma balonları ile. İlk okuldayken mini dergiler hazırlardım yani küçüklüğümden beri diyebilirim. Ancak ilk basılı işim lisede oldu Ankara'da “Felsefe Yazın” isimli bir dergide.

Bir Demir Adam eskizi

TÇÇT: Oğuz kağan sizin ilk çalışmanız mı?

M.Ç.: Evet, kitap anlamında ilk.


TÇÇT: Bize biraz oğuz kağandan bahseder misiniz?

M.Ç.: “Oğuz Kağan” , Oğuz Kağan destanını fantastik- bilim kurgu şeklinde oluşturduğum bir eser. İçinde Türk mitolojisinden ögeler var. İşte  Bay Ülgen, Erlik Han, Dünya ağacı, Umay ana gibi... Kitap iki zamanda geçiyor. Birincisi destana sağdık kaldığım, hatta kelimesi kelimesine yazdığım zaman (yani geçmiş). İkincisi ise gelecekte, su savaşlarının olduğu bir zamanda. Türklerin kullandığına ve yağmur yağdırdığına inanılan  “Yada Taşı” iki zamanı birbirine bağlıyor.



TÇÇT: Peki oğuz kağan fikri nasıl aklınıza geldi?

M.Ç.: Üniversitede, Türk Sanatı dersinde geldi. Ben de o zamanlar çoğu genç gibi FRP'ye meraklıydım ve ayrıca bir Yüzüklerin Efendisi çılgınlığı vardı. Fantastik olan her şey ilgimi çekiyordu (gerçi hala o şekilde). Derste Prof. Dr. Alev Çakmakoğlu Kuru hocamız derste Oğuz Kağan destanını okuyunca “ne kadar fantastik!” dedim.. Ağaçtan kız çıkıyor, Gökten kız iniyor. Oğuz Kağan ejderha benzeri bir canavarla dövüşüyor. Ve bunu çizmeye karar verdim.



TÇÇT: Peki Oğuz kağanı çizerken karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

M.Ç.: En başta cesaret isteyen bir iş. Çünkü bir halkın atası saydığı bir kişiyi konu ediyorsunuz. Destanda hata olmamalıydı. Sonuçta kitap okuyucuya ulaştığında pek çok tarihçinin çıkıp bu kitabı eleştirme hakkı vardı. Ne kadar az eksik bulunursa o kadar iyi diye düşündüm.Bunun için pek çok Oğuz Kağan destanı versiyonu okudum. Müslüman Oğuz Kağan, Gök Tanrıya inanan Oğuz Kağan gibi. Ayrıca o dönemin kıyafetleri, hatta sadece Türk kıyafetleri değil diğer ülkelerin kıyafetleri ve yaşam tarzlarını ve mimarilerini de öğrenmem gerekiyordu. Ayrıca bitmek bilmiyordu. Araştırması, çizimi, renklendirmesi...

TÇÇT: Genelde Türk okurları karikatür, manga, comics, frankafon ve fumetti çizimlerine alışkındır, yani kendimize özgü bir çizgiroman tarzımız yok, farklı denemeler hep tepki ile karşılanmıştır, böyle bir ortamda çizgi roman yapmak cesaret isteyen bir iş ki bu konuda sizi tebrik etmek isterim, çizimleriniz konusunda aldığınız tepkiler nelerdir?

M.Ç.: Tabi ki bu benim ilk işim. Gerek çizimde, gerek senaryoda pek çok eksiğim vardı. Pek çok eleştİri aldım, ama çok fazla takdir de topladım. Çünkü dediğiniz gibi Türkiye gibi bir yerde cesaret isteyen bir işti. Çizimlerimi çok beğenenler de oldu, eleştirenler de..
TÇÇT: Benim şahsi görüşüm ülkemize ait bir çizgi roman tarzının olması, sizce bu konuda bir çalışma yapılamaz mı? Belki bu önyargılı yaklaşımları yıkmaya yarayabilir.

M.Ç.: Şuan Flaneur Comics yarı profesyonel ve profesyonel çizerlere yönelik bu şekilde bir atölye çalışması yapıyor. Hatta ben de kendimi geliştirmek adına bu oluşumda varım. Umarım Türkiye'nin de bir gün kendine ait bir çizgiroman tarzı ve sektörü olur. Hepimizin hayali bu :)


TÇÇT: Birazda gelecek projelerinizden bahsetsek, yeni bir kitap daha düşünüyor musunuz?

M.Ç.: Şuan başka birinin senaryosunu yazdığı başka bir proje üzerinde çalışıyorum zaten, tam olarak benim kitabım diyemeyiz. Ama tabiki birazdaha kendimi geliştirdikten sonra yeni senaryolarla kaldığım yerden devam edeceğim.

 

TÇÇT: Ülkemizdeki çizgi roman gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.Ç.: Bir dönem aslında çok hareketlenmiş türk çizgiromanı. Bu “Tarkan, Karaoğlan” zamanları. En ücra köylerde bile okunuyormuş çizgiroman. Babamın falan gençlik dönemlerini kastediyorum. Ben o dönemlere yetişemedim. Ancak televizyonun yaygınlaşması ve her eve girmesiyle sinema, gazete gibi bu da değerini kaybetmiş. Ama en fazla darbeyi çizgiroman almış sanırım. Çünkü çizgiroman çizdiğimi öğrenen teyzelerden şöyle bir tepki alıyorum mesela “ben de gençken ne okurdum” ya da “eskiden sırf çizgiroman okumak için gazete takip ederdik” gibi. Ama bunu bir sonraki nesilin anılarında göremiyorsunuz. Son zamanlar Amerikan çizgiromanlarına karşı ilgi arttı. Manga'yı da unutmamak lazım. Her hangi bir öğrencimin çantasında bu tarz bir çizgiroman gördüğümde ümitlenmiyor değilim.  

TÇÇT: Yine klasik bir soru sorayım, sevdiğiniz çizgi romanları öğrenebilir miyiz?

M.Ç.: Manara'yı çok severim. Bunun yanında “Cin” serisi.. Cin çizgiromanı konu itibariyle de Osmanlıda geçtiği için çok ilgimi çekmişti. Çizimlere söyleyecek söz yok zaten. “Buffy ”, “Witchblade”... Son zamanlar biraz uzak doğu çizgiromanlarıyla da ilgilenmeye başladım diye bilirim. “Okko” ve “Samuray“gibi.

 

TÇÇT: Her çizgi roman okurunun aklında gerçekleştirmek istediği bir hikaye vardır ama bunlar hep hayal olarak kalır, çok çok az kişi hayallerini gerçekleştirebilir. Kendi hikayelerini hayata geçirmek isteyen arkadaşlarımız için tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

M.Ç.: Belki biraz klasik olacak ama,önce kendileri inansın ve  cesur davranıp adım atsınlar.. İstediğiniz şeyin olabileceğine inanırsanız olur.

TÇÇT: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Meryem hanım, umarım ileride tekrar bir röportaj daha yapabiliriz.

M.Ç.: Bu ilk röportajımdı, teşekkürler. Umarım ileriki projelerde.

Bu güzel konuşma için Meryem hanıma bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu röportaj fikrinin nereden aklıma geldiğini anlatmak istedim. İnternet de dolaşırken şans eseri Oğuz Kağan çizgiromanını gördüm, ertesi gün Ankara Kızılay'daki bilinen bir kaç kitapçıya gidip aradım ama bu kitabı bulamadı, nasıl ya internette olan bir şey burada yokmuş diye düşünürken internetten sipariş edip aldım sonunda.

Meryem Çimen'in bu eseri bana göre gerçekten güzel ve üzerinde ciddi zaman ve büyük emek harcanmış bir eser. Eğer ki amacımız ülkemizdeki çizgi roman gelişimine katkı sağlamaksa Meryem Çimen ile mutlaka röportaj yapmalıyız diye düşündüm.

Ön yargılarınızı kırıp alışık olduğunuz batı yada doğu çizimlerine takılmadan kendine has tarzı olan Oğuz Kağan kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Ülkemizdeki yavaş yavaş alevlenmeye başlayan böyle cesur ve gerçek anlamda cesaret isteyen hem ilginç ve güzel bir konuya sahip, tarihimizi çok güzel bir şekilde harmanlayıp ortaya büyük bir iş çıkarmış.

Marvel ve DC'nin kahramanlarının hiç bitmeyen kavgalarına, onlarca cilt sürüp ağır ağır ilerleyen Mangalara, yıllardır birbirini tekrarlayan fumettilere biraz ara verip bizim kendi eserlerimize yer verin.

Satın aldığınız her kitap ile böyle cesur girişimlere destek verin ki ileride daha fazla eserler ile karşılaşalım.

Hepinize benim uzatmalı yazılarıma katlandığınız için teşekkür ediyorum.

Sevgi ile kalın çizgi romansız kalmayın.
 

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget