Gerçekcilik Akımı A.K.A Gerçek Dünyada Superman Vardı da Biz Mi Görmedik

Bölüm 1 - Gerçeğe Çağrı



Çizgi romanları neden severiz? Çünkü gerçek dünyada olmayan özgürlüğe sahiptirler, karakterler Captain America gibi düzinelerce kez ölüp yeniden dirilebilirler, insanlar uçarlar, Mutanta dönüşürler, Robotlar, Cyborglar, Atlantis, Asgard ve Olimpos gerçektir yani çizgi romanın tek sınırı vardır o da hayal gücü. Dolayısı ile bu kadar yüksek potansiyeli olan bir dünyanın beyazperde ve siyah ekrana gelmesi de kaçınılmaz bir şeydi, haliyle de geldiler. Başta fantastik öğeleri kullansalar da zamanla yapımcılar televizyon izleyicisine fantezi çocukça gelir diyerek gerçeklik akımına doğru yöneldiler.

Bu yazımızda gerçeklik akımını ele alacağız.


Gerçekçilik akımının doğması teknik yetersizlikler ile başlar. Örnek vermek gerekirse, şimdiki gibi CGI efektler yokken Superman'i uçurmak için el ile çizim yapılırdı, yani dizi ile çizgi film birleşirdi, her bölümde yeni set kurmak maliyeti çok arttırdığı için de bölüm sayıları az tutularak, çizgi romanlardaki büyük kötüler kullanılmazdı. Konular ise daha basit sosyal sorunlar ya da çocuklara öğüt verici türdeydi.



Zamanla bu teknik yetersizliklerin yanında yapımcılar okurların ne istediklerini onlardan daha iyi bildiklerini de düşünmeye başladılar. Bunun en güzel örneği 1978 yapımı The Incredible Hulk dizisidir. Dizide Bruce Banner isminin güçsüz kaldığı düşünülerek David Banner olarak değiştirilmiş, zamanla Thor gibi Marvel karakterleri enteresan şekillerde diziye eklenmiştir.


Taki her şeyi değiştiren film Superman çıkana kadar olay böyledir (Hulk dizisi Superman den sonra ancak Marvel dizileri genelde ucuz Tv Show'ları olarak yayınlanırdı). Peşinden Batman gelir ve ortalığı yakıp yıkar. Ancak bir sorun vardır, Batman filmlerinde hiçbir köken hikayesine uymamaktadır. Mesela filmde Batman'in ailesini Joker öldürmüştür. Peşinden gelen Batman Returns ise Penguen'in kökenini yok ettiği için ağır eleştiri alır ama film fantastik kalıpları kullandığı için insanları sinemaya toplar. O seneleri hatırlarım da her yerde Batman çıkartmaları, gazetelerde Batman çizgi romanları, çantalar, çıkartma albümleri vs. derken yıllarımız Batman ile geçmişti.

Tabi fantastik öğe kullanımı zamanla iyice coşar ve 1997 senesinde coşup sokağın ortasına çıplak atlayan Batman & Robin gibi halen ne olduğu anlaşılmayan (ki üzerine 18 yıldır tezler yazılsa da kimse ne olduğunu bilmez) bir film çıkar ve yapımcılar suçluyu bulurlar. Fantastik şeyleri seyirci sevmiyor.

Kalın kafalarının anlamadığı seyircinin sevmediği şey fantazi değildir, fantazi ile eğlence arasındaki farkı bilmeyen insanları salonlara çekmek için türlü şebeklikler yapılmasıdır. Fantazi kalıplarının dışına çıkmak için yeni bir konsept bulmaları gerekmektedir ve bunu da sinemada çizgi roman uyarlaması akımını başlatan Superman'in yapmasını uygun görürler, yaklaşık 2 yıllık bir hazırlık süresinin ardından 2001 senesinde Superman den önce Clark Kent adında bir adam vardı konsepti ile efsane dizi Smallville başlar.

Smallville her hali ile efsanedir, bütün köken hikayelerini telef etmiş, Süper kahramanları ve kötüleri tuhaf şekillerde hikayesine eklemiş ve o aptal kostümü giymem diye inat eden başrol oyuncusu Tom Welling ile bir efsane mertebesine ulaşmıştır. Dizi 10 yıl sürdü ancak etkileri yeni yeni yok oluyor.

Bu kısa girişimizden sonra artık konumuza gelelim (Evet bu sadece giriş kısmıydı :D)

Gerçekçilik akımı ne kadar gereklidir sorusunu sormak istiyorum. Ortada bir çizgi roman kahramanı var ve siz bunu gerçek dünyada olsa nasıl olurdu sorusu altına sığınarak aslında ucuza kaçmanın yolunu aramaktan başka bir şey yapmıyorsunuz. Gerçek dünyada süper kahraman olsa zaten uçmazdı. Bu sorunun cevabını en güzel Kick-Ass serisi veriyor. Ancak gerçekçilik akımında yapılan şey bundan da öteydi, karakterlerin kökenleri komple yok sayılarak senaristlerin zevkine bırakılmıştı. Örnek vermek gerekirse Doomsday, Aquaman, Cyborg gibi onlarca karakter heba oldu. Çoğu kimse Cyborg'un süper kahraman olduğunu bile anlamadı. En sonunda da ortaya Adalet Takımı çıktı.


Sağdan sayarsak, Impulse, Green Arrow, Superman, Aquaman, Cyborg (diğer adı ile mahallenin bebeleri oyun oynamaya çıkmış). Yüzlerini gizlemek için kapüşon ve güneş gözlüğü takan, Kırmızı pelerini yerine kırmızı ceketini giyen Superman, ve halen insana Cyborg olduğunu inandıramayan garip arkadaşımız. (Aquaman'i sallamadım bile, yalnız bölüm o derece çocuk işiydi ki, Clark'ın tek başına yenebileceği bir olay için takımı topluyorlardı, bir de Lex garibim vardı ki sormayın)

Gerçekçilik akımını Smallvillle'nin ilk 4 sezonunda işe yarasa da sonrasında batış olayına girdi, ancak akıma kapılıp gidenlerin gördüğü zarar daha da beterdi, vizyonda batan Superman Returns gibi bir filmimiz mevcut. Aquaman gibi gün yüzü göremeyen, yapımcıların bile pilot bölümden sonra fazla gerçekçi dediği bir dizi bile var. Smallville film projesi bile Superman Returns'ün batışından korkarak iptal edildi.

2011 yılında Smaville'nin son bölümündeki Apocalypse rezilliği ile biten dizi Tom Welling'e Superman kostümünü bilgisayar vasıtası ile giydirebildi. Adam o derece nefret ediyormuş kostümden. O zaman niye Superman oldun diye sorarsanız o da cevap olarak ben Superman olmadım Clark Kent oldum cevabını verir. Zaten dizi yayınlandığı zamanlarda forumlarda garip muhabbetler dönmekteydi, Kal-El kötü Clark Kent iyi olarak lanse edildiği için, Uçabilen Kal-El, Clark uçamıyor gibi çok bilmiş yorumlara rastlardınız. Halbuki Kal-El=Clark Kent=Superman yani kişiliği bu kadar bölmeye gerek yok, zaten dizi bile ne yapmaya çalıştığını bilmiyor siz düşünün. Hele bir de geçiş bölümü sıkıcı olur mantığı ve yorumları vardır ki bahsetmeden geçmem.

Efendim dizilerdeki en sıkıcı bölümlere nedense geçiş bölümü adını takan bir nesil vardır, o zamanlar forumlarda ne sıkıcı bölümdü dediğinizde sıkıcı olmak zorunda çünkü geçiş bölümüydü gibi yorumlar atan bilmişler vardı. Efendim geçiş bölümü demek bütün bölüm boyunca sizi diziden soğutup alakasız eyler işleyip bu ne lan böyle diye sövdüren en sonda da 3-4 saniyelik bir olaylı sahne göstererek dizide konu geçişi sağlayan bölüm demekmiş, arkadaşlar sağ olsun o zamanlar böyle olduğunu öğrenmiştik. Halbuki Farscape, Babylon 5 gibi dizilerde böyle sıkıcı geçiş bölümleri yoktu. Neyse bu konuda daha fazla yorum yapmayacağın. İnternette halen bulabilirsiniz böyle konuları ve muhabbetleri :D

Ne anlatıyorduk bak unuttum iyice, efendim gerçekçilik akımı 2011 yılındaki Arrow dizisinde de görülür, ancak gerçekçilik karakterin vahşileşmesi ile birleşince az çok işe yaramıştır, ta ki 2. sezonuna kadar. Bu seferde yapımcılar yaş kitlesinin aşağıda düşürülmesini istedikleri için açılışta artık eskisi gibi biri olamam sloganı ile dizi açılmış ve Arrow öldürmeyi büyük bir kitle de diziyi izlemeyi bırakmıştır. Bu sefer yapımcılar da Flash gibi fantastik bir karakterin dizisini yapmaya karar verdiler, ve yıllarıdır süre gelen gerçekçilik akımını biraz da olsa kıran Flash dizi geldi. (Severek takip ediyoruz)

Efendim, yukarıda bahsettiğim gerçekçilik akımını ağırlıklı olarak uygulamaya çalışan birçok firma var ama bu yazımızda özellikle WB den bahsettim, daha ileriki yazılarda Fox olacak.

Biraz düşünüldüğünde dünyanın en çok izlenen filmleri listesinde Avatar gibi bir film var, 2001 yılında Smallville başladığında Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi fantazinin tavan yaptığı filmler dünyayı salladı. Ancak yapımcılar kulaklarını kapatıp hayır aslında istediğiniz bu değil, kahramanları gerçek dünyada görmek istiyorsunuz diyip durdular, sonunda da gördük.

Bunda başarılı olundu mu derseniz, değişik örnekler var, mesela bir kesimin ısrarla sevdiği başka bir kesimin ısrarla nefret ettiği Bryan Singer'ın X-men serisi de buna örnektir. Wolverine serisinin bile bana göre hiç bir güzel yanı yoktur, özellikle açılışta isimleri ile dalga geçmelerini geçin ne o sarı bir kostüm mü bekliyordun diye gülmesi dahi kurtarmaz. Zaten Singer aynı formülü Superman Returns de denediğinde film Superman'in uçağı kurtarmasından daha hızlı bir şekilde vizyonda çakılmıştır.

Ancak nasıl olduysa Singer X-Men Apocalypse filminde orijinale yakın renkli kostümlere döneceği dedikodularını etrafa yaydı. Ancak bir Apocalypse var ki buraya resmini koymak bile istemedim, bu kadar da kasmayın gerçekçi olacak diye, o zaman Vin Diesel'i maviye boyayıp Thanos diye kakalasalar hoşunuza gider mi?

Neyse dayanamadım işte Apocalypse.


Soldaki arkadaş Apocalypse  sağdaki Arkadaş 1995 yapımı Power Rangers filminden Ivan Ooze.

Bu da Gerçek Apocalypse.


Korsan film satışları X-Men Apocalypse vizyona çıktı diye Power Rangers satsalar inanan çok olur. Zamanında Babylon 5 dizisini Starcraft'ın dizisi diye satan bir nesil gördük, bu da olur.

Gerçekçilik akımının zararının yanında yararını da unutmamak gerek, daha ciddi konuları işlenmesi gerektiğini gösterdiler, böylece seyirciyi daha hızlı benimseyeceği bir dünyaya alabiliyorsunuz. 

Gerçekçilik akımı Fantazi'nin eğlencesi ve hayal gücü ile birleşince ortaya biz çizgi roman okurlarının baş tacı edeceği eserler çıktığını Marvel herkese gösterdi, ancak unutmamak gerekir ki 10 yıl öncekinin televizyon ve sinema anlayışı ile bugünün televizyon ve sinema anlayışı arasında büyük bir fark vardır. Seyircinin istekleri günden güne değişir, bu yüzden aynı formülü yıllarca uygulayamazsınız, gerçekçilik akımı 10 yıl önce doğru olsa da bugün seyircinin büyük çoğunluğununu sevmediği bir akımdır.

Sonraki bölümde gerçekçilik akımının mundar ettiği karakterlerin bir kısmını işleyeceğiz. (O kadar çok ki hangi birini işleyelim.)

2. Bölümde görüşmek üzere.

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget