Çizgi Romanların Karanlık Çağı ve Spekülatör Balonu


ÇİZGİ ROMANLARIN KARANLIK ÇAĞI

Amerikan çizgi roman endüstrisinde çizgi romanların altın çağı ve gümüş çağı gibi popülerliklerinin yükseldiği dönemler vardır, genelde gümüş çağdan sonraki dönemi modern çağ olarak adlandırırlar. 

     Fakat sonraki dönemde değişen trendlerden dolayı daha iyi bir tanımlama yapmak için  bronz çağ ve karanlık çağ adı verilen iki terim daha eklenmiştir. Bronz çağ; 1970-1985 arası dönemi kapsar, bu yazıda bahsedeceğim dönem ise ondan sonra gelen ve doksanların sonlarına kadar süren karanlık çağdır. Döneme karanlık çağ adı verilmesi ironik bir şekilde hem hikayelerin yapısını hem de sektörün geçirdiği karanlık dönemi tanımlar. Bu dönemi belli başlı şekillendiren olaylar olmuştur onları birkaç başlık altında inceleyebiliriz.

Çizgi romanların yükselişi

Çizgi romanlardaki karanlık hikaye örgüsü özellikle gümüş çağdan sonra başlamış bir olguydu, daha ciddi temalı ve karanlık yapıda hikayeler seksenlerin ortalarına kadar anlatılıyordu ama seksenlerin ortalarında ise biraz daha farklı bir hâl aldı. Bu dönemin en dikkat çekici hikayeleri Alan Moore'un yazdığı Watchmen ve Frank Miller'ın yazdığı The Dark Knight Returns (Kara Şövalyenin Dönüşü) adlı hikayelerdir. Bu hikayeler  karanlık hikaye örgüsünü bir adım ileri taşıyıp dönemin şartlarını baz alarak daha gerçekçi ve komplike bir yapıya sahiptiler.  Özellikle yeniden hararetlenen soğuk savaş , insanların nükleer savaş korkusu ve geleceğe dair artan kıyamet korkuları ve iyi işlenen kompleks hikaye örgüsü  harika bir şekilde ele alındığından büyük ilgi gördüler ve çok daha geniş kitlelere yayıldılar.

        Bu iki  süper kahraman hikayesinin geniş kitleler tarafından da yoğun ilgi görmesi sektörde yeni bir algı yarattı. Bu algıyı "Eğer hikayelerimizi daha karanlık ve kompleks  yaparsak daha geniş kitlelerin ilgisini çekeriz " mantığında özetleyebiliriz, böylece bir çok yayındaki hikayeler daha karanlık ve sert bir ton almaya başladı. Başlangıçta hikayeler oldukça iyiydi çünkü gerçekçi ve karanlık bir kurgu kurmak daha fazla çaba gerektiren bir uğraştı, bu yüzden en iyi süper kahraman hikayelerinin bir çoğunun seksenlerin sonlarında yazıldığını görebilirsiniz. 

      Ama sürekli yeni fikirler bulmak zorlaşınca yavaş yavaş kolaya kaçılma başladı. Bu kolaya kaçışı ise şu şekilde özetleyebiliriz "Madem sürekli yeni fikir üretemiyoruz o zaman daha fazla yetişkinlere yönelik materyaller gösterelim". Bu tip materyaller ise daha fazla şiddet, kan ve argo kullanımından başka bir şey değildi. Öncelikle hikayelerde şiddet dozu arttırılmaya başlandı , sonrasında  devasa silahlar kuşanmış  aşırı şiddet ve argo dil kullanan kahramanlar türemeye başladı.  Böylece farklı bir tür kahramanlık popülerleşmeye başladı.


Anti-Kahramanların Popülerleşmesi

Doksanların başı acımasız ve daha vahşi kahramanların fazlasıyla ilgi gördüğü bir dönemdir. Onların yanında bazı kötü karekterler bile kendilerine seri bulma şansı elde etmiştir.  Diğer kahramanlar gibi herhangi bir  moral anlayışına sahip olmayan bu paralı asker veya infazcı tipindeki karekterler uç (extreme) hareketler yaparak okuyucuların yeni gözdesi haline gelmişti. Ayrıca bu dönemde tuhaf çizim trendleri başlamıştı. 

    Özellikle dönemin ünlü çizerlerinden  Rob Liefeld, tuhaf çizim tarzı ile o dönemde büyük ilgi gören isimlerin başında gelir. Erkek karakterler; devasa boyutlarda , kaslı ve tuhaf zırhlı cizimlerle tasvir edilirken kadın karakterler ise vücut anatomisine aykırı pozlarda iyice seksileştirilmiş bir şekilde tasvir ediliyordu. Splash page denen okuyanın sayfayı görmesi için çizgi romanı ters çevirmek zorunda kaldığı iki sayfaya yayılan   çizimler çizgiromanlarda fazlasıyla arttı. Alışılmışın dışında olan  bu çizim tarzları başka çizerler arasında da populerleşirken, bu akımın öncüleri olan çizerlerse büyük ilgi görüp populerlikleri tavan yapıyor ve çizdikleri eserler büyük satış rakamları elde ediyordu.   Tabii karakterler şirketin malı olduğu için bu çizerler pastadan istedikleri payı alamıyorlardı, bunun üzerine  o dönem çalıştıkları Marvel şirketini bırakıp birlikte kendi karakterlerini yaratıp istedikleri kadar söz sahibi olabilecekleri bir şirketi kurdular, bu şirketin adı ise Image Comic'ti. Şimdi burada araya  başka bir konuyu sokup sonra Image Comic konusuna tekrar dönelim.

Spekülatör Balonu 

Spekülatör balonu ise doksanlarda çizgi roman sektörünü en fazla etkileyen olaydı, bu balonun nasıl oluştuğunu ise olabildiğince kısa bir şekilde anlatmaya çalışayım.

    Çizgi romanda kolleksiyonculuk asla yeni bir şey değildir. Altmışlı, yetmişli yıllarda çizgi romanların yeniden basımları çıkmadığı için eski çizgi romanların  belli bir değeri vardı. Seksenlerde çizgi romanların geniş kitlelere yayılması bazı kahramanlara ilgiyi iyice arttırmaya başladığı için bu kahramanların özellikle ilk ortaya çıktığı sayılara inanılmaz bir ilgi oluştu. Özellikle Action Comic 01 (Superman'in ilk ortaya çıktığı sayı) ve Detective Comic 27 (Batman'in ilk ortaya çıktığı sayı) kolleksiyoncular için altın değeri taşıyıp inanılmaz fiyatlara alıcı buldular. Sonrasında bazı kurnaz satıcılar bir çok karakterin ilk kez ortaya çıktığı sayılar üzerinde spekülasyonlar yaratmaya başladılar, çizgi roman şirketleride daha fazla satış yapmak için populerleşen karekterlerin farklı yayınlarını ve grup içinde yer alan karakterlerin solo hikayelerini yayınlamaya başladılar. Karakterlerin o dönemki populerliğinin ilerde bu sayıların değerini katlayacağına inanan insanlar çıkan her yeni bir numaralı sayıya büyük ilgi gösterdi. Bu dönemde spekülasyon çılgınlığının artmasında bazı hikayelerde oldukça etkili oldu.

     DC Comics'in 92 yılında  yaptığı Superman'in ölümü hikayesi piyasada büyük bir yankı yarattı. Karakterin bir daha dönmeyeceğine inanan insanlar Superman'in öldüğü sayı olan Superman  sayı 75'e o kadar büyük ilgi gösterdi ki tüm kopyalar satılıp ikinci üçüncü baskıyı yaptı. Spekülatörler ise bu  sayının değeri üzerine o kadar büyük bir spekülasyon yaptılar ki insanlar eğer Superman 75'i satın alırsa on yıl sonra bir araba fiyatına satabileceklerine inandılar. Polybag denilen hava geçirmeyen poşetlerde satılan bu sayıyı hiç açmadan muhafaza ederlerse ileride üniversite masraflarını çıkarabileceğine inanan çocuklar bir kopya okumak için diğerlerini ise ilerde satmak için aynı sayıdan ikişer üçer aldılar. Superman'in ölümü bu kadar ilgi görünce bu sefer DC, Batman için Şövalyenin düşüşü hikayesini yayınladı ve aynı şekilde bu hikayede büyük ilgi gördü.  

   Böylece Spekülatörler için yeni bir hedef bulunmuş oldu hikaye dizileri. Hikaye dizisine bütün yan sayılarıyla birlikte sahip olma ve ileride iyi fiyatlara satma.  Böylece çizgi roman şirketleri uzun crossover hikayelere ağırlık vermeye başlayarak artık çizgi romanları takip etmeyi iyice zor hâle getirmeye başladılar ve sadık okuyucuları iyice soğutmaya başladılar. Şimdi yeniden Image Comic'e dönüp balonun patlayışına yavaş yavaş gelelim. 


Image Comics 

   Image Comic 1992 yılında dönemin en fazla ilgi gören çizerleri Todd Mcfarlane (Todd McFarlane Productions), Jim Lee(Wildstorm) , Rob Liefeld (Extreme Studios), Marc Silvestri (Top Cow), Eric Larsen(Highbrow Entertaintment) , Jim Valentino(Shadowland)  tarafından 6 tane küçük studyonun birleşmesiyle kuruldu. Büyük ikiliden ayrı bir oluşum olduğundan ve sevilen çizerlerden oluştuğundan yeni bir tat arayan okurların dikkati çekildi ve tabi spekülatörlerinde. 

  Yayın hayatına Rob Liefeld'in Youngblood'ı ile başlayan Image, rekor bir satış rakamı elde ederek artık bu alanda kendilerininde olduğunu gösterip yeni jenerasyon kahramanlığı okurlara tanıttılar. Fakat ortada şöyle bir problem vardı bu çizerler yetenekli olsada (Rob Liefeld hariç) çokta iyi  hikaye anlatıcıları (storyteller denir) değillerdi. Büyük ölçüde işe yarar konseptte karakterler yaratsalarda bunları okuyuculara anlatma konusunda sıkıntı yaşıyorlardı. Genelde yaratılan karakterlerde fazla orjinal sayılmazdı, iki büyüğün karakterlerinin analoglarından başka bir şey değildi. Rob Liefeld'inkiler ise tamamen kendi kafasındaki sert acımasız dünyaya uyarlanmış çakma versiyonlardı.

 Image günümüzde oldukça iyi işlerin çıkarıldığı bir şirket olsada geçmişte sektöre oldukça zarar veren kötü bir sicile sahiptir. İki büyüğü yakalamak için spekülasyon balonuna fazlasıyla hizmet edecek hareketler yapmıştır. Albenili hologram kapaklar, kolleksiyon kartları, ve Flip book denilen; okuyanın belli bir sayfaya kadar hikayeyi okuduğu sonra kitabı ters çevirip arkasındaki farklı bir kapaktan başka bir karakter veya grubun hikayesini okuduğu tuhaf çizgi romanlar ve sürekli birinci sayıdan başlayan birbirinin aynı yeni karakterler ve gruplar tanıtarak spekülasyon balonuna hizmet eden her türlü şeyi yaptılar. Sonuçta piyasa kaldıramayacağı kadar çok yayınla dolmuştu ve en sonunda balon patladı. Son kısımda adım adım bu balonun patlayışına göz atalım.

Spekülatör Balonunun Patlayışı

     Bu patlayışta tüm şirketlerin belli ölçüde bir payı vardı, kahramanlarını diğerlerine hem çizim hemde hareket olarak benzetmeye çalışmak; flip book, hologramlı kapak, kolleksiyon kartı gibi trendlere uymak ve sayı sıfırlamaları yapmak gibi hareketlere herkes iştirak ederek kendi sonlarını hazırladılar. Bu dönemin bir diğer ünlü çizgi roman şirketlerinden biride Valiant Comics'tir. Valiant aslında balonu tam olarak desteklemesede spekülatörler tarafından kullanılan iyi bir araç olmuştur.  Kendine özgü bir yayın anlayışı olan Valiant kitapları spekülatörler için yeni ilgi alanlarından bir diğeriydi. Her yeni çıkan kahramanının ilk sayısının büyük satış rakamları elde etmesi Valiant'ı da bu yolda ilerlemeye itiyordu. Sürekli yeni kahramanlar yapma, albenili kapaklar çıkarmak ve bitmek bilmez crossover hikayeleri üretme Valiant'ın da geçtiği yollardan biriydi. Sonrasında balon nasıl patladı kısmına gelirsek artık insanlar bu hareketlerden sıkılmaya başlayıp yavaş yavaş ilgisini kaybetmeye başlamıştı, ilginin düştüğünü gören şirketler artık daha büyük işlere girip birbiriyle crossover yapmaya başladılar ama bunlar yinede azalan ilgiyi arttırmada pekte başarılı olamadı. 

   Bu noktada biraz işin çizgi roman dağıtım kısmından bahsedeyim. Amerikada çizgi romanların satışı yıllarca ufak marketlerde, benzin istasyonu, gazete büfesi gibi mekanlarda yapılırken sadece çizgi roman satan dükkanlar oldukça azdı, seksenlerde çizgi roman satan dükkanların sayısı ciddi miktarda artmaya başladı. Özellikle spekülasyon balonunun büyüdüğü yıllarda sayıları iyice artmıştı, sonuçta bol sayıda satacak materyal vardı. Fakat piyasaya sürekli bilinçsizce yeni sayılar sürülmesi ve bazılarının açık gözlü davranıp kopyaları toplayıp sonradan yüksek fiyata satmak için saklamaları piyasada büyük karmaşanın çıkmasına yol açtı. Ayrıca şirketlerin sayılarını geciktirmeye başlamasıyla birçok çizgi roman dükkanının kapanması  yavaş yavaş insanların çizgi roman sektörünü sorgulamasına yol açtı. 

   Balonu patlatan iğne ise bu yazının başından beri sözünü ettiğimiz Rob Liefeld'den geldi. Rob Liefeld kötü yazarlığı ve çizerliğinin yanında ayrıca işlerini fazlasıyla geciktiren bir kişidir.  İşin patlama noktası Valiant ve Image şirketinin yapacağı Deathmate adlı crossover hikayesi oldu. Büyük tanıtımı yapılan hikaye iki şirketin kahramanlarının yer alacağı devasa bir event olacaktı ama evdeki hesap çarşıya uymadı.Valiant tarafı kendi yapacağı kısmı yapıp dağıtıma vermişken, Image tarafı ise işi geciktirmişti. Bizzat dönemin Valiant baş editörü Bob Layton, California'dan Los Angeles'a uçup Deathmate'in giriş öyküsünü  bitirmesi için Rob Liefeld'in kapısında beklediğini ve sonra bir otel odasında çinilemeyi yaptığını yıllar sonra açıkladı. İş başlangıçla bitmez tabii, Valiant hikayenin sonunu yayınlamışken ara sayı tam altı ay sonra gelir. Tabii ki bu gecikme okuyucuların ilgisini kaybetmesine sebep olur serinin sayılarının normal çizgi romanların sayılarının iki katı fiyatla satılması ve çok sayıda kopyanın satılmadan geri dönmesi bir çok satıcının iflasına sebep olur. 

   Bu olaydan sonra okurlar bu kadar para harcadıkları şeylerin kalitesini sorgulamaya başladı. Rob Liefeld'de geciktirmesinin bedelini ödedi ve ortaklarıyla arasının bozulmasından sonra kendi stüdyosuna ait karakterlerle Image Comics'ten ayrılır. Çizgi roman satışlarıysa büyük ölçüde düşer, oluşan yanıltıcı satış rakamları ani bir şekilde düşüşe geçer. İşin kötü tarafı sadık okuyucuların bir çoğu yapılan saçmalıklardan dolayı çizgi roman okumayı bırakır ve satışlar bir daha asla toparlanamayacak kadar düşer. Aradan yıllar geçmesine rağmen çizgi romanlarlar bir daha asla o dönemde elde ettiği satışlara ulaşamadı.


Sonuçlar    

    Burada elimden geldiğince Amerikan çizgi roman sektörünün doksanlarda yaşadığı karanlık dönemi anlatmaya çalıştım. Sürekli sürekli spekülatörlerden bahsettim peki ama kimdi bu spekülatörler? Cevabı aslında çok basit, sıradan insanlardı. Bu işi başlatanlar elbetteki çizgi roman satışlarını yapan satıcılar ve dağıtıcılardı ama bunlara göz yuman şirketler ve okuyucularda bunda ortak pay sahibi oldular. Fiyat arttırmalar, sayıları saklayıp gerçek anlamda karaborsaya düşürmeler, saçma sapan hikayelere ve çizimlere bu yüksek meblaları ödemeler, birbiriyle albeni yarışına girmeler yani herkes suçluydu. İnsanlar işin zevk alma kısmını unutup kolleksiyon sevdasına düşünce çizgi romanlar kaliteli hikaye anlatmayı bıraktı. . 

  Bunda aslında çizgi roman okuyucu olmayıpta sadece trendi takip eden suni okuyucu kitlesinin payı çok büyük. Çizgi romanla ilgisi olmayan boş laflara inanan bir kitle ve onlara sağılacak gözle bakan satıcılar ve onların isteklerine göre tarzını değiştiren şirketler.   Bir çizgi romanı hava almayan bir poşette tutmanın hiçbir anlamı yoktur, bundan birkaç tane birden almaksa daha anormal bir durumdur. Sonuçta Superman'in ve Batman'in ilk defa görüldüğü sayılar elbetteki değerlidir, tam elli sene öncesinin kitapları bunlar (o yıllar için), sağlam kopyasını bulmak oldukça zor ve yıllar geçtikçe değeri artacak, tıpkı şu an günümüzde olduğu gibi. Ama her karakterden bir Superman, Batman ve Örümcek adam olmasını beklemek inanılması güç bir mantık. Youngblood bir Justice League veya Avengers seviyesine ulaşabildi mi? Spawn, bir Superman, Batman ve Örümcek Adam seviyesinde kahraman olabildi mi? Ayrıca bu kitaplar milyon sayıda kopya sattılar peki herhangi bir şekilde ilk sayıları değerlendi mi? Tüm soruların cevabı, hayır. Tahminim Amerikada garaj satışlarında bu sayılar  yarım dolara falan alıcı buluyordur. Youngblood'ın ilk sayısının ne kadar sattığını googleda ararken ilk on sayısının altı dolara satıldığını gördüm, muhtemelen türkiyede basılmış Spawn sayıları bile orjinalinden daha fazla paraya satılıyordur.  İşin kötü tarafı bu karakterlerin yarattığı karanlık , acımasız ve içi boş hikayeler diğer şirketlerede bulaşıp çizgi roman zevkini öldürdü. Spawn'ın birçok seveni olduğunu biliyorum ama yüzden fazla sayısını okumuş biri olarak rahatlıkla hikayelerinin arada bir idare eder seviyede ama büyük ölçüde kötü olduğunu söyleyebilirim, tabii bu benim kişisel fikrim deyip tartışma başlatma olasılığını kapatayım. Youngblood'ın ise iki sayısının bile tahamül edilemez olduğunu kesin olarak söyleyebilirim. 

  Hikaye kalitesinin gittikçe düşmesi ise gerçek çizgi roman okuyucularını soğutan etken oldu. Sürekli yapılan crossoverlar , fazlasıyla karanlıklaşan ve vahşileşen öyküler, devasa silahlar taşımaktan veya acımadan infaz yapmaktan  başka özelliği olmayan kahramanlar kötü hikayeleriyle insanları süper kahraman çizgi romanlarından uzaklaştırdı. 

    Sonradan hikayeler nasıl düzeldi peki? Neyseki Mark Waid, Grant Morrison, Kurt Busiek gibi iyi yazarlar eski klasik kahramanlığın önemini tekrar insanlara göstermeyi başardılar ve yazdıkları iyi hikayelerle yeniden insanların Super kahramanlara dönüş yapmasını sağladılar.  Morrison'un tam hatırlayamadığım bir hikayesinde Superman'in ağzından dönemin eleştirisi şu şekilde yapılıyordu:" Zaman yolculuğunun ve jetpackli gorillerin olduğu karmaşık bir dünyada böyle uç çözüm yollarının tutarlı bir tarafı yoktur" tarzında bir şeydi.  

   Peki doksanlarda delicesine çizgi roman biriktirip ileride parayı kıracağını düşünen çocuklara ne oldu dersiniz, internet alemi onların hatıralarını anlattığı sayfalarla dolu, bu yazıyı hazırlarken içlerinde derli toplu yazılan birkaç yazıdan yararlandım, okumak isteyenler için linkleri paylaşıyorum özellikle o dönem bir çizgi roman satıcısının anılarını yazdığı üçüncü link ve Valiant için hazırlanmış dördüncü link oldukça güzel makaleler belki bir gün onları çevirip yayınlamaya çalışırım.





   Bu arada yazıda bir tane şirketi biraz yüzeysel bir şekilde ele aldım, aslında o şirket doksanlarda en fazla etkilenen şirketti ve iki büyükten biriydi. Bir sonraki yazıda Marvel'ın iflasını ve yeniden yükselişini okuyacaksınız, belki şirketin neden film haklarını dağıttığıyla ilgili sorularınıza cevap bulabilirsiniz.

 



Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget