Ant-Man: Büyük Adam Küçük Aşk!



Çok uzun bir yazı okumaya hazır mısınız? (Değilseniz de alternatifi mevcut!)
(Yazı çok uzun olduğundan, benim saçma sapan fikirlerimi okumak istemeyenler direkt olarak rapor kısmına geçerek Mavi bölgeye atlayabilirler. Aşağıda!)

2008 yılında, Iron Man’e giderken içim içime sığmıyordu. Zaten fragmanlarla çoktan kafayı kırmış, N73’üme yükleyip defalarca izlemiştim. Filmi izlerken, konudan bihaber ergen arkadaşlarıma alay konusu olmamak için suratımdaki sırıtışı sürekli gizlemeye çalışıyordum. Ama sonunda o kadar tatmin olmuştum ki, salondan çıkarken Joker gazı yemiş gibi, ağzım kulaklarıma varıyordu. O tarihten sonra her Marvel filminde, bu tatmin duygusu bir basamak inerek sürdüyse de aynı keyfi yaşatmayı başarmıştı. Ta ki Age Of Ultron’a kadar. Hani sürekli inceleme yazın diye mail attığınız şu yavan film. Buyurun, yazayım incelememi: Vasattı!
Yaşadığımız onca yıl ve onca şeyden sonra, Marvel’ın bununla karşımıza çıkması bir fiyaskoydu. Beğenebilirsiniz, ancak kötü diyebileceğimiz IM2 bile yanında Marvel vizyonu olan standart bir film olarak kalıyordu.



Peki bunları niye anlattım?

Age Of Ultron’dan beri aklımda hep bir yazı fikri vardı. Yazının genel konsepti şu şekilde olacaktı: ‘’Aman efendim işte, Marvel neden bu saatten sonra bizi mutlu edebilecek filmler yapamayacak… İlk filmler bizim için ilkti, o yüzden heyecanlıydık, artık hataları görmeye daha açığız… Marvel artık belini doğrultamayacak ve her film bir öncekinden kötü olacak… Infinity War’a gelindiğinde iki adet milyon dolarlık çöp izleyeceğiz…’’ falan. Yahu, iyi ki birkaç ay bekleyip yazmamışım. Bu yazıyı yazsam, bugün burada tükürdüğümü yalamak için kırk takla atıyor olurdum. (Hayır, onu da beceremem…)

Çünkü Ant-Man Marvel’ı Marvel yapan filmlerden.


Yukarıda kendimi tatmin etmek için yaptığım nostalji rüzgarı ve sonrasında kendimi gömmek için yazdığım ‘’Allah da benim belamı vermiş’’ konulu paragraftan sonra şunu söyleyebilirim ki; hani o ilk filmler var ya… İşte o hissi tekrar yaşayacaksınız. Belki bunun için karakteri iki gram tanımak ve bir tutam sevmek gerekiyordur. Ama şu da bir gerçek: Ant-Man kendisini zaten sevdiriyor. Ant-Man bir süper kahraman olarak o perdeye yakışıyor. Üstelik, mükemmel bir orjin, bir köken hikayesi anlatıyor. Bir mi dedim? İki, üç ve hatta dört köken! Bunun yanında bir de ordumuz var; karınca ordusu! Harika bir kahramanı baştan yaratıyorlar ve bu kahramanın Marvel evrenine dahil olduğuna inanabiliyorsunuz. Bırakın Marvel evrenini, Avengers’a bile dahil olsa yadırgamazsınız bu saatten sonra.


Ve iddia ediyorum, bu filme fotoğrafçılar daha çok bayılacak. Profesyoneller her sahnede daha bir şevke gelecek. Makro sahnelere bayılanlar bin kat haz duyacak. İşin daha da ilginci, retro palet ve modern durağanlık arasında öyle bir geçiş var ki, durumu hiç yadırgamadan yudum yudum içebiliyorsunuz. Elbette bu eylemin başarılı bir şekilde altından kalkılmasının en büyük sebebi Douglas-Rudd dinamiği. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında sadece iki aktör bulunmuyor tabii. Mekanlar, kostümler, teknolojiler… Hepsi size iki farklı zamandan gelen iki farklı kahraman olduğu hissini gani gani veriyor.


Ve tam bu noktada şu notu düşmek gerekiyor: Filmin ilk 15 dakikasında sohbet, anı vb. şekilde aktarılan her şey, artık bir TççT adeti haline gelmiş film öncesi etkinliğimiz olan MCU sayılarında anlatılan hikayelerden oluşuyor. Yani şart değil ama, okursanız pek bir keyif veriyor.



Ve ben Corey Stoll’un oyunculuğunu bu kadar sevebileceğimi bilmezdim. Obadiah Stane’den sonra başka bir kapital kötü adam bile beklemezken; hem aynı konsepti yeniden yaşamak, hem de daha psikopat bir vizyon görmek yüreğimde bir cız-bız etkisi yarattı. Kostümün karizmasını es geçmeyelim, eyvallah, ama kostüm olmadan bile bu adam bir ‘’villian’’! Üstelik o kadar etkili yazılmış ki, Yellow Jacket tanıtımını izlediğiniz anda tehlikenin boyutunu zaten kavrıyorsunuz. O saatten sonra, kim canını ortaya koysa zaten yadırgamıyorsunuz. Çünkü, böyle bir şey başınıza gelse ne olacağının farkındasınız.


Oyunculuk konusunda iki derdim var. Biri Lilly, diğeri Mackie. Böylesine kulak memesi kıvamında bir filmde bu kadar kalıp roller kestikleri için gözünüze gözünüze batıyor.

Yahu, şu an ‘’Sinekte küçüktür ama mide bulandırır’’, ‘’Küçük adam, büyük tehlike!’’, ''Boyu küçük, işlevi büyük.'' gibi espriler yapmayı o kadar istiyorum ki satır aralarında…

Çok fazla övdüm, değil mi? Tamam, filmin aksak noktaları vardı. Bazı espriler özellikle bu sınıfa giriyor.

Ha, tam bu noktada şunu vurgulayalım: Bu bir komedi filmi değil. Bu bir güldürü filmi de değil. Filmin amacı güldürmek de değil. Bulunduğum salonu işgel eden bir avuç ergen, üç adet tatilden fırsat bilip sinemaya gelmiş memur arkadaş, üç adet ikili geek grubu, beş konudan bihaber apaçiden oluşan grupların sırıtmaktan başka bir eyleme geçmemesi bunun kanıtı. Ben mi? Eh, güldüm diyelim…


Bu bir Marvel filmi. Yani? Bu, ayak parmağında mizah boğumları olan, ama bu esnada topuğunun üzerine basan bir film. Bu, gerçek hayatta var olabilecek bir film. Eğer içindeki mizah öğelerinden bunun bir güldürü filmi olduğu kanısına varmaya çalışırsak; aynı gerekçelerle bunu bir drama olarak da değerlendirebiliriz. Ama hayır! Bu, tıpkı bizlerin de hayatları gibi; aksilikler yaşanılan, espriler yapılan, korku duyulan, ağlanılan gerçek bir dünya. Ve bu filme komik bir film etiketi vurursak, misyonu, izleyiciyi güldürmek olarak belirlersek… İşte o zaman bunu çok başarısız bir film olarak addedebiliriz. Ama hayır, bu başarılı bir film.

Peki bu bir soygun filmi değilse, komedi-aksiyon değilse; nedir? Bu film bir bayrak yarışı. Bu film bir miras filmi. Bu film, ‘’Al, meşaleyi sen tut, sen devam et’’ filmi.


Ve siz de bundan keyif almalısınız.

Bir de... Marvel aslında barındırdığı öğeler nedeniyle fantastik dünyanın bir üyesi olsa da, bu filmi bir kase bilimkurgu çorbası olarak anmanın bir zararı olacağını sanmıyorum.


Buraya kadar sizlere, spoiler vermeden genel bir yorum aktardık. Buradan sonra bir paragraflık, film dışı bir deneyimimi aktaracağım. Sonrasında spoiler’lı yorumlar olacak. Ve son olarak da TççT klasiği film raporu. Başlıyoruz:

Sinema salonunda şöyle bir deneyim yaşadım: Yan koltukta oturan, tam geek tipli (Yani bir Murat Boz olmayan… Anlayın…), yetişkin ve orta yaş bir adam, yanında kız kardeşi ve nişanlısı ile filme gelmiş. Belli ki temel seviyede çizgiroman bilgisi olan, sanal alemden gerekli haberleri okuyan bu abimiz, yanındaki hanımlara bu bilgileriyle hava atıyor. Ant-Man’ın yetenekleri, filmdeki Spider-Man bahsi, Stan Lee cameosu, Sony-Marvel anlaşması vb. konuları göbeğini şahlata şahlata anlatıyor. Hatta geek’liğin tanımını yapıp, bakın sitesi bile var diyerek mobil cihazını gözlerine sokuyor. Yahu tamam, bilgi satmak eğlenceli bir iştir, havalıdır da… Ama bir geek olmak ne zaman bu kadar havalı oldu? Arkadaşlar, flaş flaş flaş: OLMADI! Bu sevecen abimiz her ne kadar hevesli olsa da, yanındaki hanım ablalarımız hiç oralı değildi. Çünkü konudan bihaberlerdi. Hatta abimiz abarttıkça, onlar daha da sıkıldı. Yani size tavsiye: Geek’liğiniz ile hava atmayın, çünkü henüz o kadar da havalı bir şey değil. Kesin bilgi, yayalım!

Spoiler’lı yorum kısmında çok uzun yazmak istediğim şeyler yok. Sadece ilk Wasp olan Janet’ın bir yüzü olmasını isterdim. Yani, keşke bir aktris canlandırsaymış da, bir yüzü olsaymış da Douglas ile karşılıklı döktürselermiş… Aaah, ah.


Onun dışında, Falcon’un, karınca boyundaki adamı uzilerle taramaya çalışması kadar saçma bir sahne olamazdı. Sen askersin, eğitimli adamsın… O hedefi vuramayacağının farkında değil misin? Ha, vurabileceğine inanarak sıktıysan… Tebrik ediyorum.


Tank olayına hasta olduğumu belirtmek istiyorum.

Evrak çantasının içindeyken müziğin açılmasına bayıldım. Filmlerde, arka planda kullanılan müziklerin filme yedirilmesi olayına bayılıyorum ben. Sanırım Birdman'de de sevdiğim tek şey müziklerdi.

Ve rapor:
  • Bu filmin yapımı için planlama 2003’te başlanmış. 2003!!! Yuh!!
  • 2003 mü dedik? O ne ki! Ant-Man’in film olması için ilk mevzu 1987’de açılmış! Ama o sırada Disney, Honey I Shrunk The Kids’i çıkarınca film rafa kaldırılmış. Yani 80’ler; Disney’in, Marvel’ın işine taş koyduğu dönemlermiş.

  • İlk olarak filmin, Hank Pym’in hikayesini anlatması istenmiş. Ancak 616’da iki Ant-Man bulunduğundan, bunu 199999’a usta-çırak ilişkisi olarak aktarmanın daha tatmin edici bir yöntem olduğuna karar verilmiş.
  • En başından beri Hank Pym ve Darren Cross’un, madalyonun iki yüzü gibi, terazinin iki kefesi gibi, yin-yang gibi olması gerektiği düşünülmüş. Sonra bu kadar ayrımın göze batacağı düşünülerek daha dengeli bir hat çizilmiş. Karakterlerden ikisi de sütten çıkmış ak kaşık değil, ancak birisi daha koyu, daha kara, daha karanlık! Cross aslında, hiçbir şeyi yapmaktan korkmayan bir Hank Pym! Pym’in film esnasında ‘’Beni korkutan, bana çok benzemendi…’’ gibi beylik laflar sarfetmesinin sebebi bu.
  • Bu filmin aslında ilk fazda yer alması gerekiyormuş. Eğer öyle olsaymış, Avenger kurucu üyelerinden biri de Scott olacakmış. Ha, bence iyiki de olmamış. Scott Lang’den Avengers kurucu üyesi mi olur!
  • Sonra yönetmen, senaryo ve benzeri birçok dertten muzdarip olan film üçüncü faza kadar ertelenmiş. Bu filmi, üçüncü fazın startı olarak vermek istemişler. Ancak daha sonra, üçüncü fazda hareketli bir başlangıç yapmak istediklerinden, bu görevi İç Savaş’a vermişler.
  • Bu nedenle bu film, İkinci fazın sonunu getiren eğlenceli bir yapım olarak yerini alıyor.
  • İlk yönetmen Edgar Wright’ın, gitmeden önceki süreçte Marvel’dan tek bir isteği varmış: ‘’Ben filmimi yapmadan, Ant-Man ve Wasp’ı başka yerde kullanmayın.’’ Bu nedenle Avengers kadrosunda yer edinme ihtimalleri de olsa direk silinmiş.
  • Ayrıca Wright her ne kadar projeden elini çekse de eteğini çekmemiş. Senaryonun büyük bir kısmı, onun yazdığı şekilde kalmış. Ama denen o ki, kendisinin vizyonu daha komik ve daha cüretkar bir filmmiş. Bu kadarının bile neler yaptığını görünce, insan gerçekten o halini merak ediyor.
  • İkinci yönetmenimiz Peyton Reed ise sürekli Marvel filmleri kapılarındna teğet geçmiş. Önce Guardians için düşünülmüş, sonra Fantastic 4 için adı geçmiş. En son Ant-Man’da otobüse binmiş.
  • Paul Rudd film öncesi ağır bir egzersiz programına girmiş. O kadar ki, kostümlü sahneler için kostümün ölçülerinin yeniden ayarlanması gerektiği bile olmuş. Anlaşılan o ki, fit bir vücuda sahip olmak istiyorsanız Marvel Training Program en ideali!
  • İlk soygunun başında duvardan atlama, binaya tırmanma olaylarını hep kendisi yapmış. Elbette tek başına değil, emniyet kementi dahilinde. Rudd, ''Bunların olacağını biliyordum ve hepsini kendim yapmak istedim, egzersizler de bunun içindi.'' demiş.
  • Paul Rudd’un bir röportajında iddia ettiğine göre, filme yönelik yeterli motivasyonu toplamak için bir karınca çiftliği satın almış. Yani… İyi ama… Neden ki? Davranışlarını gözlemleyip onlar gibi hareket etmesi gerektiğini falan mı düşünüyordu acaba? Böyle motivasyon mu olur arkadaşım?!
  • İşte Scott Lang’i oynaması için düşünülen diğer isimler: Adrian Brody, Joseph Gordon Levitt, Ewan McGregor!
  

  • İşte, Hank Pym’i oynaması için düşünülen diğer isimler: Sean Bean, Steve Buscemi, Pierce Brosnan, Gary  Oldman! Şahsen ben, Brosnan’ı görmeyi daha çok isterdim. Zira, emekli bir süper kahraman duruşu yalnızca kendisinde var. Ama olur mu… Marvel gidip Buscemi ile görüşmüş. Allahtan anlaşamamışlar…
  

 

  • Eğer dileğim gerçekleşseymiş de Janet’a bir yüz verilseymiş, şu üç aktristen biri seçilecekmiş: Rashida Jones,  Emma Stone, Mary Elizabeth Winstead.
   

  • Hope karakteri içinse düşünülen, hatta istenilen, hatta görüşülen ilk isim Jessica Chastain iken çalışma saatlerinde anlaşılamamış…
  • Peki Cassie’nin polis üvey babasını aslında kim oynayacakmış? Patrick Wilson.
  • Ant-Man kaskının IronMan ve Bumblebee tasarımlarının birleştirilerek oluşturulduğunu biliyor muydunuz?

  • Yellow Jacket kostümü, Irredeemable Ant-Man serisinden esinlenilerek oluşturulmuş.
  • Rudd’un tüm çekimler boyunca Ant-Man kostümü üzerindeyken, Stoll’un öyle değilmiş. Kostümle hareket kabiliyetinin zor olacağından, tıpkı IronMan gibi, onun sahneleri motion-capture ile çekilmiş.
  • Filmde olmasa da, fragmanda Scott, kostümün ismini değiştirsek mi diye soruyordu, hatırlarsınız. Bu da 616’ya bir gönderme. Zira bir süper kahraman olarak Hank Pym’in birden fazla adı var.
Sen ayaklı bir çoklu kişilik bozukluğusun!
  • 616’da, Scott’ın kızı Cassie, baya baya Avenger üyelerinin arasında büyüyüp sonunda kendisi de bir süper kahraman haline geliyor. Eğer MCU bir 15 sene daha sürseydi, belki kendisini de Stature olarak görebilirdik.
  • 199999 evrenindeki Daren Cross’un karakterizasyonu için, 616’dan birden fazla materyal kullanılarak mix edilmiş:
-          YellowJacket (İlk çıktığı dönem dengesiz bir süper kahraman olan Pym)
-          Darren Cross (Pislik iş adamı, düşman)
-          Eric O’Grady (Pym parçacıklarını kullanabilen bencil bir züppe)
-          Ultron (Hank Pym’in yarattığı deli bir asistan)

Boooom!!! İŞTE BU ADAM BU YÜZDEN SÜPER BİR KÖTÜ!!! (Pardon, heyecanlandım...)
  • Ant-Man’ın savaş ortamındaki ilk kayıtlarını hatırlayalım. Hani Cross, laboratuarda millete o kayıtları gösteriyordu. O esnada ettiği bir laf var: A Tale To Astonish! İşte bu, Ant-Man’in ilk ortaya çıktığı Tales To Astonish #35’e bir gönderme.
  • Janet’ın kendisini mikro boyuta alarak fedakarlık göstermesi ise Gizli İstila göndermesi imiş.
  • Denen o ki, önümüzdeki Marvel filmlerinde Giant-Man’i görme ihtimalimiz çok çok yüksek. Scott’ın mavi büyüme diskerinden birini kendisine yapıştırması yeter de artar.
  • Bu, Jon Slattery’i ikinci kez Howard Stark rolünde görüşümüz. Ancak ben bundan rahatsızım. Dominic Cooper, genç Howard’ı o kadar RDJ oynadı ki, karakterin 30 yıl içerisinde böylesine ağırbaşlı, böylesine bürokrat hale bürünmesi beni rahatsız ediyor. İki dönem arasındaki geçiş hiç ikna edici olamıyor.
  • Hani The Incredible Hulk filminde Bruce Banner’ın çalıştığı gazoz firması vardı ya, dikkat ederseniz bazı sahnelerde o gazozun posterleri var, ve hatta gazozu içenler var. Arada biri, gama kanı bulaşan gazozu içse ne cümbüş olurdu yalnız! Ama bir dakika… Onu başkası içmemiş miydi? Sahi, n’oldu o mesele? Hiç..!
Ve bu eğlenceli, başarılı, hareketli filmi sevdiyseniz; ancak siz de bizim gibi doyamayanlardansanız... Bizim yaptığımızı yapın. Ant-Man'e doymak için önünüzde iki fırsat var:

Contest Of Champions 

Ios                       Android os

Future Fight 

Ios                      Android os

Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bu filmden muazzam bir konsol, bir PC oyunu çıkabilirmiş. Ama hayır, Marvel bey hala oyun sektöründen uzak durmaya devam etsin... Odin çarpsın sizi... Zeus'un şimşeklerine gelesiniz...

-Bitti-

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget