İnceleme: Batman: Noel

Charles Dickens’in ‘’A Christmas Carol’’ adlı eseri ilk defa 1843 yılında okuyucuyla buluştu. Diğer tüm edebi metinlerin aksine bu hikaye o kadar çok uyarlamaya sahip ki, bugün her yılbaşı için bir tane izlemeye kalksanız uzun yıllar yılbaşı için izlenecek film listeniz dolar. Televizyon dizileri, animasyonlar ve sinema filmleri olarak uyarlamaları bol olmasına bol, fakat bugün üzerinde duracağımız uyarlama bir kitap uyarlaması; Batman: Noel.

A Christmas Carol aslına bakarsanız birçok noktadan ele alınıp değerlendirilir, yani buna çok müsait bir eser. O yüzden bu kadar uyarlaması olması çok da şaşırtıcı değil. Siyasi olarak taşlamalar, sitemin bireysel manada etkileri ve hatta sistemin direkt kendisini eleştiren bir eser olarak da ele alınabilir veya bir adamın kayıpları üzerinden de tahlil yapılabilir veya hiç değilse kitaptan çıkardığınız ana fikre göre yorumlayabilirsiniz, bu sevginin gücü de olabilir veya insanın değişebileceğine dair umut da olabilir veya bir insanın her ne olursa olsun ne kadar kötü olabileceğine dair fikirler de olabilir. Bu tamamen okuyana bağlı.

Batman: Noel ise bu eserin yayınlandığı tarihten yüz altmış yılı aşkın bir süre sonra yayınlanmış bir uyarlama. Lee Bermejo’nun yazdığı ve çizdiği bu eserin de tabii ki kendi bakış açısıyla yorumladığını en baştan söyleyelim. O yüzden eseri incelerken öz metin ile ne kadar uyumlu olduğundan çok, aktarmak istediği duyguyu nasıl aktardığı konusunda fikir yürüteceğiz. Üzerinden uzun yıllar geçmiş bu hikayenin, Batman cephesinden yapılan modern anlatımının ne kadar etkili olduğunu tartışacağız.



‘’Her şeyden önce, Marley bir ölüydü. Bu konuda en ufak bir şüphe bile yoktu. Ölüm kayıtlarında rahip, cenaze memuru, levazımatçı ve yas tutanların en önde gelenlerinin imzası vardı: Scrooge imzalamıştı. Scrooge adı da, altına imza atma lütfunda bulunduğu herhangi bir belgenin değerini artırırdı. Yani bizim Marley, bir kapı çivisi ne kadar ölüyse o kadar ölüydü.


Peki Scrooge, Marley’in ölü olduğunu biliyor muydu? Elbette biliyordu. Başka türlü nasıl olabilirdi ki? O ve Scrooge bilmem kaç yıldır ortaktılar. Scrooge, Marley’in vasiyetini yerine getirecek tek yetkili kişi, tek hak sahibi, onun tek yasal varisi, tek dostu ve tek yas tutanıydı.’’

Batman/Bruce Wayne karakteri uzun yıllardır çizgi roman okurunun bildiği/tanıdığı bir karakter.1938 yılından beri sevenlerinin takip ettiği bu karakter zamanla o kadar çok değişime uğradı ki, geçmişin Batman’i ile şimdiki arasında temel bağlantılar haricinde hiçbir ortak nokta yok desek yeridir. Hatta günümüz izleyicilerinin yadırgadığı geçmiş veya yakın zaman uyarlamalarının asıl materyale uygunluğu da sıkça tartışılan konular arasında olagelmiştir. Bu konuda aslında cevap çok açık; Adam West’in oynadığı Batman de ve bugün Ben Affleck’in oynadığı Batman de ve hatta animasyonlarda izlediğiniz Batman’ler de yani aslında kısacası hepsi asıl materyale uygundur. Asıl konu, uyarlayanların hangi zaman aralığından hikayeyi çekip uyarladıklarıdır. Beğenilir veya beğenilmez, bu zamanın gerekleri ve beklentileriyle alakalıdır.

Tıpkı Charles Dickens’in bizi kitabın başlarında uyardığı gibi, biz de sizi uyaralım; her şeyden önce, Jason Todd bir ölüydü. Hikayemiz de onun ölümünün ardından yıllar geçtikten sonra gerçekleşen bir hikaye. Ve ayrıca, Bruce Wayne de onun tek dostu ve tek yas tutanıydı. Ama gel gelelim ‘’…Scrooge bile mükemmel bir tüccar olarak daha cenaze günü bu iş kazançlı bir şekilde tamamına erdirmesi bir yana, bu üzücü olay karşısında o kadar sarsılmamıştı.’’
Belki Jason Todd’un ölümü kazançlı bir şekilde tamamına ermiş bir olay değil Batman için, bu kısmın abartılı kaçacağını kabul edebiliriz. Ancak belki de Dickens’in ilerleyen satırları ve birazcık yorumlamayla her iki eseri bir orta yolda buluşturabiliriz; ‘’Scrooge, Marley’in adını tabeladan hiç silmedi. Deponun kapısının önünde, yıllarca öyle asılı durdu: Scrooge ve Marley.’’

Jason Todd’un ölümü aslında Batman hikayeleri için bir milattır. Aslında ilk üç Robin’in her biri birer milattır. Dick Grayson’un uzun yıllar Robin olduğu dönemde Batman’in en güler yüzlü dönemlerini görürüz, ardından Dick Grayson ile tartışmalı bir ayrılık gerçekleşir ve Batman biraz daha ciddileşir, sonrasında Batmobile’in lastiğini çalan Jason Todd ile tanışır ve onu eğitir. Jason Todd, Joker tarafından öldürüldüğünde de artık yakın zaman Batman’i karşımızdadır. Ciddi ve karanlık, daha sert. Ancak Batman, Jason Todd’un ölümünden dolayı suçluluk hissi duysa da, bunun büyük bir sarsıntı olduğunu genellikle gerektiği zamanlarda gördük. Fakat Yarasa Mağarası’nın içinde ne zaman yolculuğa çıksak, cam fanusun içine konulmuş Robin kostümünü de görür olduk, tıpkı ‘’Scrooge ve Marley’’ tabelası gibi. Zaten zamanla da ‘’Batman ve Robin’’ birlikte anılır olmaya başladılar, ki bu da Tim Drake’nin gelişine tekabül eder, Robin karakteri uzun yıllar sonra Tim Drake’nin gelişiyle basit bir ortaktan çok –küçük yaştaki okuyucuların özdeşleşebileceği karakter olmaktan çok-, zaman zaman rol çalan bir karakter oluvermiştir.

Bu süreç içinde de Batman karakter gelişimini tamamlamış ve yaklaşık elli hatta altmış yıllık karakter gelişiminin sonuna gelmişti; ‘’…hayatın kalabalık sokaklarında bir kenardan ilerlemek, insan sevgisi namına ne varsa kendinden uzak tutmak. Varsın ‘deli’ desinlerdi, umrunda bile değildi.’’

 
İşte Batman: Noel’in hikayesi de tam burada başlıyor. Batman’in gölgelere en çok çekildiği zamanda… Sırasıyla da hikayemizin ikinci adamı olan Bob ve oğlu Tim ile tanışıyoruz. Orijinal ederi okuyanlar bilirler, Bob Cratchit ve oğlu Tim, Ebenezer Scrooge için bir dönüm noktası olmuşlardır. Ancak yine de son kararı verip değişmesini sağlayamamışlardır, bu da bir gerçek.Ve tıpkı işinden dönen Scrooge gibi, Batman de Yarasa Mağarası’na döndüğünde diğer tüm zamanlardan farklı bir olay gerçekleşir. Ölü bir ruh, baş karakterimizi ziyarete gelmiştir; Jason Todd orijinal hikayeden farklı olarak bir anlığına görünüp kaybolmuştur ama tıpkı Marley gibi de öfkelidir.

Peki nedir bu öfkenin sebebi? Karakterimizin fazla huysuz olması mı, iş bağımlısı olması mı, kendi hayatını kendi eliyle mahvetmesi mi? En başta da söylediğim gibi, eseri istediğiniz noktadan ele alabilirsiniz. Bu yüzden bu soruların hepsi yanıtımız olabilir ama bizi sonuca götürmez, en azından şimdilik. Asıl yanıt ise vicdansızlık olacaktır. Karakterimiz çıktığı yolda vicdanını çoktan kaybetmiş, amacından çoktan sapmıştır. Hayatın renklerinden ve hatta kendisinden kopmuş, bencilleşmiş dolayısıyla da etrafında pek az insan bırakmıştır. Diğer taraftaysa Bob vardır. Fakat karşımızdaki Bob, Dickens’in tasvir ettiğinden farklıdır. Bildiğimiz Bob, iyi niyetli bir insandır, uysaldır, kötülük yapmak bir yana dursun kötü düşüncelere de karşıdır yani fazlasıyla kurgusal/ütopik bir karakterdir. Son dönem anlatımında hiçbir okuyucuyu böyle bir karakterin varlığına inandıramazsınız, bu yüzden Bermejo’nun Bob’u da daha farklıdır. Her şeyden önce kaybedendir, mutlu bir aileyi bırakın oğlu Tim’den başkası yanında yoktur, mecburiyetten suça bulaşmıştır ve en nihayetinde de Batman ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Orijinal Bob ile arasındaki tek bağ, ikisinin de görmezden gelinen yoksullar olmalarıdır. Tim ise bu hikayede sakat bir çocuk değildir ancak iyi niyetin hikayenin geneli boyunca sembolüdür.

Ölmüş bir eski dostun ziyaretiyle de esas hikayemiz böylelikle başlıyor. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin kapıları açılıyor. Geçmiş Zamanın Ruhu olarak karşımıza Catwoman, Şimdiki Zamanın Ruhu olarak Superman ve Gelecek Zamanın Ruhu olarak da Joker çıkıyor. Aslına bakarsanız sadece Batman üzerinden bile birçok karakter seçeneği varken, bu üç seçim bile Bermejo’nun hikayeyi ne kadar doğru yorumladığını gösteriyor. Özellikle Superman ve Joker tercihleri üzerinde durmak gerekir, çünkü Superman, ‘’Yarının İnsanı’’ sıfatıyla Gelecek Zamanın Ruhu olmaya daha uygun bir aday gibi durabilirdi, bu tamamen Bermejo’nun yorumuna bağlıydı. Fakat orijinal hikayenin Gelecek Zamanın Ruhu’na biçtiği karamsar rolü düşünecek olursak, Bermejo’nun hikayenin biçimine sadık kaldığını görmüş oluruz.

Ne dersek diyelim, Scrooge da Batman de hayallerini gerçekleştirmiş ikisi insan. Hayalleri farklı olsa da, gerçekleştirmiş olmaları konusunda bir şüphemiz yok. Yine hayallerini gerçekleştirirken de fedakarlıklar yapmış iki kişiden söz ediyoruz. Burada sözü Slavoj Zizek’e bırakalım; ‘’Kurduğumuz hayaller konusunda çok dikkatli ve seçici olmamız gerekir. Doğru olan hayallerle,içinde var olduğumuz toplumda gelişmemizi sağlayacak, bizi ilerletecek, başka bir boyuta taşıyacak hayallerle; yanlış hayaller arasına, idealist bir düşünce biçimiyle toplumun bir yansıması olan çoğunluk tarafından kabul gören hayaller arasına bir çizgi çekmeliyiz. Biz aslında hayallerimizi kendimiz belirlemeyiz. Hayallerimiz içimizde var olan çok derin bir yerden beslenirler. Ve biz bu konuda hiçbir şey yapamayız. Psikoanalizin ve kurgusal sinemanın temel çıkış noktası budur. Hayallerimizden bizler sorumluyuz. Hayallerimiz arzularımızı belirler, arzularımızsa nesnel gerçekler değillerdir. Onları biz yaratırız, biz ayakta tutarız. Tüm arzu ve hayallerimizden biz sorumluyuz.’’

İşte Joker’in Batman’i diri diri gömdüğü kısım burada aklımıza gelmeli. Bu esnada Batman öldükten sonra kollarında yarasa amblemi olan bir topluluk ile Joker gibi makyaj yapmış bir topluluğun karşı karşıya geldiğini görür. Gotham’a kaos hakimdir. Bunlar, Batman’in ölümü sonrasında gerçekleşmesi  muhtemel gelecektir. Ayrıca arkasından yas tutacak kimse kalmamıştır, Alfred Pennyworth bile yas tutar gibi görünmemektedir. Fakat en can alıcı kısımsa şudur; ‘’Üretim fazlası suçlu nüfusunu azaltmış olurum!’’ Bu cümleyi önce Batman’den sonra da muhtemel gelecekteki başka bir kişiden duyarız. Batman, sorgulama yapmadan girişilmiş bir mücadelenin sonucunu görür, hayali sadece suçla mücadele olan Batman’in geleceğe mirasını görür. Fakat bu Batman’in istediği bir gelecek değildir, diğer bir deyişle, bu Batman’i tatmin edecek bir durum değildir. Burada bir kez daha Slavoj Zizek’i devreye sokalım; ‘’Özgürlüğe atılan ilk adım, gerçekleri hayallerimize uyacak şekilde değiştirmek değil, hayal ettiklerimizi değiştirmektir. Ve bu bize acı verecektir. Çünkü tatmin olmamız, hayallerimizin gerçekleşmesine bağlıdır.’’ İşte bu yüzden Bermejo’nun kitaba başlarken konuyu ‘’değişim’’ ile açmasını buradan anlayabilirsiniz.

Dickens’in de aynı durumdan şikayetçi olduğunu söyleyebiliriz. Scrooge’a kızan Şimdiki Zamanın Ruhu’nun söylediği ‘’Böcek yaprağa tırmanmış, topraktaki aç kardeşlerinden fazlalık diye söz ediyor’’ cümlesinde de açıkça kızgınlığını ifade ediyor. Herbert Spencer ismini duyanınız vardır, kendisinden biraz söz edelim. Sosyal Darwinizm dediğimiz düşüncenin kurucularından sayılır, ayrıca liberal düşüncenin de savunucusudur. Sosyal Darwinizm’in ufak bir tanımını yapacak olursak, sosyal hayatta ‘’en uygun olanın’’ hayatta kalmasıdır. Gelin görün ki, bu tarz fikirler ortaya çıktığında, Spencer ve Malthus tartışmalı nüfus politikalarını öne sürdüğünde Darwin daha Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlamamış ve yayınlandıktan sonra dahi bu tarz tartışmalara katılmamıştır. Kimi yazarların yaptığı yerinde bir tespitle, zaten ‘’Darwin’in teorisi, Evrim Teorisi’nin başlangıcı değil zirvesidir.’’

Herbert Spencer, Sosyal Darwinizm’in ilkelerini, ‘’Liberal İlkeler’’ ile öyle güzel açıklamıştır ki, her ne kadar otoriter veya totaliter sistemler ile birlikte anılsa da, Sosyal Darwinizm’in hemen her ideolojiye eklemlenebileceği, her zamana uyarlanabileceği görülmüştür. Tabii ideolojinize göre ‘’en uygun’’ da değişeceğinden, her birimiz Sosyal Darwinizm’in dolaylı hedefleriyiz desek pek de yanılmayız. Tam da bu noktada, Batman’in takındığı tavır daha anlaşılır olur. Çünkü her düşünceye eklemlenebilen bu fikir, Batman’in düşünsel hayatına da etki etmeye başlamıştır. İşte bu noktada yanlış anlaşılmaları gidermek adına bir açıklama yapalım, Dickens de Bermejo da kesinlikle anti-kapitalist bir tutumla hikayelerini anlatmıyorlar, daha çok Spencer ve benzerlerinin savunduğu türde bir kapitalizme/liberalizme karşılar. Yine belirtmek gerekir ki, 1843’te  yayınlanmış bu eserden günümüze, H. Spencer’in, Malthus’un tartıştığı konular hala tartışılmaktadır ve etkisini sürdürmektedir.  Ve son olarak ekleyelim ki, Spencer’e göre en uygun olmayan ile yoksul kesim aynı şeydir.

Sorgulama bu yönde bitmez, hatta Dickens’in eserine kıyasla sorguladığı alanlar daha fazladır. Tıpkı Dostoyevski’nin Suç ve Ceza eserinde olduğu gibi, bizi değişik sorgulamalara yönlendirir. İlk sorgulama suç ve suçlu üzerinedir. İşsizlik ve yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin suça pozitif katkıları olduğunu söyleyen çalışmaları bugün her yerde bulabilirsiniz. Önemli olan bunu sorgulayabilmektir. İşte Dickens’in aşırı iyimserliğinden uzak bir şekilde, Bermejo bu sorgulamayı yapmamız için Bob’u bir suçlu olarak yeniden uyarlıyor.Bob silahı Joker’e doğrulttuğunda da, Raskolnikov’un tefeci kadını öldürme konusundaki ikileminin benzeri yaşadığı bize hissettiriliyor. Öyle ki, Raskolnikov tefeciyi öldürdüğünde hem kendisini hem de birçok kişiyi kurtarmış olduğunu düşünerek eylemini gerçekleştirir, Bob da tam bu durumdadır, Joker’in ölümü kendisiyle beraber pek çok kişiyi kurtaracaktır. Tabii Bermejo bunu açık şekilde anlatmaz, fakat silah Joker’e doğrulduğunda bunu düşünmediyseniz, Batman: Noel hep bir yanıyla eksik kalacak demektir.

Batman’in gerçekten değiştiğini görebilmek adına da bu sahne gereklidir. Bob, nasıl ki bir zamanlar Batman için üretim fazlası biriyse, Joker de aynı şekilde öyledir onun için. Hatta bireysel olarak Joker, Batman’e daha fazla zarar vermiştir. Bu yüzden Bob silahı eline aldığında, o tetiği çekip çekmemesine bir bakıma Batman izin verecektir. Raskolnikov rolü, Batman’in müdahil olmasıyla ikiye bölünür. Fakat değişimin gerçekleştiğini görmemiz adına, Batman bunun gerçekleşmesine izin vermez, eskisi gibi olmadığını kanıtlar hem de en etkili yoldan ve deyim yerindeyse Raskolnikov hem suçtan hem cezadan kurtulur. Değişim, Batman için en ağır yoldan gerçekleşmiştir, Joker karakteri bu yüzden eserin önemli halkasıdır, değişimin ne kadar acı verici/zorlayıcı gerçekleştiğini görebilmemiz için.

Bitirirken, Lee Bermejo’nun, Batman çizgi romanları arasına en etkileyici eseri bıraktığını söyleyebiliriz. Yazınsal olarak tartıştığımız konular bir yana, görsel olarak da eser doyurucu, hatta yer yer mesaj verici. Özellikle son sahnelerde ölüm ve yeniden doğuş üzerine Batman’in mezardan çıkmasından çok, küçük Tim’in yaptığı Noel Ağacı’nın yere düşerek dağılması ve ardından Wayne Şirketi tarafından yeni ve kocaman bir çam ağacı gönderilmesi kısımlarında daha etkileyici anlatıldığını söyleyebiliriz. Hatta son sayfada küçük bir panelde de olsa ağacın üzerinde gördüğümüz süsler belki de buna işaret ediyor olmaz mı? Değişimin görsel yönüyle, Tim’in kendi elleriyle yaptığı ağaç üzerinden gösterilmesi de Batman: Noel’in anlatımının zirvesi olduğu kanaatindeyim.


 
Son  olarak, eser çizgi roman tarihinde gerçekten önerilmesi gereken türden bir yapıt. Ayrıca yeni seneye Batman ile başlamak isteyenler için yakın zamana açılan kestirme yoldan bir orijin hikayesi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü Batman’in ailesinin ölümü, onu günümüzdeki haline getiren yaşanmışlıklar, dostlukları ve en büyük düşmanı tek bir hikaye içinde yer alıyor. Bu yüzden eserin her bakımdan dolu olması, yeni seneye çizgi roman okuyarak girmek isteyen her okuyucunun tercih etmesi için yeterli bir sebep. Böylelikle hem bu incelemeyi hem de bu seneyi bitirirken, herkese yeni yılda her  şeyin gönüllerince olmasını diliyorum. Mutlu seneler.

Yorum Gönder

[disqus]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget