İnceleme: Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikayeleri



Topfury’nin bu güzel incelemesinden sonra ben de “Esrarengiz Hikâyeler” kitabının incelemesine el atayım dedim.




Öncelikle kitabı bize hediye eden Devrim Kunter’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Açıkça söylemek gerekirse “Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları” kitabını okuyunca tam bir Seyfettin Efendi hayranı oldum. Devrim Kunter, inanılmaz bir iş çıkarmış. Seyfettin Efendi hikâyesine ilk “Olağanüstü Maceralar”dan başlamanızı tavsiye ederim, bir kere başlayınca Seyfettin Efendi hakkında daha çok şey öğrenmek için interneti didik didik edeceksiniz.

Gelelim konumuz olan “Esrarengiz Hikayeler”e...


“Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri”, Seyfettin Efendi için yazılmış kısa hikâyelerin yeniden düzenlenmiş bazılarının da renklendirilmiş hali. Devrim Kunter, Seyfettin Efendi’yi dijital ortamda yaratıp “Yedi Tepe Canavarı Hikâyesi” ve yanında da ana hikâyeyi geliştirdiği zamanlarda yayınladığı kısa hikâyelerin bir derlemesi olmuş. Zaten ciltteki 01 yazısından da 2. cildin geleceğini düşünüyorum.

Peşin peşin söyleyeyim çizimlerin yenilenmesi ve renklendirilmesi ile muhteşem bir iş çıkarılmış ve hikâyelerdeki amatörlükleri resmen silip süpürmüş, daha önce internette yayınlanan hallerinin çok ötesindeler.

Tabi şimdi birkaç kişi zaten internette varsa neden alayım diyecek. Biz ne diyoruz; yenilenmiş hali, yani basılı yeni hali, görsellik açısından çok daha zengin. Ayrıca hiçbir dijital çizgi roman, kitabı elinize alıp okumanın tadını veremez, tabi bunu bir TççT’linin söylemesi garip olabilir ama gerçek de bu.

Neyse daldan dala sıçramadan konumuza dönelim.

Hikâyelerdeki amatörlükler derken, kitaptaki sadece 3 hikâye Devrim Kunter’e ait, diğerleri farklı yazarların elinden çıkmış. Devrim Kunter’in hikâyeleri Seyfettin Efendi karakterinin şekillenmesini sağlamış ve bence çok başarılılar, diğer yazarın hikâyelerinde bazıları gerçekten Seyfettin Efendi’yi bire bir yansıtırken bazıları çok üstünkörü ve basit olmuş ama çizimler bunu kapatmış, bu da Devrim Kunter’in başarısını gösteriyor.

İlk kitapta ki en büyük eksik olan Balonlama sorunu da bu kitapta düzelmiş. Zaten balonlamaları yapan da yakın dostlarımızdan ve eski TççT’cilerden Yusuf Ulaş Tüfekçiler. Yani kötü bir şey beklememek lazım (buram buram Komili koktu J )

Doğrudan hikâyeleri incelemeye geçelim...


Kitap 10 kısa hikâyeden oluşuyor.





1- Bir İntihar Vak'ası

Seyfettin Efendi’nin yayınlanan ilk macerası, kısada olsa tam bir Seyfettin Efendi hikâyesi… İçinde gizem vs. olmasa da Seyfettin Efendi’nin zekâsını gösteren güzel bir kısa hikâye.
Refik Paşa ile ilk tanışmamız. İleriki kitaplarda esprili çekişmelerin olacağına bir işaret olmuş, özellikle Seyfettin'in ince esprileri de çok yerinde.

2- Bir Cinayet Soruşturması

1926 yılında Göztepe de geçen bir hikâye. İzzet Paşa’nın kızının evinde hunharca öldürülmesi üzerine yaptığı gizli bir soruşturmayı konu alıyor.

En beğendiğim hikâyelerden, Sherlock Holmes ve Dr. Watson tarzında kısa olsa da sizi içine çekip kıvrak zekâsı ile etkiliyor. Burada Seyfettin'in Aziz'e sataşmaları ve ince göndermeleri de serideki en sevdiğim noktalardan biri.

3- Sabahçı Hasan'ın Gece Düşleri
1918 yılında İstanbul da esrarengiz cinayetler üzerine geçen bir hikâye. Bölüm, Seyfettin Efendinin Haşhaşiler ile ilk karşılaşmasını konu alıyor, “Olağanüstü Maceralar” ile çok güzel bir şekilde uyuşmuş.

Açıkçası hikâye anlatımı kısmı içerisinde aynısını söyleyemeyeceğim.


“Esrarengiz Hikâyeler” kitabındaki en zayıf hikâye. Güçlü ve akıllı bir düşman yaratılmak istenmiş ama bunu yaparken zekâ oyunları yapmak yerine Seyfettin Efendi çok basite indirilmiş. O ince zekâ ve kıvraklıklardan eser yok, yazarın Assasin’s Creed oyunundan etkilendiği zaten açılıştaki bilgi yazısında da belirtilmiş.

Hikâyenin en sevdiğim noktası Hasan Sabbah, Osmanlıya uyarlanıp Sabahçı Hasan isimli baş kötü planlanmış, bence gayette güzel olmuş.

Ama Seyfettin Efendi keşke bu kadar basite indirgenmeyip 3-4 sayfa daha konu uzatılıp birazda olsa Seyfettin Efendinin ince zekâsını görebilseydik. Yani Sabahçı Hasan'ın meyhanesine gidip rahatça dolaşıp her şeyi bu kadar basit bulması ve sonuç kısmı hiç yakışmamış, Seyfettin sanki sıradan bir hafiye gibi yansıtılmış. (yalnız hafiye diyorum direk Seyfettin Efendi moduna girdim)

4- Derinkuyu Muamması

Seyfettin Efendi’nin 1921 yılında Nevşehir Peribacaları’nda kaybolan insanları araştırdığı bir hikâye.

Olay ve hikâye yapısı Seyfettin Efendi’ye çok yakışmış ama işleniş biçimi, Scooby Doo tarzı çok basite kaçırılmış. Baş kötü Alucard direk Hellsing mangasından alınmış, aynı şekilde oradaki Dracula göndermesi de hikâye de açıklanmış. Scobby Doo izleyenler canavarın maskeli biri olduğunu ve başta uzun uzun gösterilen karakterin o olduğunu bilir sizde okur okumaz anlıyorsunuz, zaten Alucard göründüğü anda da yakayı ele veriyor. Burada sevdiğim şey Seyfettin Efendinin zekâsını görebilmiş olmamız.

5- Heykeldeki Sır

1928 yılındaki Taksim Atatürk Anıtının açılışında geçen ve anıttaki bir ayrıntı üzerine işlenmiş.

Bence gayet bilgilendirici bir hikâye, Osman Paşa da gayet güzel kullanılmış. Bu hikâyenin en büyük eksiği aslında sadece heykeldeki ayrıntıyı vermek istemesi, yani ortada anlayamadığınız bir giriş var.
Seyfettin Efendi’nin yoldaşları, Rusları anıta nasıl saldıracaksınız diye sorguluyor, hikâyenin sonunda öğreniyoruz ki; anıta yapılacak Rus müdahalesi söylentisi yüzünden bunları yapıyorlarmış. Ama müdahale yapan ise Mustafa Kemal Paşa çıkıyor. Yani Seyfettin Efendi bu olaya söylenti yüzünden dâhil olmuş. Direk bu adam devlet için çalışmıyor muydu niye devletten kimseye sormamış diye kendi kendinize soruyorsunuz.

Bence başka bir hikâye yapılıp bu ayrıntı o hikâyenin içerisinde verilse daha güzel olurmuş. Ama hikâyede Seyfettin Efendi dokusu tam olarak yakalanmış bunu söylemekte yarar var, diyalogları okurken tam Seyfettin Efendi dedim.

6- Ab-ı Hayat

1924 yılında Çorum’da Sümer kalıntıları üzerinde yapılan “Ab-ı Hayat Tableti” arayışı üzerine geçen hoş bir hikâye.

Hikâye 90'lı yıllarda ülkemizde yayınlanan Mask dizisindeki bir bölüme benzemiş. Orada da kötüler Mısır Firavununun ölümsüzlük tabletini arıyorlardı, sonuçta da tabletin üzerinde gerçek ölümsüzlük arkadaşlıktır gibi bir şey yazıyordu. Burada ise Fransız Arkeologların Ab-ı Hayat tabletini aramalarını konu alıyor. Seyfettin Efendi’nin “Ölümsüzlük; adınızın gelecek kuşaklar tarafından anılmasıdır.” sözü ile kötüler yakalanıyor.

Hikâyenin en sevdiğim yanı Seyfettin Efendinin tableti verdiği küçük kız Muazzez İlmiye Çığ'ın büyüyünce bir Sümerolog olup tableti okuması ve gelecek kuşaklar tarafından tanınan birinin kullanılması. Yani ölümsüzlüğe kavuşması, demek ki tablet işe yarıyor.

Bence çok güzel ve zekice bir son olmuş, yazarı İlke Keskin'i kutlarım.
Hikâyenin eksik yanı Seyfettin Efendi’nin bir anda ortaya çıkıp bırakın onları demesi, bir de Arsen Lupen göndermesi çok havalarda kalmış. Arsen Lupen’in akıl oyunları yapan zeki bir hırsız olduğunu ve Fransız arkeoloğun onu örnek alması vs. düşünürsek hikâyenin biraz daha uzaması çok daha iyi olurdu.

7- Yedi Uyurlar

1922 yılında geçen ve İzmir Selçuk’ta ki “Yedi Uyurlar Efsanesi”ni konu alan ilginç bir hikâye.

Yedi Uyurlar Efsanesini ilginç bir şekilde açıklamış, özellikle Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler göndermesi de çok eğlenceli olmuş.

Ama hikâyenin en büyük eksiği Kara Sabahat.

Kara Sabahat'ın Kedi Kadın'a benzerliği beni çok rahatsız etti, yani özgün bir karakter yaratırken çok tutulan bir karakteri kendinize uyarlarsanız asıl karaktere zarar verirsiniz ve taklit olarak anılırsınız. Tabi bu sadece beni rahatsız etti yani kimseyi rahatsız etmeyebilir.

Bence Kara Sabahat ya hiç eklenmemeliydi ya da daha özgün bir karakter yaratılmalıydı.

Burada Rıza Türker'in kapağı çok güzel olmuş. Yine Marvel'ın bebek karakter kapaklarına gönderme niteliğinde olsa da bu tip göndermeler hoş olmuş.

8- Katil Palyaço

1911 Venedik’inde Seyfettin Efendi’nin Ordu-yi Hümayun’da ki son görevini konu alan ve Seyfettin Efendi’nin geçmişi hakkında bize bilgi veren bunun yanında kökü Trablusgarp savaşına dayanan çok güzel bir hikâye.

Hikâyeye fazla girmek istemiyorum ama sadece Palyaçonun, Joker göndermesi kapakta kaldığı gibi ufak tefek yerlerde de işlenmiş demekle yetineceğim.

Bu tip hikâyelere bence daha çok yer verilmeli, Seyfettin Efendi’nin geçmişi gayet ilgi çekici gözüküyor.

9- Gölge Hatun

Yunan işgalindeki 1919 İzmir’in de geçen tam Seyfettin Efendi zekâsı dedirten bir hikâye.

Seyfettin Efendi’nin Yunanlılar tarafından kurşuna dizilmekten zekâsı ve Gölge Hatun'un yardımları ile nasıl kurtulduğunu anlatan Mac Gayver tadında bir hikâye.

10- Schrödinger'in köpeği

1935 taksiminde Rasim Bey'in cinayetini soruşturan Seyfettin Efendi şok edici bir gerçek ile karşılaşıyor.

Doğrudan Fringe dizisinden alınmış bir hikâye. Bence bu kadar doğrudan alınmamalıydı, hem de Seyfettin Efendinin doğaüstü şeyler yoktur düsturunu bir bakıma yok sayıyor. Gerçi paralel evren şeklinde açıklanmış yani doğaüstü değil diyoruz ama yine de yakışmamış. Tabi ki; Yedi Uyurlar Hikâyesinin dünyada bizim bilmediğimiz türleri de vardır diye açıklama pek rahatsız etmiyor, fakat bu şekilde beni rahatsız etti.



Evet, hikâyelerimiz bu şekilde son buluyor.

Hikâyeleri güzel kılan tarihimiz ile örtüşmeleri ve olayın oluş şeklini Seyfettin Efendi cephesinden vermeleri. Bu tip hikâyeleri hep sevmişimdir. Gerçeğe dayandıkları için fantastik dahi olsalar sizi içine çekerler.

Bazı hikâyelerin başında da konu ile ilgili bilgi veren yazıları görüyoruz, bu da çok güzel düşünülmüş ve hikâyelerdeki gerçekçiliği arttırmış.

Hikâyeler bitince çok güzel bir şekilde galeri kısmında da zaman geçirebilirsiniz.
Bence galerideki sayfaları hızlı hızlı geçmeyin biraz zaman geçirin, kendinizi Seyfettin Efendinin dünyasında buluyorsunuz.

Bir de bazı hikâyelerin sonundaki Seyfettin Efendi dünyasına ait reklam afişleri çok hoşuma gitti.


“Olağanüstü Maceralar” kadar güzel bir kitap değil ama içerik olarak çok zengin olması, kısa hikâyeler sayesinde de Seyfettin Efendi dünyasını büyütmesinden dolayı alınması gereken bir kitap.



Kitabın tanıtımını yaptıktan sonra söylemeden yapamayacağım kısma gelmek istiyorum.
Seyfettin Efendi kitaplarını okur okumaz arkadaşlara tavsiye ettim, “Olağanüstü Hikâyeler”den başlayın dedim, onlarda benim sözüme güvenip Kızılay’daki büyük kitapçılara (şimdi davalık duruma düşmeyeyim, hangileri olduğunu anladınız) gidip gezmişler ama bulamamışlar.
Her zaman söyleyip dururuz, ülkemizde çizgiroman neden gelişmiyor, yerli çizerlerin eserleri neden yok.

Ortada dünya kalitesinde bir eser var ve siz ona ulaşamıyorsunuz, tek yolunuz internetten almak ama ekonomik özgürlüğü olmayan insanlar bunu alamazlar.

Bunun tek sebebi dağıtımcıların destek değil de zorluk çıkarmaları.

Her kitapçının doğrudan sizin kitabınızı almaması sadece dağıtımcıdan alması. Dağıtımcıya girdiğinizde kârlarınız inanılmaz derecede düşüyor.

Bu nedenle çoğu yayıncı ve çizer kendi eserini kendi pazarlama yoluna gidiyor.
Sadece İstanbul Tahtakale‘de olup da Türkiye’nin başka yerinde bulamadığınız onlarca kitabın olduğunu söylesem siz ne derdiniz?

Devrim Kunter, Seyfettin Efendiyi o derece sahiplenmiş ki bu konuda da çok büyük bir yükün altına girmiş ve kendi kitabının tüm külfetini yayıncı firma olmadan kendi başına yapmasının yanında dağıtım ve pazarlaması ile de uğraşıyor, yani hem yazıyor, hem çiziyor, hem pazarlıyor, hem dağıtıyor hem satıyor.

Doğrusu dağıtımcıların, yayıncıların peşinde koşmasıdır ama ülkemizde tam tersi oluyor.
Aynı durum Meryem Çimen röportajından sonra bana gelen “bu kitabı nerede bulabiliriz internet dışında hiçbir yerde yok” maillerinde de söz konusuydu.

Dağıtımcıların da kendilerine göre haklı nedenleri var ama “bu düzen böyle gider“ demek yerine sorunların ortak şekilde çözüme kavuşturulması lazım.

Bu dağıtımcı sorununa Prestij Yayınlarının kitaplarını incelerken daha çok değineceğimi söylemek isterim.


Son bir uyarı daha yapmak istiyorum.

Seyfettin Efendi serisi her şeyi ile arşivlenmeyi hak eden bir eser, alın ve arşivinize koyun, okuyup da internetten ikinci el satışı yapanlara bakmayın en temizi kullanılmamış olanıdır alın ve saklayın.

Paranız Devrim Kunter’e gitsin, internetteki ikinci el satıcılarına değil.

Bu uzun yazımı sonuna kadar okuyan herkese ve Seyfettin Efendi’nin yaratıcısı Devrim Kunter’e teşekkür ederek sözlerimi bitiriyorum.

Çizgi Romanı seviyorum diyorsanız arşivinizin başköşesinde duracak bizden bir eser.

 


Seyfettin Efendiye Ulaşmanın yolları için: http://www.seyfettinefendi.com


Seyfettin Efendi Tanıtım Videosu: http://vimeo.com/92037475

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget