İnceleme: Justice League War


DC, animasyon kulvarında ön planda olmaya kararlı ve seri Justice League: The Flashpoint Paradox'un bıraktığı yerden devam ediyor. 

Sonrası spoiler içerebilir, uyarmadı demeyin...

Flashpoint incelememizde de demiştik, DC bundan sonrası için New 52 düzenini animasyonlara taşıyacak diye. Justice League War bunun ilk halkasını oluşturmakta. Animasyonun uyarlandığı macera Geoff Johns'un yazdığı, Jim Lee'nin çizdiği New 52 Justice League dergisinin ilk macerası olan Origin'den uyarlama. Türkçesi için Türk Çizgi'ye bakabilirsiniz. 

Hikayenin konusu klasik. Darkseid'ın orduları Dünya'yı işgal etmeye gelir ve Dünya'nın dört bir yanındaki kahramanlar durdurmak için bir araya gelirler. Tabi birbirleriyle insan gibi konuşmak yerine kavga-patırtıyla anlaşırlar. Sonunda birbirleriyle kaynaşıp düşmanı yenerler ve bir ekip olurlar. 

Hikayeyi böyle anlattığıma bakmayın. Yeni bir okur/izleyici için gayet güzel, basit ve doğrudan bir hikaye fakat aynı hikayeyi yaklaşık elli kere okuduk. Doğrusu artık Batman ve Superman birbirlerini ilk kez gördüklerinde birbirlerine kafa göz dalmadan bir konuşabilseler çok rahatlayacağım. 

Öncelikle, filmi ne yazık ki çok beğenemedim. Bunun en büyük sebebi kaynak çizgi romanı da sevememem. Bu sebeple incelememiz biraz daha olumsuz eleştiriler içerecek. Bir bakalım.

Filmin mizah seviyesi çok yerinde ve güzeldi. Mizah görevini neredeyse Green Lantern üzerine yıkmış olsalar da Shazam ve Flash'ın yer yer GL'e eşlik etmesi filmi keyifli kılan noktalardandı. Üç karakter de büyük gözükmelerine rağmen görevlerini ve üniformalarını yeni giymelerinden kaynaklı şaşkınlıkları her şeyin başlangıcını anlatan bir film için gayet yerindeydi. Tabi, Green Lantern yerine Flash'ın espri odağı olmasını beklerdim ama bu haliyle de kötü değil. 



Filmin en çok artı puan kazandırdığı karakter de Green Lantern. Filmin Batman ile en ön plandaki karakteri desek yanılmayız. Karakterin bütün imkanlarından yararlanılmış olması da etkili bunda. Örneğin, animasyonda yüzüğüyle yaptığı yapıların hepsi Green Lantern filmindekilerden daha iyiydi ve yüzüğü kullanmaktan hiç çekinmedi. Filmde çok az sayıda yapı görüp hevesimizi kursağımızda bırakmışlardı. Animasyon ise tam tadında, isteneni veriyor. Kostümünde yapılan değişiklik de hiç fena değil. Sade yeşil kostümü bir üniforma havasına soktuğu kesin. Parlayan şekiller de mistik bir hava katmakta. Yalnız Green Lantern'ın yaklaşık 5 defa "I got this" deyip olaya dalması bir yerden sonra rahatsız edici olmaya başladıysa da karakteri çok gölgelemiyor. Özetle Justice League War'un kazananı Green Lantern'dı.

Flash, filmde yeterince ön planda değildi. Parladığı yerler Green Lantern ile bir araya geldiğindeydi. Bu bakımdan ikilinin Justice League: Origin çizgi romanındaki kimyaları da yakalanmış. Flash'ın en iyi sahneleri büyük ihtimalle tam bir Batman fanboyu olduğunu öğrendiğimiz kısımlar olmalı. Beni şok eden kısım ise Darkseid'ın gözüne levye soktuğu yer oldu. Tamam, Wonder Woman diğer gözünü kılıçla oyabilir. Kadın memleketinde akşam yemeğine soğan katmadan tanrı gözü kızartıyor, alışık o. Barry'nin biraz tereddüt etmesini beklerdim doğrusu. Sonuçta daha yeni ortaya çıkıyor kahramanlar. Flash da kostümünü yeni giydi ve bu kadar gözüpek davranması, hele Barry gibi birinin gözünü kırpmadan böyle saldırması hem karakter dışı, hem de rahatsız ediciydi. Animasyonun yaramadığı karakter Flash'tı.




Shazam ve Cyborg filmin altından kalkabilen karakterler oldular. Her ne kadar Billy Batson karakterine yıllardır gıcık olsam da Shazam'ın içindeki çocuğu göstermeleri hep ilgimi çekmiştir. Animasyonda da aldığı çocukça kararlar ve takındığı tavırlar karakterini çok başarılı yansıtıyordu. Bu yüzden çizgi romanda yokken filmde ortaya çıkması rahatsız edici olmadı hiç. Cyborg ise neyse o. Babasının aşırı hıyar bir herif olması dışında. Baba Stone, filmde sivriltildikçe sivriltilmiş, iyice tuhaf bir adama dönmüş. Umarız günün birinde "Dünya'yı kurtarmak için oğlunun futbol maçına gitmeyip ailesini çökerten baba" karakterleri de azalır ve biter.

DC'nin 3 büyüklerine gelecek olursak... Hem animasyonda hem de orijinal çizgi romanda beni en çok rahatsız eden karakterler Batman, Superman ve Wonder Woman oldu. Tek tek sorunlarına bakalım.

Batman, sürekli süper gücü olmadan da "çok harika" olduğunu göstermenin peşinde. Evet, böyle olmalı zaten de sırf "bakın Batman de iyi yeaa" demek için koyulan sahneler hem filmde hem de çizgi romanda sinir bozucu. Örneğin kanalizasyondayken Green Lantern'ın yüzüğünü hiç fark ettirmeden alıp dalga geçmesi gibi. Evrendeki en kudretli silahlardan birinin bu kadar kolayca alınabileceğini hiç sanmıyorum. Özellikle Green Lantern "Sadece kostümlü biri misin? Hiç yeteneğin yok mu?" der demez yüzüğünü çıkarması absürttü. Yüzüğü çıkarmak yerine "Benim yeteneğim, yazarların sizi salak yerine koyması" da diyebilirdi. İyi bir Batman yazmanın yolunun, diğer karakterleri onun yanında salak gibi göstermekten geçtiğini düşünen yazarların eseri hep bu. Geoff Johns'un Batman'in karakterizasyonundan ve ortamından anlamadığını düşünürüm hep. Paul Dini, Grant Morrison, Mark Waid gibi yazarların karaktere yaklaştığı gibi bakamıyor. 

Bu da bizi Batman'le ilgili diğer sıkıntıya götürüyor. Batman durup dururken neden maskesini çıkarıp Green Lantern'a kendisini gösterdi? Paranoya kralından bahsediyoruz burada! Animasyonda bunun dalgasını bile geçtiler ama buna rağmen daha sabah tanıştığı ne idüğü belirsiz bir uzaylı polise pat diye gizli kimliğini açıklayacak kadar aptal değil ki Batman. Karakterinin çok dışında bir hareket bu. Animasyonda Batman'in artı topladığı yerin Superman ile ilk karşılaşması olduğunu düşünüyorum. Her seferinde farklı bir silahla saldırarak Superman'in ne olduğunu, ne ile engellenebileceğini çözmeye çalışmasını izlemek gerçekten güzeldi. Fakat genel olarak bakacak olursak hem çizgi romanda hem de filmde Batman kötü ve olmamış.



Barış elçisi Wonder Woman ise dövüş sahnelerinde ağzımızın suyunu akıtsa da konuştuğu her sahnede karakterini bir güzel parçalamayı başardı. Güçlü kadın bireyleri temsil etmesi gereken bir karakterken şiddet aşığı bir vahşiden fazlası olamadı ne yazık ki. İlk sahnesine bakacak olursak, kendini protesto edenlere karşı takındığı tavır kötüydü. Etrafta kılıcını sallaya sallaya gezindiği için eleştirenleri zorla konuşturup "utanılacak" şeyler söyletmesi hiç yakışık almadı. Yazarlar bu sahnenin komik olacağını düşünmüş olmalı ama Wonder Woman'ın mantıken de çok güçlü bir kadın olduğunu da birkaç sahne ile gösterseler güzel olurdu. Bir yanda Brian Azzarello'nun yazdığı Wonder Woman'ı hayran şekilde takip ederken diğer yanda böyle bir WW görmek, karakterin karikatürünü izliyormuş hissi vermekten öteye geçemiyor. Binlerce yıl yaşındaki bir kraliyet mensubunun bu kadar çocukça davranması hem çizgi romanda hem de filmde rahatsız edici. Yani, kim böyle birini "elçi" diye yollar ki? Wonder Woman da bu serinin kaybedenlerinden. Dikkat ederseniz kostüme değinmiyorum bile.

Gelelim "büyük silah" Superman'e... Bu filmdeki Superman için söylenecek tek şey, Clark Kent'in bu filmde tatil yaptığı ve yerine başka birinin geçtiği. Tamam, Grant Morrison Action Comics yazdığı dönemde Clark'ın ilk zamanlarda nasıl heyecanlı, öfkeli, tuttuğunu yumruklayan biri olduğunu anlattı ama "ilk zamanlarda" idi o. Kostümünden anlıyoruz ki artık kot-tişört giymeyi bırakmış ve o "ilk zamanları" geçmiş bile. Her tuttuğunu yumruklayan, ha bire dövüşmeye çalışan kaz kafalı bir makineden başka hiçbir şeye benzemiyordu ne yazık ki. Superman, bu filmde Clark Kent değildi, sadece bunu diyebiliriz sanırım.

Her şeyi bir geçelim de Superman/Wonder Woman ilişkisi yaratmaya çalışmaktan bir vazgeçin artık yahu. Olmuyor. Ne yaparsanız yapın aşırı derece zorlama duruyor. Özellikle filmde daha da berbat şekilde işlendi bu. Steve Trevor'u şebeğe çevirdikleri yemiyormuş gibi Supes ve Wondy'nin diyaloglarını da daha beter yazamazlardı herhalde:

S- Güçlüsün.
WW- Sen de güçlüsün.
(sonrası flört eden bakışmalar ve benzer tuhaf sözler)

Çok zorlama duruyor. Hem burada hem çizgi romanda. Yakın zamanda birinin çıkıp Dan Didio'ya sağlam bir tokat çakmasını umuyorum.




Hem filmin hem de çizgi romanın sıkıntılı kötü adamı Darkseid için söylenecek çok bir şey yok. Çok erken kullanıldı ve kötü kullanıldı. Darkseid'ın doğru düzgün bir motivasyonu açıklanmadı, düşünce yapısına değinilmedi ve karakterin altını dolduracak benzeri şeyler es geçildi. Bu da Darkseid'ı tek boyutlu bir karakterden öteye geçiremedi. Dünya'da zorluk çıkarıyorlar diye sen niye kalkıp gidiyorsun ki? Desaad'ı ya da başka bir komutanını yolla. Serinin düşmanı o seviyede birisi olmalıydı ki Darkseid'ı gördüğümüzde korkacaktık. Fakat Darkseid'ı yenmek kolaymış meğerse! Final Crisis serisinde tüm evrenlere kan ağlatan tiran ile gözünden ışın saçan bu taştan arkadaş nasıl aynı Darkseid olabilir aklım almıyor doğrusu.

Filmin seslendirme kadrosu güzeldi. Çoğu karakterine oturan seslerdi. Batman belki daha farklı birinin sesiyle hayat bulsa daha iyi olabilirdi. 

Animasyon sahneler güzeldi ve savaşlar keyif vericiydi. Filmin artılarından birisi de bu olabilir.

Aquaman'in yokluğu da film sonrası sahnede kendini affettirdi. Atlantis kralıyla Throne of Atlantis filminde karşılaşacağız demek ki. Yerinde bir karar olduğunu düşünmekteyim.

Özetlemek gerekirse, Justice League War, tıpkı Man of Steel filmi gibi bol aksiyon koyup karakter gelişimini boş veren bir animasyon olmuş. Görüntüler ve aksiyon güzel olsa da senaryo ve diyaloglar sınıfta kaldı. Özellikle hemen bir önceki animasyon Justice League: The Flashpoint Paradox ile karşılaştırıldığında bu film çok zayıf kalıyor. Şubat'ta gelecek Son of Batman animasyonuna çeviriyoruz gözlerimizi bundan sonra.
 

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget