Batman and the Monster Men


Year One'ın hemen sonrası... Batman hâlâ "Bat-Man": Hâlâ şehir efsanesi, hâlâ ne yaptığı anlaşılamamış. Matt Wagner'in yazıp çizdiği bu altı sayılık mini seride Batman ilk kez bir supervillain'le karşılaşıyor. Aslında Matt Wagner, Batman #1'in (1940) içinden bir bölümü revize etmiş: The Giants of Dr. Hugo Strange.

Konusu şöyle: Bruce Wayne, hukuk öğrencisi Julie Madison ile sevgilidir. Julie'nin babası, Norman Madison, Sal Maroni ile iş birliği yapmaktadır. Ancak suç patronlarından biri olan Sal Maroni, Dr. Hugo Strange'in deneylerini finanse etmektedir. Tabii Hugo Strange bu deneyleri, Arkham Asylum hastaları üzerinde gerçekleştirmektedir ve dev insanlar yaratmaktadır. Bu mutasyona uğramış dev insanlar, insan ile besleniyor. Çok da ilkel varlıklar. Dr. Hugo Strange bu devleri kendi çıkarı doğrultusunda kullanıyor. Tabii ki Batman olaya el atacak.


Seri klasik bir hikâye aslında ve klasik bir Batman serisi olarak ilerliyor. İç monologlar hayli fazla. Batman'in iç konuşmalarına alışığızdır, burada Norman Madison'ın, Julie'nin, Strange'in iç konuşmaları da verilmekte. Karakterlerin anlaşılması için iyi de bir yol.

Bruce'a gelelim, hâlâ normal hayatını yaşayabileceğini düşünmekte. Bruce Wayne ile Batman arasındaki dengeyi sağlamaya çalışıyor. Dünyaya karşı iyimser bakabildiği noktalar var. Zaten yolun henüz başında. Buna rağmen dedektiflik özellikleri iyi yansıtılmış, Maroni'nin tek bir kelimesinden -iyi kıvırmasına karşın- olayı çözdü. Aslında bu seride Batman mitosunun iyi yansıtıldığının kanaatindeyim: Batman'in korkutma tekniklerine dair ipucu verilmesi - daha doğrusu nasıl korkutucu olabileceğinin gösterilmesi - hayalet gibi bir anda olay yerinde belirmesi ve yarasayı çatılarda görmemiz filan, güzel şeyler bunlar. O dönem insanların Batman'i epik bir varlık olarak lanse etmesi işte bu gibi şeylerle kesişiyor. 

Dr. Strange'in karakter yansımasını da sevdim. Genetiğe muhteşem derecede takıntılı olması güzel verilmiş. Üstelik yarattığı dev "Canavar insanlar"ın aksine kendisi epey kısa. Genetik eşitliğin peşinde olsa da Batman'in, canavarlarının elinden kaçabilmesine hayran kalmış; onun genetiğiyle araştırmalarında dönüm noktası elde edeceğini söylemişti. Eh, bu pek de zor olmadı zaten; Batman pelerinini ve kemerini canavarlarla kapışırken kaptırdı. Tabii Batman hikayesi bu: Trajedi olmazsa olmaz. Buradaki hüzünlü olay ise Hugo Strange'in yardımcısı Sanjay üzerinden verilmiş. 

Seriyi yeni okumadım, ilk okuduğumda ise Norman'ın dönüşümü biraz ilginç gelmişti. Şirketinin batmaması için ideallerini bırakıp Sal Maroni ile iş birliği yapan insan; Batman onun ismini biliyor, onu tanıyor diye paranoyağa bağladı. Bu da aslında Batman'in çaylaklık dönemlerinde bile, bir insanın üzerinde nasıl bir psikolojik etki bıraktığının kanıtı bence. ^^


Çok çok kısa Gordon'u görüyoruz. Batman'i çözümleyememiş olmasına karşın anlam veremediği bir güveni var. Bu arada müthiş bir gönderme görüyoruz. Yine Gordon'un iç monologlarının etkisini görüyoruz burada, kendisini de sorgulamakta bir bakıma. 

Gönderme demişken, ilk sayının en başında gazetede "Red Hood Gone?" isimli bir yazı var. Görsel ekliyorum:


Bu seri, Batman: Year One ve Batman: The Man Who Laughs arasında geçmekte. Bildiğiniz üzere Batman: The Man Who Laughs, Batman ve Joker'in ilk karşılaşmasını ele almakta. Burada yapılan gönderme ise Joker'in Joker oluşu. Red Hood ismini kullanan Joker'in Ace Chemicals'daki dönüşümüne atıf yapmakta: Bu bağlamda Killing Joke'a referans var diyebiliriz. 

Bir diğer nokta ise Batman: The Animated Series'a atıf olması. "On Leather Wings" bölümünden bahsediyorum.


Aslında net bir gönderme olmayabilir. Ancak üçüncü resmin direkt BTAS'e benzemesi ve ikinci resimde dev yarasa olması bana onu hatırlattı sadece. Bunlar da Batman'in robot resimleri zaten. Bakıldığında pek çok şey görülebilir, malum Batman evreni çok zengin bir evren. Bunlar benim yakaladıklarımdı. 

Seriye genel olarak bakacaksak, hızlı gidiyor. Özellikle üçüncü sayıdan sonrası olaylar bağlandığı için nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Zaten Batmobile'in ilk kez görülmesinden, Batman'in ilk kez süper bir kötüyle çatışmasına, bir yandan da mafya ile uğraşmasına; yani alttan alta bizim dünyamızın kahramanı olduğunun verilmesine kadar pek çok detayı barındıran bir çizgi roman. Bu kadar çok şeyi barındırıp da kötü olmasına imkân var mı? ^^ Klasik bir hikayenin, aslında yine klasik yolda tekrar yorumlanarak yeni jenerasyona sunma fikri iyi bir fikir. 

Kara Şövalye'nin gelişimini anlatan hikâyelerden biri. Year One kadar sert değil (doğal olarak, Frank Miller'dan bahsediyoruz) ancak yolun başında bir Batman okumak keyifli. Bu arada Tom King'in şu ara yazarlığını yaptığı Batman serisinin ilk crossover'ı "The Night of the Monster Men" olacak. Alfred'in ilk kez Batmobile'i gördüğünde verdiği tepkiyi ekleyerek yazıyı da bitireyim öyleyse ^^







Yorum Gönder

[disqus] [facebook]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget