İnceleme: Assault On Arkham


‘’Karşınızda bir DC Comics Villian seramonisi!’’ Eğer bu animasyon filmini bana tek cümleyle özetle denseydi, kesinlikle kullanacağım o tek cümle bu şekilde olurdu. Ancak tek cümle ile yetinmeyip konuyu daha fazla açmak istiyorum. Çünkü elimizdeki eser bunu hak ediyor. Başlayalım:



Her şeyden önce, filmin girişinde karşınıza çıkan logodan, kostümlerden ve hatta yer yer seslendirmelerden bile filmin aslında nereye gönderme yaptığını çok rahat anlayabiliyorsunuz. Film tam bir Arkham Asylum uyarlaması. Ya da Arkham City. En iyisi biz Batman’in efsanevi oyun serisinin tamamı diyelim şuna. Ancak yine de animasyon kendine has tadını kaybetmiyor. Örneğin Batman kostümü her en kadar oyunu andırsa da o kadar katı durmuyor ve çizgi romanlığına yaklaşıyor. Bence bu bile seyirciyi tatmin etmek için yeterli bir unsur. Tabi her ne kadar önceliğimiz Batman olsa da, film, adından da anlaşıldığı gibi Batman’i yardımcı oyuncu pozisyonuna çekiyor. Olsun, kendisi orada da güzel.


Peki başrolümüzde kimler var? Sürüsüne bereket süper kötülerimiz. Bir nevi Suicide Squad. İntihar Timi’ni artık yalnızca sıkı çizgi roman takipçileri değil (Arrow sağ olsun) yeni okuyucular ve TV izleyicileri de biliyor. Ve hikayemiz direkt olarak Amanda Waller’dan başlıyor. 


Sırası gelmişken şu da söylenmeli diye düşünüyorum: Şahsen, Arrow’da Cynthia Robinson’un çizdiği ‘’kendi ayaklarının üzerinde durabilen okumuş kadın’’ modeli Waller yerine yüz kiloluk, ensesi kalın hükümet görevlisi ve herkesin nefret ettiği Waller’ı daha çok seviyorum. Bana kalırsa bu haliyle, iki yüzlü devlet yetkilisi profiline daha çok oturuyor. Olması gerektiği gibi.


Hikayeye gelirsek… Waller Riddler’la çalışır, Enigma Waller’ın dosyalarını çalar, Waller kendi ekibini hile hurda yoluyla toplar ve zorla onları Enigma’nın çaldığı dosyaların peşine takar. Eğer bu kadar klişe kalsaydı gerçekten rezil bir kurguya dönüşebilirdi. Ancak hakkını vermeliyim ki Heath Corson bu sefer gerçekten iyi iş çıkarmış. 

Corson’u daha önce nereden hatırlamamız gerekiyor peki? Justice League: War animasyonundan. Yok yok, o kadar kötü değil. Animasyon film yazarlığı konusunda kesinlikle kendisini geliştirmiş.


Strateji, kaos ve yalan unsurlarını kullanarak gerçekten basit bir hikayeyi bir esere çevirmiş. Ha, yine de büyük beklentilere girmemek lazım, eğer sağlam çizgiroman okuruysanız kesinlikle daha iyi kurgular okuduğunuz olmuştur. Ancak yine de şunu söylemeden edemeyeceğim; kaos unsuru her devreye girdiğinde damakta kekremsi bir Nolan bırakarak sevenlerine Batman Trilogy nostaljisi yaşatıyor. Arkham’da son olarak çıkan karmaşa olsun, Joker ile son yaşanan çarpışma olsun aklınız maziye kayabilir. Batman’in kullandığı teknolojiler de cabası. Tabi yine Batman’in yardımcı oyuncu olduğunu hatırlatmak isterim.

Peki yalnızca Arkham Asylum ve Nolan üçlemesini mi yaşıyorsunuz?


Tim Burton’ın Batman Returnes çalışmasına çok güzel bir gönderme var. Penguin’e dikkat ettiniz mi? Harika bir tasvirdi.

Peki ya kötü yanlar? Dört dörtlük bir film miydi? Elbette ki hayır. Nihayetinde IMDB’de 7.4 almasının da belli başlı nedenleri var. Bunlardan benim gözüme batanları açayım mesela:

En başta gitgide animeye kaçan animasyon tarzı.

O kafayı yemeyecektin reis...
Bildiğim kadarıyla bir S.W.A.T. memuru olabilmek için 6 aylık bir eğitim sürecinden geçiliyor. Filmin başındaki Batman ve S.W.A.T. şefinin kapışmasını hatırlayalım. Onlarca yıl eğitim gördükten sonra zihnini ve bedenini insanoğlunun getirebileceği en azami seviyeye çeken Batman’in en fazla 10 yıllık deneyimi olan bir S.W.A.T. şefini devirebilmesi için bu kadar yorulması gerekmemeliydi.


Filmin ilerleyen dakikalarında Arkham’da Harley’i tek tokadıyla deviren Batman’in, filmin başında aynı Harley ile çarpışırken ninjutsuya başvurmaması bile gerekirdi.

Hugo? Is that you?
Bu kadar zeki resmedilen Deadshot’un her şeyi planlayabilmesine rağmen filmin başında doktor tarafından altedilmesi saçma olmuştu.

Kan nerede kan..?
KGBeast’in öleceğinin çok çok aşırı net olmasına rağmen sırf Waller’a boyun eğmemek için bilinçli olarak ölüme yürümesi bir kötü adam için bile gereksiz bir davranıştı.

Arka sıradakiler...
Hayatını insan öldürmeye adayacak kadar gözü kararmış insanların ölüm tehditiyle hükümet çalışanına dönüşmeleri zaten Suicide Squad konseptinin en saçma yanı. Bu kadar aciz olmamaları gerekirdi...


Waller’ın psikopat gibi göreve gönderdiği adamları uçaktan atarak göz dağı vermesine ne demeli? Killer Frost’a ne olduğunu gördük mesela. Ya paraşütler açılmasaydı?

Aynı takımdaki kötü adamın kötü adamla dalaşma klişesi?


Dünyanın en muhteşem dedektifinin oyuncakçıda tutukladığı Harley’i ‘’Acaba bu burada n’apıyordu?’’ diye kendi kendine sormadan Arkham’a yollaması.

Filmdeki en mantıklı fikir olan ‘’Güvenlik kameralarında geçmiş kayıtları oynatıp rahat rahat gezebiliriz.’’ Cümlesini filmin en ahmak kötü adamının söylemesi.


Joker’in hücresinin kapısına bağlı devrelerin yine aynı hücrenin duvarları ardında olması. Hem de Arkham gibi bir yerde... E oha…

Spider’ın mikrodalgaya koyduğu çatal bıçakları koca mutfakta kimsenin fark edememesi… Sanki mikrodalga fırınlar süper sessiz çalışıyor da kimse o mutfakta bir fırın açıldığını duymuyor.

Her haltı biliyor olan Waller’ın, izleyicilerden takip ettiği adamları güvenlik kameralarında göremediği halde kıllanmaması.

Sen kimsin arkadaş???
Bıyıksız İngiliz uşağı konsepti Alfred’e bir hakarettir. Cık cık cık…


Harley’nin tokmağının içindeki lanet bombanın sağa sola defalarca vurulmasına rağmen bir türlü patlayamaması…

Yiğidi öldürüp hakkını yememek için beğendiğim noktaları da dile(?) getirelim:

+16
Her şeyden önce… Kan ve seks unsurlarını çekinmeden kullanarak bunu bir yetişkin animasyonu haline getirme cesaretini gösteren WB’ye teşekkür etmeli.


Girişte karakterleri tanıtan ‘90’lar animasyon filmleri tadındaki intro.


Batman’in teknolojileri içerisinde en sevdiğim maskenin göz kısmının kızılötesi, morötesi gibi özelliklerinin olması.


Harley’nin nihayet makyajsız da karşımıza çıkması.

Ayrıca eskiden bir psikiyatrist olduğunun izlerinin çok güzel verilmesi.

Bir de aşırı absürd kostümlerinin tercih edilmemiş olması. Jartiyerli hemşire falan…


Deadshot’un evlat motivasyonu.

Gotham’daki bağlantının Oswald olması. Böylece işine gelince hükümetin ne kadar karanlığa girebileceği de çok güzel gösterilmiş.


Frost’un Arkham’a girebilmesi için seçilen yol. (Gavurun bir deyişi vardır: Cold as dead!)


Harley’nin Joker’e olan kini. Sonra yine de ondan vazgeçememesi.

Batman’in Arkham’da bir şeyler döndüğünü anlaması için geçen 8 saniye!


Arkham’da Joker’in eşyaları arasında klasik Batman kostümünün çıkması. Nostalji deryası.


Killer Frost’un Bay Freeze’in silahını bulması (ah nostalji…) ve silahın işleyiş biçimi.

Hazırım ezelden, gönlüm geçmez güzelden edası...
Batman’in Shark’la kapıştığı esnada şok tabancalarını çıkarması. (Hazırlıklı olunca herkesi yener.)


Batman / Black Spider değişimi.


Batman’in değişimden sonraki kostümünün daha orijinal olması.

Joker’in hikayeye dahil olduğu anda kaos hislerinin başlaması.

Kötü adamların öldürülmekten çekinmeden senaryodan çıkarılabilmesi.

Utanır insan bu kadar güzel olunur mu, onlar nasıl gözler...
Bilinen bütün büyük Batman düşmanlarını görerek zevk fesatı geçirmemiz!

Filmin sonunun son gibi olmaması.

Giancarlo tuvalete gittikten sonra çekilen resim...
Ama en önemlisi, seslendirme kadrosu: Conroy, McDonough, Baker, Hale ve Esposito gibi isimler sadece benim dikkatimi çekenlerdi.

Eh, benden bu kadar. Siznasıl buldunuz bakalım?


Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget