Güç ve İnancın Öyküsü: Silver Surfer: Parable

[update title=”Künye” icon=”info-circle”]Yayınlandığı Tarih: 19.01.1988
İçerdiği Sayı: Silver Surfer Parable
Yazar: Stan Lee
Çizer: Moebius
Yayıncı: Marvel[/update]

Bu eser iki konulu, mini seri şeklinde 1988 yılında
Stan Lee’nin kalemi, Moebius’un çizimiyle muhteşem bir hikayeyi baz alıyor.

 “Şaşırtıcı ama bazı şeyler tesadüf eseri
olabilir!”
demiş Stan Lee, bu eser de şaşırtıcı bir şekilde nasıl ortaya
çıkmış birazcık ona göz atalım. 1988 yılında Moebius ile California’daki
Anaheim Kitap Fuarı’nda tanışan Lee, Moebius’un Silver Surfer’ı ne kadar
beğendiğini söylemesiyle başlıyor esasen, Lee bu eseri diğer Surfer
hikayelerine nazaran en önemli farkın Surfer’ın, Galactus ile savaşmasını değil
insanlığın kendi arasında olan savaşını vurgular. Dünya her ne kadar ölüm
kalım tehdidi ile karşı karşıya kalsa da asıl anlatılmak istenen insanların
kendi arasındaki çatışma. Bu eseri eğer diğer Surfer eserlerinden ayırıp,
farklı bir pencereden bakarsanız o zaman Lee ve Moebius’un başarılı olduğunu
anlayabilirsiniz, ki kendileri de aynen bunları dile getiriyor.

Bu hikayeyi yazması hakkında, Stan Lee, Marvel Age
#71 röportajında şunları söyledi: “İşe bakın ki bunları yazmak
normalden üç kat uzun sürmesine rağmen yazmak oldukça kolaydı. İşe adil olmak konusunda epey sinirliydim.”

Hikaye, Galactus’un gelişiyle başlıyor, kendisine
onun peygamberiyim diyen Aziz Colton, insanları galeyana getirerek kendi amacı
için kullanıyor.  Burada Surfer’ın insanlara aşılamak istediği “kendine
güven, kendine inan”
mantığını savunduğunu görebiliyoruz. Olayların akışı
sırasında insanlığın sorgusuz, sualsiz Galactus’a tapmasının yanlış olduğunu
göstermeye çalışan bu eşsiz karakteri bir an olsun dinlemiyorlar. Yıkım, kaos
ve sefalet bir an için Dünya’yı sararken, Surfer’ın insanlıktan bir kere bile
umudu kesmemesi sürekli olarak kendisini tehlikeye atarak onlar için savaşması
çok önemli bir nokta, insanlık kendisi için savaşmazken başka bir gezegenden
gelen varlık niye savaşsın, değil mi? Surfer bunu göstermeye çalışsa da,
insanlık gözü kör bir şekilde inanmaya devam ediyor. Moebius harika iş
çıkartarak, çizimleri ile adeta kaosu gösterebiliyor bu önemli. Zaten önemli
olan hikayeyi okurken aynı zamanda bize görsellerin sıcaklığı kadar akıcı
olması okuduğumuz esere daha fazla bağlayacağından dolayı hiçbir şüpheniz
olmasın; çünkü eseri yazan Lee kadar Moebius da harika iş çıkartıyor. Bazı
noktalarda kendinizi Galactus ile karşılaşırken bulabilmeniz mümkün, hatta
abartarak söylüyorum ki Elyna’nın yerine geçip siz de ona ulaşmak istersiniz.
Colton’ın hikaye açısından önemi çok büyük, Galactus veya Silver Surfer bir
önem teşkil etmiyor. ‘’Hadi oradan!’’ Dediğinizi duyabiliyorum fakat
Colton’ın bir an için kendisini Galactus’un peygamberi olarak göstermesi,
kaosun boyutunu artırması insanlığın kendi içerisinde savaşmasına ön ayak
oluyor. Elyna’nın, helikopteri çaldığı sırada vurulması olayı daha da
ilginçleştiriyor ama en ilginç kısmı bu değil! Elyna, çaldığı helikopterle
Galactus’a ulaşmaya çalışıyor, nitekim bunu başarıyor fakat bilinci gidince
helikopter düşmeye başlıyor, Galactus şaşkınlıkla “Bana kim gizli bir
şekilde ulaşmaya çalışır”
diyerek umursamaz bir halle Elyna’yı kaderine
teslim ediyor. Olayın en ilginç kısmı ise şu, sen o kadar tap efendim,
peygamber ilan et kendini ama taptığın varlık kardeşini kurtarmasın! Bakıyoruz
ki, kafir dediği Surfer’ın kardeşini kurtarmaya çalıştığı sırada yine
Galactus’un saldırısı altında kalması hikayenin güzel noktalarından biri ve
benim çok beğendiğim bir kısım. Colton, taptığı varlığın kardeşini kurtarmaması
sebebiyle bir an için çılgına dönüp, Galactus’u günahkar ilan ediyor. Hani
nerede yüce varlık? Hani güç her şey idi? Colton, bu sefer taraf değiştiriyor
ama çok geç.

Çizgi roman dışında dahil insanlar her şeyi iş işten geçtikten
sonra anlaması, bu eserde de vurgulanarak gösterilmiş. Son pişmanlık fayda
etmese de, yine de Colton bu sayede insanların kendi içinde çatışmasına katkıda
bulunmuş olması güzel. Tabii, bu romanın ödül kazanması kimseyi şaşırtmaz
haliyle. 1989 yılında Eisner Ödülü’nü “En İyi Limitli Seri” adı altında
alıyor.Bu ödülü 1988 yılında Alan Moore’nin yazdığı, Dave Gibbons’un harikalar
yarattığı Watchmen, 1991 yılında ise Give Me Liberty, Frank Miller ile bu
ödülün sahibi oluyor, aynı zamanda Give Me Liberty’i tanıdık bir isim çizmişti;
Dave Gibbons. Hikayemize dönmeden önce Galactus’u bilmeyen arkadaşlar veya ne
işe yarıyor bu adam diyen arkadaşlarımız için kısa bir bilgi geçmekte fayda
var.

Kimmiş bu Galactus? Eternity ve Death arasındaki
dengeyi sağlayan gezegenlerin enerjisiyle beslenen, evrenin varlığı için
vazgeçilmez bir varlık. Aç olmasının sebebi denge unsuru olmasından
kaynaklanıyor. Biz hikayemize bakalım. Nerede kalmıştık? Hah Colton’un
pişmanlığından söz ediyorduk, son pişmanlıkta fayda etmiyor demiştik. Pişmanlık
demişken bu eserde ayrı ayrı pişmanlıklardan söz etmek mümkün Colton’un
pişmanlığı yanı sıra bir de diğerlerinin pişmanlığı farklı açıdan vurgulanıyor,
bu da okumayı daha zevkli bir hale getiriyor, şüphesiz Stan Lee bunları iyi
düşünmüş, zaten iyi düşünmese yıllar geçtikçe adından söz ettirmezdi, değil mi?
Bu eser aynı zamanda Enslavers’ı içeriyor yani demek istediğim diğer
kahramanların Enslaver halkı tarafından tutsak edilmesi. Bu eser, Parable ile
bağlantılı olduğundan Silver Surfer: Enslavers’ı da okumanızı
öneriyorum.

Hikayeden kopmadan, insanlığın Surfer’ın niyetini
gördükten sonra yaptığı hamle dillere destan, Galactus’a karşı çıkmaları nedense
bana harika geldi. Hem onun Tanrı olduğunu düşünün hem de ona savaş açın, değil
mi… Surfer’ın sözleri “Başarısızlık ayıplanacak bir şey değil, tek büyük bir
utanç olabilir. DENEMEKTEN KORKMAK”.
Evet insanlar nihayetiyle sözleri
dinlemiş ve pay çıkartmışlar. Galactus’a etki etmeyeceğini bile bile savaş
açmaları onları zafere bir adım daha götürdü. Daha sonra zaten Galactus,
Dünyayı terk etti. Olan sadece insanlara oldu, inançsızlıkları ve kendilerine
olan güveni Galactus’un ekmeğine yağ sürmelerine neden olmuştu fakat Surfer’ın
gelişiyle, Colton’un etkisiyle, hatalar tespit edilip, doğruyu buldular.

Bana kalırsa Stan Lee diğer Silver Surfer
hikayelerinden daha farklı bir stile imza atıp, farklı bir Silver Surfer
yaratmış, diğer hikayelere nazaran yardımcı oyunculara da gerektiğinden fazla
rol vermiş. Genel de Fantastik Dörtlü gibi karakterler ön planda olurken bu
sefer Colton, Elyna gibi karakterleri ön plana almış. Beni etkileyen bir eser
olmuş fakat hala en beğendiğim Silver Surfer eseri değil. Her Silver Surfer
hikayesinin sonu gibi yine bir felsefik konuşmaya imza atılmış, Surfer’a
yakışan bir dil ile son bulan eser benden tam not değil de konuşmalar,
diyaloglar için 10 üzerinden 7 puanı hak etti. Yazar
değerlendirmemin sonuna gelmeden önce şunu belirtmek istiyorum: Jack Kirby’nin
Silver Surfer’ı bambaşka bir boyuttu, Buscema ile beni Silver Surfer’a hayran
bıraktıran insanlar olarak, bu tür çizimler ve yazılar bir daha gelmez
herhalde.

Bu üçlüyü aynı yerde tutmamak haksızlık olur diye düşünüyorum. Moebius’un
çizimleri ciddi anlamda hayal kırıklığı yaratmadı, gayet iyi çizimler ile
karşımıza çıkıyor bu eser. Kaosu ve yıkımı güzel bir şekilde yansıtmayı başaran
Moebius’a teşekkür ediyoruz. Gel gelelim 2014 Silver Surfer’ına.Büyük bir
hevesle aldığım Dan Slott’un Silver Surfer’ını yazar olarak çok sırıttığını
düşünmüyorum fakat çizimler? Çizimler konusunda beklediğimi veremeyen Volume 7
serisi, resmen hayal kırıklığı. Çizimleri görünce beynimden vurulmuşa döndüm.
Silver Surfer’a yakışmayan, çok uzak çizim olmuş. Michael neler yapıyor diye
sorguladığım eser olmuştur. Moebius’a 10 üzerinden 7-8 puan
verebilirim. Çizim olarak Buscema’dan sonra gözüme giren nadir çizerlerden biri
oldu, şüphesiz Buscema’nın Silver Surfer ile Thor’un savaşını çizmesi,
Marvel’da yaptığı işlerin en üst basamağı.

Görüş

2014 Silver Surfer’ına bakıyorum bir de 1988 Silver
Surfer’ına, eski günlerin daha iyi olduğunu düşünüyorum, yakın zamandan beri eski
günlerden çok uzak bir Silver Surfer var. Yeni Silver Surfer resmen gözümde
hayal kırıklığı iken, eski eserlerin önüne geçmesinin mümkün olmadığını
söyleyebiliyorum. Parable eserini kesinlikle okumalısınız, bir de kendi
içinizde o duyguları, o kaosu görmelisiniz. Requiem’den sonra en beğendiğim
eserlerden biri olmuştur.

8.0

HARİKA

Yorumlar