Captain America: Civil War (2016) İncelemesi


Şu noktaya kadar, Marvel Sinematik evreninde İç Savaş’ın taşları döşendi dememiz mümkün mü? İlk Avengers filminde her ne kadar Loki’nin asasının etkisinde de olsa Tony Stark ve Steve Rogers’ın birbirine karşı söyledikleri sözler, ikinci Avengers filminde Vision yaratılırkenki süreçte yine ikilinin birbiriyle ufak çaplı kavgası bunun için yeterli miydi? Ya da şu ana kadar izlediğimiz filmlerde aslında kahramanların bir türlü takım olamayışının sonuçları mıydı izleyeceklerimiz? Zaten Tony ve Steve’i ne zaman yan yana görsek, bir çekişme, bir uyuşmama da kendini gösteriyordu filmlerde, yani İç Savaş hikayesinin önünde sonunda karşımıza çıkacağı belliydi. Ama zaten takım olamamış bir Avengers’ın, bu iç çekişmesi de işte tam da bu yüzden etkileyiciliğini yitiriyor, beklenen bir olay olduğu için de sadece ‘’ne sebeple’’ böyle bir olayın karşımıza çıkacağını merak eder hale geliyoruz. Bir diğer sıkıntıysa Marvel Studios’un kimilerince varolduğu söylenen –kendileri kabul etmedi bunu tabii- en önemli tezinin çöküyor olması, yani örneğin Kaptan Amerika filmlerini başlı başına bir üçleme olarak izleyemezsiniz bu noktadan sonra, aradaki olayları yakalamak için bu üç filmin yanında bir de iki Avengers filmini de izlemek zorundasınız, Tony’nin neden bu kadar koruma konusunda takıntılı olduğunu ilk Avengers filmini izlemeden ve Iron Man’in üçüncü filminde de bunun sonuçlarını görmeden anlayamazsınız. Filmler arasında yapılan göndermeleri saymıyorum bile. İşte bu yüzden belki de Marvel Sinematik Evreni çizgi roman severin en temel keyfini kendi elleriyle yok ederek, sizi her sene bir veya iki bölüm yayınlanan televizyon dizisi gibi beyaz perdenin veya siyah ekranın karşısına mecburen çiviliyor. Ayrıca uzun yıllardır izlediğimiz her şeyin sonucunu da görmek  için daha çok zaman var, Iron Man’in ilk filminden başlayıp Avengers’ın Infinity War hikayesine kadarki dönem az değil, senelerdir ortada esas bir düğüm var ve bu esas düğümün çözülmesini hala bekliyoruz, dediğim gibi, her sene bir veya iki bölüm yayınlanan televizyon dizisinden farkı kalmadı sinematik evren işinin. Tek iyi yanı, kahramanları bir arada aksiyon içinde görebiliyor olmamız, bunun dışında bu kadar uzun sürecek olay örgüsüne çok da gerek olduğunu sanmıyorum.

Neyse, bu ufak şikayetimizin ertesinde nihayetinde her çizgi roman seven kişi gibi Captain America: Civil War filmini izledik, elbette ki yazının bundan sonrası önemli ve detaylı bilgiler içerecek. Bir yandan filmi anlatarak incelerken bir yandan da filmin en temel çıkış noktası üzerinden de okumalar yapacağız.


Filmimiz 1991 yılından açılış yapıyor, SSCB’de bulunan bir Hydra üssünde Kış Askeri’nin belli kodlarla itaate hazır hale getirilişini izliyoruz, peki suikast yaptığı kişi kim? Önemi ne? Film ilk etapta bunun üzerinde durmayarak bizi günümüze, Lagos’a getiriyor. Buradaysa ekibimizin amacı Crossbones ve ekibinin durdurularak, biyolojik bir silahı ele geçirmemelerini sağlamak. Fakat ekip görevini başarsa da, istenmeyen oluyor ve Scarlet Witch yani Wanda Maximoff, filmin tümü boyunca devam edecek bir tartışmanın fitilini ateşliyor, masumların ölmesine sebep oluyor. İşte film belki de ilk hatasını burada yapıyor da diyebiliriz, çünkü güçlerini kullanma konusunda sıkıntı çeken bir karakter olduğu ne Avengers: Age of Ultron filminde ne de bu filmin bu karesinden sonra bize hissettiriliyor. Hatta büyük çaplı işlerdeki gücünü kullanma ustalığını da bu filmde izliyoruz. Her neyse, çizgi romandaki çıkış noktasıyla örtüşen bu sebebin ardından, tarafların seçileceği adıma yani Tony Stark’ın tetikleneceği nokta da çizgi romanla örtüşüyor, fakat ölen çocuk Lagos’ta değil, Sokovia’da. Gönüllü olarak Sokovia’ya giden gencin, orada yaşanan Ultron vakasında ölenlerden birisi olması ve annesinin Tony’e oğlunun ölümünün hesabını kimin vereceğini sormasıyla ikinci çıkış noktamızı yakalıyoruz. Ardından Thaddeus Ross ve Tony Stark, Avengers merkezine ellerinde bir anlaşmayla geliyorlar; Birleşmiş Milletler’ce hazırlanmış Sokovia Antlaşması. New York, Washington ve Sokovia gibi örnekleri göstererek, burada ölen masum insanlara dikkati çeken Ross ekliyor; ‘’Kimileri size kanunsuz diyor.’’

İşte bu noktada filme bir ara verebiliriz. Captain America: Civil War filmine gelene kadarki süreci ele alalım. Faz Bir’de kahramanlarımızın doğuşlarını gördük, The Avengers filmine kadarki süreçte Iron Man’in ilk filminde, The Incredible Hulk filminde tehditler A.B.D. içinde doğup yine burada bertaraf edildi, Iron Man’in ikinci filminde ve Thor filminde dışarıdan gelen tehditler –farklı ülke veya gezegen- yine aynı ülke sınırları içinde sonlandırılırken, Captain America: The First Avenger filminde ülke dışında doğan ve gelişen tehdit, yine ülke dışı operasyonlarla bertaraf edildi. Yani Kaptan Amerika’nın ilk filmi düşmanın kapısına dayanmak için başka ülkelere gidilen ilk filmi oldu sinematik evrenimizin. Sonra The Avengers filmiyle, yine dışarıdan gelen tehdit A.B.D. sınırları içinde (New York) durduruldu. Faz İki ile beraber bir dışarı açılma başladı, farklı ülkelere ve hatta uzayın farklı bölgelerine ziyaretlerde bulunur olduk. Yani kahramanlarımız artık uluslar arası ve hatta ulus-üstü bir duruma gelmişlerdi. Avengers: Age of Ultron ise Sokovia’da doğup yine Sokovia’da biten bir olayla, artık kendini aşarak bir Amerikan klişesi haline gelmiş ‘’Amerika kurtulursa Dünya da kurtulur’’ argümanından sıyrılarak, ulus devletin sınırlarını tanımayan ve hatta görevlerinde bunu yıkan bir tutum içerisine girer. Yani tıpkı Dünya gibi, kahramanlarımız da küreselleşmiştir, sorunlar da küreselleşmiştir. Yani bu bir ‘’haklı savaş’’ halini alır.



Sokovia Antlaşması’nın kahramanlarca tartışılması esnasında, aslında takımlar da şekillenir. Aralarında tartışırlarken Vision kendi argümanını öne sürer ve aslında kötüleri ortaya çıkaranın aslında kahramanlar olduğunu, yani etkiye tepki gerçekleştiğini savunur. Burada bir gönderme var, -göndermenin kaynağının bir göz kırpma olduğu düşüncesindeyim- The Dark Knight Returns hikayesinde tam da Batman’e bu argümanla bir karşı çıkışı görürüz, ki Vision’un konumlanışının sebebidir. Fakat aynı tartışmalarda Kaptan Amerika, Lagos’ta yaşananların gündem meselesi olduğunu, gündemin değişeceğini ve bu yüzden kendilerine dayatılan anlaşmanın ‘’gereksiz’’ olduğunu söylemese de savunuyor. Ve Viyana’ya, anlaşmayı savunan Tony ve Natasha katılırken diğer kahramanların her biri o an için farklı yerlere dağılıyorlar, ta ki Birleşmiş Milletler’in düzenlediği konferansa bir bombalı saldırı düzenlenene kadar. Ve saldırıyı düzenleyen kişinin ise Bucky Barnes olduğu söylendiğinde, Kaptan Amerika hiç düşünmeden arkadaşını bulmak için yola koyuluyor.

Viyana’da ölenler arasında Kral T’Chaka da var ve ölmeden önce bir anlık boşluğunda oğlunun yüzüne dokunması ve ardından sanki bir suç işlemişçesine elini geri  çekip, ciddileşmesine tanık oluyoruz. Geleneklerin gerektirdiği gibi davranan, oğlunu içten içe seven ama bunu belli etmek istemeyen bir baba. Biraz daha önceki dakikalara gidelim, Tony Stark’ın görsel efekt şeklinde MIT öğrencilerine kendi gençliğini ve ailesini gösterdiği sahnelere. Burada gördüğümüz sahnelerde, ‘’Ailemi son görüşümde keşke böyle davransaydım’’ diye yorumlayabileceğimiz, daha da ötesinde yine Tony’nin babasıyla olan ilişkisi her ne kadar gergin olsa da, içten içe sevildiğini bildiğini söyleyebileceğimiz görüntüleri izliyoruz. Peki bu iki örnek bize neyi işaret ediyor? Turgenyev’in Babalar ve Oğullar adlı eserini. Fakat yalnız bu değil, hikayenin genelinde Babalar ve Oğullar eserinin değiştirilmiş bir versiyonunu izliyoruz.



İlk önce Tony’nin karakterine bakalım. En bariz örnek de kendisidir Babalar ve Oğullar eseriyle örtüşmenin. Kendisi Babalar ve Oğullar’daki Bazarov gibidir, özgürlüğüne düşkündür, görüşlerini saklamaktan çekinmez ve akıla inanır. Bilim ve bilimsellik onun için her şeydir. Aşka inanmaz, evliliği kabul etmez. Aslında izlediğimiz Tony Stark’ın bir Bazarov olduğunu bu hikayeyle değil, ilk Iron Man filmiyle de görürüz. Karakter özellikleriyle uyuşmasının yanında, aşka inanmayan Tony, Pepper Potts’a aşık olur. Tıpkı Bazarov’un Anna Odintsova’ya aşık olduğu gibi. Ve tıpkı Bazarov’un aşk konusundaki sonu gibi, bu filmde de Tony Stark da aynı kaderi paylaşır; aşk acısı. Yine Bazarov da ailesini sevmektedir, ama bunu belli edecek bir yapısı yoktur, dediğimiz gibi de özgür ruhludur. Tony’nin MIT öğrencilerine verdiği konferansa dönecek olursak, tam da Bazarov gibidir, ailesinin dizinin dibinde oturmaz, yerinde de pek duramaz. Fakat belki de en çarpıcı sahne, her ne kadar espri tadında verilse de Tony’nin piyanonun kenarında duran mumu –efekt olduğu için söndüremese de- söndürmeye çalışmasıdır. Çünkü Bazarov’un ölmeden önce söylediği son sözlere bir atıftır; ‘’Onlar gibi insanları tüm dünyada mumla arasanız bulamazsınız.’’
 
Her ne kadar bu film öncesinde Tony ve Steve arasındaki gerilimi ve karşı karşıya gelişleri izlesek de, filmin kendi içinde tekrar bir karşı karşıya geliş yaratma çabası olduğu aşikar. Yani karşı karşıya gelişi tam manasıyla temellendirmeye çalışıyor. Hatta Tony’den bir sitem, geçmişten gelen bir sıkıntıyı duyarız. Babası kendisine Kaptan Amerika’dan o kadar çok bahsetmiştir ki, Tony Steve’e şöyle der; ‘’Ve senden nefret ettim.’’ İşte bu noktada, bu filmin diğer iki filmden farkını söyleyebiliriz, bu film felsefi temellere sahip olmaktan ziyade politik ve psikolojik temellere sahip bir film. Yine Scarlet Witch’in Kaptan Amerika’nın safına katılmasında, Tony Stark’ın onu gözetim altında tutmaya çalışmasının etkisi var, Kaptan Amerika’nın anlaşmaya karşı olmasından ziyade Bucky’i koruma güdüsünün etkisi var.

İşte yine film bu noktada da, hem bir iyilik hem de bir hata yapıyor. Filmin odağına Sokovia Antlaşması’nı koymayarak, anlaşmayı bir amaç değil bir araç haline getiriyor. Bununla da, Kaptan Amerika üçlemesini bir ‘’özgürlük üçlemesi’’ olmaktan alıkoyuyor, çizgi roman hikayesindeki ana fikri ve iç mücadelenin ana fikrini görmezden geliyor. Birebir uyarlanacağını zaten hiçbirimiz beklemiyoruz, fakat ilk iki filmi oturttuğu temele bu filmi oturtmayarak Kaptan Amerika karakterinin olabileceği en iyi haliyle görmemizi engelliyor. Fakat yaptığı iyilik ise, belki de tekrar özgürlük üzerine yazılabilecek bir filmin tekrara düşmesi tehlikesini atlatıyor olması.

Fakat zannetmeyin ki film önceki filmlerle bağlarını koparıyor. Tam aksine, Kaptan Amerika filmlerinin en iyi yönü kendi filmleri içindeki bağları kopartmaması. İlk filmdeki Arnim Zola’nın ikinci filmde karşımıza çıkması gibi, Peggy Carter’ın her üç filmde de olması gibi, Brock Rumlow’un bu filmde de karşımıza çıkması gibi… Şuna eminiz ki, kötü veya iyi karakterlerini boşa harcamayan tek üçleme olarak gözüküyor şimdilik. Yine yan konu olarak hem Avengers filmlerine hem de kendi filmlerine güzel bir kaynak sağlıyor. Mesela Hydra sorununun, büyük bir örgütsellik manasında bitse bile kendini devam ettirdiğini, varolduğu ilk günden beri de yaptıklarının etkisinin bu filme dek sürdüğünü görüyoruz. Fakat bu filmle Hydra düğümü de sanıyorum ki artık çözüldü. Hydra’dan gelebilecek büyük tehditlerin sonu geldi. Peki bunu kim yaptı? O kişi Helmut Zemo.



Helmut Zemo, çizgi romandan bağımsız olarak yeniden kurgulanmış bir karakter. Kendisi Sokovialı ve Sokovia Ölüm Mangası’nda görevliyken, Ultron ile gerçekleşen savaş sonrasında ailesini kaybediyor. Amacı intikam almak ama sadece kahramanlardan değil, her şeyden ve herkesten. Fakat bunu yaparken tek başına kendisi mücadele etmiyor, kahramanları kullanıyor; ‘’Düşmanlarının yıktığı bir imparatorluk tekrar kurulabilir. Ya içten parçalanırsa?’’ Evet, karşısındaki düşman olarak ‘’imparatorluk’’ olarak tabir ettiği daha geniş bir kesimi görüyor. Peki nereden çıkıyor bu terim karşımıza? Michael Hardt ve Antonio Negri tarafından yazılan İmparatorluk kitabından elbette. İşte filmimizin Babalar ve Oğullar kitabının yanında, politik olarak da İmparatorluk kitabından besleniyor ve kendi okumasını yaparak, izleyiciye bu kitabın ardından yapabileceği eleştirileri yapıyor.

Kendilerini Otonomist Marksist olarak tanımlayan bu iki yazarın zaten en önemli iki kavramında birisi ‘’imparatorluk’’ diğeri ‘’çokluk’’ olarak karşımıza çıkar. Yazarlar günümüz dünyasında ulus devletlerin hiçbir öneminin kalmadığını, politikanın artık Birleşmiş Milletler; NATO, Avrupa Birliği gibi ulus-üstü kurumlarca yönetildiğini savunur. Egemenlik artık yeni bir biçim almış, tek bir hükmetme mantığı altında birleşmiş bir dizi ulusal ve ulus-üstü organdan oluşmuştur; işte bu imparatorluktur. Emperyalizmin aksine, imparatorluk toprak temelli bir iktidar merkezi yaratmadığı gibi sabit sınırları ya da engelleri de tanımaz. İmparatorluk, giderek bütün yerküreyi, kendi açık ve genişleyen hudutları içine katmakta olan merkezsiz ve topraksız yönetim aygıtıdır. İşin ilgi çekici boyutuysa, Hardt ve Negri, imparatorluğunun kökenlerinin A.B.D. Anayasası içinde bulunduğuna inanırlar. Yine yazarlara göre, çağdaş imparatorluk fikri A.B.D.’nin içerideki küresel kuruluş projesinin küresel çapta yayılmasıyla doğmuştur. Yani diyebiliriz ki, A.B.D.’nin ulusal nedenlerden değil de, uluslararası adaleti ve demokrasi ortamını sağlamak için giriştiği her savaş buna örnektir. Bu kadar uzun açıklamadan sonra, bunun filmle olan ilişkisine gelelim. Başta film ulus devlet fikrinin kalmadığı düşüncesini tümüyle reddediyor; bunu açıktan yapmamayı tercih ederek daha hikayeye yedirilmiş olarak görüyorsunuz. Örneğin filmin başlarında Wakanda kralı T’Chaka’ya söyletilen ‘’Wakandalıların kanı yabancı topraklara döküldü’’ cümlesi ne kadar tesadüf değilse, Birleşmiş Milletler’in kahramanlar hakkında oturup tartışması da tesadüf değil.

Çizgi romanda Kayıt Yasası ülke içi bir sorun olarak resmedilirken, filmde uluslar arası sorun haline gelmesiyle, kahramanların uluslararası rol oynaması arasında sıkı bir bağ var. Sınırların aşılarak gerçekleştirildiği kahramanlık faaliyetleri, her şeyden önce sınırları aşılan devletleri rahatsız ediyor. Zemo, karşısındaki düşmanı imparatorluk olarak nitelerken de, elbette Birleşmiş Milletler veya NATO’yu kastetmiyor, tam tersine sınırları aşarak ve hatta umursamayarak operasyon yapan A.B.D. onun hedefinde –ki Negri ve Hardt da A.B.D.’nin bu özelliğine yukarıda bahsettiğimiz gibi atıf yapar-. Ayrıca filmde kahramanlar arasındaki çatışmanın asıl sebebi, yukarıda da dediğim  gibi Sokovia Antlaşması değildir. Kaptan Amerika’nın Bucky’i koruma isteğidir. İşte yine bu noktada, milliyetçiliğin en temel ortaya çıkış düşüncesi karşımıza çıkar; yakınındakini koruma güdüsü. Film boyunca izlediğimiz de bu değil midir? Kaptan Amerika için olaylar Bucky’den itibaren kişiselleşir, Iron Man için olayların kişiselleşmeye başladığı nokta James Rhodes’un yaralanması olur fakat duygularına ket vurur, çünkü kendi ulusu için büyük bir tehdit vardır. O da tek  Kış Askeri’nin Bucky Barnes olmayışı. Hatta Bucky sorunu şöyle tanımlar; ‘’Bütün bir ülkeyi tek bir gecede yıkabilirler, ruhunuz duymaz.’’

Bitirmeden önce, yine başa saralım, Babalar ve Oğullar’a geri bir dönüş yapalım. Filmin genel olarak da bu eserden beslendiğini söylemiştik. Fakat bunu biraz daha hikayenin geneline yayarak açalım. Kitabımızın ana konularından birisi de ‘’kuşak çatışmasıdır.’’ Çatışma kendini herkesten daha farklı düşünen Bazarov ve diğer tüm karakterler arasında gösterir. İşte bu filmde de Tony, aslında babasının kuşağına karşı savaş açar; Steve Rogers ve Bucky Barnes’a. Çünkü artık onların ahlaki inançlarının, değerlerinin, düşüncelerinin bir değeri yoktur yeni dünyada; babalar her zaman doğruyu bilmemektedir artık. Spider Man’in de filmde dediği gibi; ‘’Hep haklıymışsınız sanıyormuşsunuz, bu yüzden tehlikeliymişsiniz.’’ Ama artık farklı bir dünya kurulmaktadır ve Tony, babasının kuşağına karşı bu yeni dünyanın kuruluşunda önemli bir rol oynamak istemektedir. Ama hep dedik ya, kuşak çatışması sevgiye engel değil diye. Tüm o laf sokmaların ve çatışmaların ardından, tam da beklenildiği gibi ilk adım da Steve Rogers’tan gelir. Sonuçta o baba kuşağındandır.



Film hakkındaki düşüncelerime değinip yazıyı noktalayalım. İlk dikkat ettiğim husus, filmin müziklerinin iyi olmayışıydı. Marvel Sinematik Evreni’nin genel sıkıntısı da bu, fragmandaki müzik kalitesini filmin kendisinde tutturamıyorlar. Ayrıca bir önceki filmde olduğu gibi, karizmatik bir kötüden yoksunuz. Crossbones bu boşluğu doldurabilecek bir karakterken, aramızdan çabuk ayrılmasını tercih etmişler. Helmut Zemo ise filmin kötüsü mü? İşte onun hakkında net bir şey söyleyemiyoruz, sonuçta kendisi intikam duygusunun yiyip bitirdiği bir karakter –ben bu konunun üzerine eğilen başka bir çizgi roman uyarlaması hatırlıyorum sanki-. Fakat asıl kızılacak nokta, yine isim manipülasyonuna kurban gitmemiz. Age of Ultron’da ne kadar ‘’çağ’’ hakkında bir olay yoksa, burada da iç savaş yok. Hatta havalimanı sahnesinde duyduğum ‘’Bu gerçek savaş değil, Steve’’ cümlesinden sonra bir anlık heyecanım da sönüverdi. Tabii tek isim manipülasyonu alt başlıkta değil, filmin ‘’Kaptan Amerika’’ filmi olarak lanse edilmesinde de bir sıkıntı var. Bir önceki filmin başarısızlığından korkarak, Avengers markasını daha fazla süründürmek istememeleri böyle bir tercihe neden olmuştur diye düşünüyorum. Zaten filmin başlı başına izleyiciyi kendine adapte etme sıkıntısı var, bir türlü heyecanlanamıyorsunuz ve tam manasıyla filmin içine giremiyorsunuz. Tam o an geldi dediğiniz esnada motivasyonunuzu bölen bir şey oluyor. Fakat filmin başarılı olduğu bir konu varsa, o da görsellik, bu konuda firmaların başarısını artık tartışmaya pek gerek yok sanırım. Ve bir de söyleyebiliriz ki, The Winter Soldier nasıl ki Marvel Sinematik Evreni’nin en ciddi bu filmiyse bu da en karanlık filmi. Fakat onu aynı oranda dengeleyen mizahı da mevcut.

Son olarak, bize her ne kadar söylenmese de film Avengers’tan New Avengers’a nasıl evrildiyse, şu an da artık bir iki başlılık söz konusu. Yani bir Avengers ve Secret Avengers olarak iki takımımız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani sinematik evren hikayesi güzel evrimleşti ve farklı tatlar sunmayı başardı. Spider Man ve Black Panther gibi karakterler ayrı bir orijin filmiyle anlatmadan, hikayenin bir parçası haline getirişleri önemli bir artısıydı. Artıları ve eksileriyle değerlendirdiğimizdeyse, filme 7.5 puan vermeye karar verdim, ne abartıldığı kadar iyi ne de yerildiği kadar kötü. Hoşçakalın.

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget