Superman ve Ubermensch - Bölüm 2


IV)’’Böyle’’ Buyurdu Zerdüşt


 Yazının amacının Üstün-insan ve Superman ilişkisini kurmak olduğu düşünülürse; elbette ki Böyle Buyurdu Zerdüşt eseri de ilk kaynağımız olacak. Peki Superman hakkında nüveler bulabiliyor muyduk eserde? Fazlasıyla! Başta zaten şunu söylemek gerekir ki Nietzsche kadınlardan hazzetmeyen bir kişiliğe sahip. Bu yüzden ilk söyleyeceğimiz şey, kitapta da fark edeceğiniz üzere üstün-insan bir ‘’erkek’’. Aynı zamanda onu diğer insanlardan ayıran bir zekası, vücutsal olarak günümüz insanına benzer kırılgan bir yapısı olmayacağı da bir gerçek. Fakat Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabın içinde öyle kısımlar var ki, bugün okuduğumuz veya izlediğimiz manada Superman’i bize hemen işaret ediyor. Kimi zaman Zerdüşt’ün kendinde kimi zaman da Zerdüşt’ün bize anlattığı üstün-insanda Superman’i bulabiliyoruz.



‘’…O zaman yeryüzü küçülmüştür ve üstünde her şeyi küçülten son insan sıçramaktadır. Son insanın türü toprak piresi gibidir, kökü kurutulamaz, son insan en uzun ömürlüdür.’’ satırlarında aklınıza belki ilk an pek bir şey gelmeyebilir. Fakat Superman ilk yaratıldığında uçmuyor, sadece oldukça yükseklere zıplayabiliyordu. Vücutsal dayanıklılığını da bildiğimize göre ve yaşlandığında hala sapasağlam dövüşebilmesini hesaba katarsak, uzun ömürlü de olduğunu biliyoruz.


‘’Yükseliş istediğiniz zaman siz yukarı bakarsınız. Ben aşağı bakarım. Çünkü ben yükselmişim.’’ işte bu cümleler hem çizgi romanlarda hem de filmlerde birçok sahnenin ilhamı olmuştur. Özellikle Zack Snyder’in filmlerinde Kal-el’in sürekli havadan süzülürken aşağılara bakış attığını görebilirsiniz. Man of Steel’de olduğu gibi Zack Snyder Dawn of Justice filminde de aynı açıdaki görüntülere başvurdu. Fakat diğer yandan bakıldığında Superman, sadece fiziksel değil kişiliğiyle de her zaman insanın en az bir basamak üstünde tanımlanır ve gösterilir. O yüzden Superman’i tanımlamada en çok yukarıda bahsi geçen cümleler bize yardımcı olmaktadır.


‘’Dostum, yalnızlığına kaç… Sert ve sağlam yelin estiği yere kaç!’’ desek aklınıza ilk ne gelirdi? Tabii ki Superman’in Yalnızlık Kalesi. İlk bildiğimiz şekilde Yalnızlık Kalesi, 1958 yılında karşımıza çıkmıştır, Kuzey Kutbu’ndadır ve uzun yıllar da öyle kalmıştır. Ama örneğin 2005’te Ed Benes tarafından bir zigurat şeklinde tasvir edilmiş, The New 52 serileriyle de uzay gemisi olarak karşımıza çıkmıştır. 1978 yılındaki filmde de Kuzey Kutbu’nda gördüğümüz Yalnızlık Kalesi, Smallville dizisi ve Superman Returns filminde de aynı tasarımla kullanılmıştır. Son zamanlarda yaşanan değişimlere ayak uydurmak için olsa gerek, Man of Steel filminde de bir uzay gemisi olarak tasarlanmış ama geminin ikametgahı yine buzullar olmuştur. Söz yalnızlıktan açılmışken de, Superman çoktan bu sıfatını yitirmiş olsa da ilk yaratıldığında yaşayan tek Kriptonluydu. Ve kitabımızın başka bir yerinde tam da bunu hatırlatırcasına Zerdüşt’e ithafen şu cümleleri görüyoruz, ‘’…Sen kalabalığın içinde benim yanımda olduğundan daha yalnızsın!’’ ve devam eder ‘’Terk edilmek ve yalnız olmak başka şeyler. Şimdi bunu öğrendin. İnsanlar arasında daima yabani ve yabancı kalacaksın.’’


‘’Bu pisboğazları öldürmeyecek kadar mağrursun. Ama dikkat et, onların bütün bu zehirli adaletsizliklerine katlanmak yazgı olmasın sana!

Onlar övgüleriyle de etrafında  vızıldar: sırnaşıktır onların övgüsü. Onlar senin derine ve kanına yakın olmak isterler.

Bir tanrıya ve şeytana yaltaklanır gibi yaltaklanırlar sana; bir tanrı ya da şeytan karşısında sızlanır gibi sızlanırlar karşında…’’ satırlarında zaten Superman’in bazı özelliklerini ve yaşadığı bazı olayları az çok hatırlayabiliyoruz. Örneğin kahramanımızın insan öldürmediğini biliyoruzdur. Bazı uç örnekler tabii ki karşımıza çıkıyor ama bu genel kaideyi değiştirmez. Zaten bu yüzden Lex Luthor sürekli karşısında beliriverir, yıllardır da savaşır dururlar. İlerleyen satırlarda da daha önce başka bir incelememde daha değindiğim ****** husus söz konusu. İnsanlar arasında ilk arz-ı endam ettiğinde gördüğü ilgiden ürken genç Kal-el, babası Jonathan Kent’e ‘’Hepsi benim bir parçamı istiyor, baba…’’ dediği zamanı birçoğunuz hatırlayacaksınızdır. Son olarak da Superman’in tanrısallaştırılması konusunda ise, çizgi roman aleminde Superman’e tapan insanların olduğunu söylememiz yeterli olacaktır sanırım. Tabii tapan varsa da şeytan olarak görenler de vardır elbette ki, son zamanlarda bu zaten fazlasıyla konuşulan bir durum haline geldi çizgi roman alemi için. Hatta kitabımızın ilerleyen sayfalarında Nietzsche sanki bir öngörüymüşçesine şöyle yazar, ‘’İddia ederim ki benim Üstün-insanıma şeytan diyeceksiniz!’’  




‘’…doğaları gereği iffetli olanlar vardır. Bunlar daha yumuşak kalplidirler ve sizden daha çok, daha sevimli gülerler.’’ Tam da kahramanımız için yazılmış cümleler gibi duruyor. Çünkü özelikle klasik zaman hikayelerine baktığımızda kahramanımız her zaman güler yüzlüdür ve rahatsız edici bir biçimde iyi kalplidir. Rahatsız edici olmasının nedeni ise sanki kendiliğinden gelen bir iyiliği varmış gibi gösterilmesinden kaynaklıdır. En nihayetinde çizgi romanın izci çocuğundan bahsediyoruz, daha doğrusu bahsedebiliyorduk. Şimdi değişen birçok şeyle birlikte Superman’in o sevecen, izci çocuk tavırları da kalmadı. Filmlere hiç değinmiyorum bile.


‘’En uzaktakilere ve gelecektekilere olan sevgi, komşu sevgisinden daha yücedir…’’ dediğimizde, kahramanımızın sıfatları arasından Man of Tomorrow (Yarının İnsanı) listeden kendini hemen gösterecektir. Ben Man of Tomorrow sıfatının bir üstün-insan betimlemesinden çok daha farklı anlamlar taşıdığını düşünenlerdenim. Yani burada kastedilenin birebir Superman gibi insanların gelecekte varolmasından ziyade fikirsel olarak geleceğin insanlarına bir şeyler bırakabilmesinin asıl kasıt olduğunu düşünüyorum. Örneğin uzaktaki insanları sevmek dendiğinde, artık Superman’in kendi evreni içerisinde yer gözetmeksizin küresel çapta bir kahraman olduğunu az çok biliyoruz. Ya da suç ile savaşmasının günü kurtarmaktan çok geleceğe daha iyi bir dünya bırakma isteğiyle olduğunu da düşünürsek, yukarıdaki cümlenin kahramanımızı tanımlayan diğer bir cümle olduğunu fark etmiş oluruz.


Ama kitabımızı okurken beni şaşırtan kısım  çok ama çok farklıydı. 1978 yapımı Superman filmini izleyenleriniz, Jor-el’in ilk dakikalarda oğluna veda ederken  ‘’Benim hayatımı kendi gözlerinle göreceksin.Senin hayatın da benim gözlerimden okunacak.Oğul babası olacak, baba da oğlu…Bu sana verebileceğim tek şey Kal- el.’’ dediğini hatırlayacaktır. Nietzsche ise bu cümlelerin daha taslak bir şeklini yıllar önce yazmış, ‘’Babanın gizlediği şey, oğlunda açığa çıkar. Çok defa oğul, babanın açığa çıkmış sırrıdır.’’




Bu bölümü de bitirmeden önce, kahramanımızdan bahsetmişken en büyük düşmanı Lex Luthor’dan da biraz bahsetmezsek olmaz. Zaten kötü karakterimizin kahramanımızla arasındaki sürtüşmeyi artık okurlar arasında neredeyse bilmeyen yok. Ancak aralarındaki bu ilişkinin sırrını da sanırım bize Nietzsche veriyor, ‘’…Bütün kibirlileri iyi oyuncular olarak gördüm. Onlar oynarlar ve isterler ki seyredilsinler.’’ Diyerek bize sanki ufak bir Luthor portresi çizerken, ilerleyen satırlarda şöyle devam eder, ‘’…Ve sonra, kendini beğenmişteki basitliğin derecesini kim ölçebilir? Ben onların basitliğine acırım ve onlara karşı iyi davranıp merhamet ederim.’’ diyerek belki de birçok okurun aklını uzun yıllardır kemiren, Superman’in neden hala Luthor sorununa kesin bir çözüm getirmediği sorusuna yanıt veriyor. Daha ileriki sayfalarda Nietzsche, dünyada en çok lanetlenen üç şeyden bahsederken şöyle sıralar, ‘’Şehvet, hükmetme isteği, bencillik.’’ ki bu özelliklerin hepsini kimi zaman birlikte kimi zaman farklı hikayelerde ve zamanlarda kötü karakterimizde hep gördük. Lex Luthor’un Lois  Lane’e olan aşkı, Metropolis’in tek hakimi olma arzusu ve ilerleyen zamanlardaki A.B.D. başkanlığı ile hedeflerini büyütmesi ve tabii ki bu iki özelliğe bağlı olan bencilliği, Superman’e olan düşmanlığının sebepleri arasında en baş sıradadırlar. Hatta öyle ki Lex Luthor’un bencilliği Superman’in tabutunu yumruklayarak isyan edişinde tavan yapmıştır diyebiliriz. Tabut da nereden çıktı diyenleriniz için, Superman ile Doomsday arasında o yıllarda gerçekleşen savaştan sonra, ‘’Tanrı insanlara olan acıması yüzünden öldü.’’



V)Overman!- Ultraman!- Superman!- Clark Kent!?!


Bu kadar tanımlama yaptıktan sonra alternatif evren Superman/Overman’lerinden bahsetmesek olmazdı. İlk Over-Man, Kriz öncesi evrende Earth-17 olarak adlandırılan evrende gözükmüştür ve kendisi bu evrenin ilk süper kahramanıdır. Bu evrendeki Adalet Birliği, ordu ile ilişki içinde olup daha sonraları Overman çıldırarak büyük bir katliam yaratmış ve muhtemelen bu evren, Crisis on Infinite Earths hikayesiyle de yok olmuştur. Bu karakterimiz, ikinci krizde Animal Man serisinde tekrar gözükmüştür. Overman, Alex Luthor’un, Infinite Crisis serisinde bir araya getirmeye çalıştığı birçok Superman benzerinden birisi olarak da çizgi roman sayfalarında yerini almıştır.


Ama düşündüğümüz tarzda Overman ise Earth-10’da karşımıza çıkıyor. Hem de çok tanıdık bir hikayeyle. ‘’Yok olmak üzere olan Kripton’dan gezegenimize düşen gemi, Smallville yerine Çekoslovakya’nın Nazi işgalindeki Sudentenland bölgesine düşseydi ne olurdu?’’ sorusunun yanıtı olan bir evren olan Earth-10’da, Kal-L (Evet, bu evrendeki adı bu) karşımıza tekrardan Overman olarak çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın galibi de bu evrende Naziler ve bu zaferi onlara sağlayan ise düşen Kripton roketinin teknolojisini geliştirmiş olmaları. Sonrasında yine bu evrendeki Overman’in genlerinden iki varlık yaratılsa da, biri Antihuman adında bir yaratığa dönüşmüş, diğeri ise deneyin başarılı sonucu olarak Overgirl olmuş ve Overman tarafından kuzeni olarak sahiplenilmiştir. Countdown to Adventure hikayesinde ise (hikaye Earth-10’da gerçekleşmekte) Superman,  JLAxis takımının lideri ve sarışın bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Irkçı-faşist ve sert yöntemlere sahip kahramanımız ve takımı ise karşımıza Mastermen hikayesinde sadece bir rüya sekansıyla tekrar karşımıza çıkarken, artık kanon olduklarını maalesef söyleyemiyoruz. Bu arada fark ettiğiniz üzere Earth-10 iki tane Nazi Superman’e sahip olmuştur. Ancak birisi Overman adında bildiğimiz orijine sahip kişiyken, diğeri bu evrende de Superman olarak adlandırılmaktadır. Bir de hiç alternatif isimlere bulaşmadan, yine Nazi olan ve Axis Amerika adlı birliğe sahip olan 1987 ve 2003’te karşımıza çıkmış süper güçlere sahip iki farklı Ubersmench adlı kötü karakterleri söylemeyi de unutmayalım. Son olarak Overman karşımıza Multiversiy:Mastermen hikayesinde karşımıza çıkmış olup, hikayenin konsepti yine bildiğimiz Earth-10 evreninde geçmektedir.




Ubersmench’in İngilizcedeki diğer bir karşılığı da Ultraman olup, DC Comics’in en önemli kötü karakterlerinden de birine ismini vermiştir. Farklı farklı evrenlerde farklı kimlikler ve şekillerde karşımıza çıkan Ultraman, ilk defa 1964 yılında Justice League of America sayılarında görünüyor. Earth-3 evreninin bu kötü adamını ilerleyen yıllarda Crisis on Infinite Earths serisinde Dünya’yı kurtarmaya çalışırken de görsek de, temel olarak kötü bir karakter. Lafı açılmışken kendilerine karşı savaşan kahraman ise  bu evrende Lex Luthor’dur. Kriz öncesinin bu kötü karakterini ise tekrardan Animal Man sayfalarında görmekle beraber, en son Convergence serisinin yan hikayelerinde karşımıza tekrar çıktı. Sonrasında Grant Morrison’un yazdığı Earth-2 hikayesiyle keşfettiğimiz anti-madde evreni (basitçe açıklarsak iyi karakterlerin kötü ve kötü karakterlerin de iyi olduğu bir ters evren) bize yeni bir Ultraman sundu (karakterimiz burada da Clark Kent’tir). Fakat anti-madde evrenindeki Earth-2’nin varlığı uzun sürmemiştir. Yeniden Earth-3 evreninde karşımıza çıkmış olan Ultraman’in gerçek kimliği Kal-ll olup, Forever Evil hikayesinde, takımı Crime Syndicate (Suç Birliği) ile birlikte önemli yere sahip olmuştur. Earth-43 evreninde bir vampir Ultraman olduğunu da ekleyerek, son olarak belki zorlarsak Superboy-Prime (sonradan Superman-Prime) karakterini de listeye ekleyebileceğimizi söyleyebiliriz.


Yukarıda uzun uzadıya tartıştığımız Superman-Ubersmench ilişkisi hakkında son söz hakkını kendi adıma kullanmak istiyorum açıkçası. DC Comics’in kimi zaman Overman, kimi zaman Ubersmench ya da kimi zaman Ultraman adında önümüze sürdüğü iyi-kötü karakterlerden hangisi Nietzsche’nin tarifine uymakta? Ya da alternatif evrenlere hiç gitmeden, malum kahramanımız Superman’in üstün-insan olduğunu söyleyebilir miyiz? Kimiler bu görüşe katılmamakla beraber, gerçek manada üstün-insanın Lex Luthor olduğunu öne sürmektedir mesela. Elbette öne sürdükleri argümanlar kabul edilebilir fakat ben durumu daha farklı değerlendiriyorum. Bence yukarıda saydığımız karakterlerin, mavi kostüm içinde Superman dahil hiçbirisi üstün-insan değil. Öyle ki hepsini geride bırakan tek bir isim varsa, o da takım elbisesi ve gözlüğü altında Clark Kent olacaktır. Doğal olarak kimsenin Superman ve Clark Kent ayrımına gitmediğini biliyorum, ancak süper güçlerinin ötesinde sıradan bir insan gibi görünen Clark Kent; karakteri, iyi kalpliliği ve insanları şaşırtacak derecede saflığıyla, her dönemin sıradan insanını geride bırakarak her zaman kişiliğiyle insanın ulaşması gereken nokta olup çıkıvermiştir. Zaten bu özellikleriyle sıradan insanların arasına karıştığında genetik özelliklerini kimsenin bilmediğini hesaba katarsak, Clark Kent kimliğiyle bile diğer insanlar arasında yabancıdır. Superman sadece bu kişiliğin üzerine süper güç eklenmiş ve mavi kostüm giydirilmiş halidir. *******


VI)Son Söz Yerine


Aslında Clark Kent’i Superman’den ayrı düşünemeyişimizin nedeni, düşüncelerin fazla deforme olması, farklı sunulmasından ibaret diye düşünüyorum. Yani üstün-insanı insanda değil, insanın daha da ötesinde ve ‘’insan olamayacak kadar farklı’’ olanda aramak, üstün-insanı ulaşılamayacak bir hedef gibi göstermek… Evet, üstün-insan Superman olarak ulaşılamaz olabilir ama Clark Kent olarak her zaman da bir adım ötemizdedir. Ama bize her zaman aksi dayatılır. Bu yüzden ben tekrardan son sözü Zerdüşt’e bırakarak, yazımı burada noktalıyorum. Hoşçakalın.


‘’Rüyamda beni uyandıracak kadar ürküten şey neydi? Elinde ayna olan bir çocuk yanıma gelmedi mi?


‘Zerdüşt’ diyordu çocuk, ‘aynada kendini gör.’

Ama aynaya bakınca bir çığlık kopardım, yüreğim parçalandı. Çünkü aynada kendimi değil, bir şeytanın suratını ve alaycı gülüşünü gördüm.

Gerçekten rüyadaki işaretleri ve uyarıları pek iyi anlarım : Öğretmek istediklerim tehlikeye düşmüş, yabani otlar buğday yerine geçmek istiyor!

Düşmanlarım, gücü eline almış, öğretmek istediklerimin görünüşünü bozmuşlar, öyle ki sevdiklerim kendilerine verdiğim hediyelerden utanır olmuşlar.’’



*Kaynaklarda her ne kadar Türk destanı olarak geçse de sadece olaylar Anadolu’da geçmektedir, İslam’ın Anadolu’ya yayılışı anlatılır.


**Türklerin kıtlık ve kuraklık sonucunda yurdundan göç etmesini anlatır, ki bu aynı zamanda tarihi bir gerçek olsa da destan dilinin abartısından kurtulamamıştır.


*** Komünist Manifesto, Can Yayınları, 10.Basım, syf. 52


****Friedrich Nietzsche : Üstün İnsan Görünürde Mi?  syf. 90-91


***** Örnekler için bkz. Görsel Dosyalar 1 : Iwo Jima




*******Başka bir görüş için bkz. Ete Kemiğe Büründüm ClarkDiye Göründüm


Not : Alıntılar için Kabalcı Yayıncılık’ın 2011 yılında basılan İşte Böyle Dedi Zerdüşt eseri kullanılmıştır.

Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget