Alan Moore'un Kaleminden: Swamp Thing Efsanesi Kitap Bir

Alan Moore'un en önemli çizgi roman işlerinden Saga of the Swamp Thing serisinin ilk kitabının sayı sayı incelemesi.


[update title="Künye" icon="info-circle"] Yayınlandığı Tarih:​ 1984​
İçerdiği Sayı:​ Swamp Thing #20-27
Hikaye:​ Saga of the Swamp Thing
Yazar:​ Alan Moore
Çizer:​ John Totleben ve Steve Bissette
Yayıncı:​ DC Comics[/update]

Alan Moore'un çizgi roman dünyasına yaptığı katkılar ziyadesiyle fazladır. Kendisini Watchmen, Killing Joke, For A Man Who Has Everything, From Hell, League of Extraordinary Gentleman serilerinden iyi biliyoruz. Ancak Moore'un bir başyapıtı daha var: Saga of the Swamp Thing. Moore, bu serinin sadece 44 sayısını yazdı ancak bu sürede hem DC evrenine, hem çizgi roman dünyasına çok şey kazandırdı. Serinin 20. sayısında başlıyor Moore'un yazarlığı. 20. sayıda kendisinden önceki 19 sayının biraz vasat hikayesini büyük ölçüde toparlıyor. Kendi hikayesine ise 21. sayıdan itibaren başlıyor. 64. sayıya kadar da direksiyonda kalıyor. Bu yüzden 20. sayının sonunu görüp sıradaki sayıya geçebilirsiniz. Biz de bu muhteşem eserin hakkını vermeye çalışalım, okuyamamış kişilere, okuyup zorlanan kişilere, sayı sayı olanları anlatıp her kitabını inceleyelim dedik. İlk kitap 20 ve 27. sayılar arasını toplamakta. Önce sayı sayı olanları göreceğiz, daha sonra da ilk kitabı inceleyip bazı güzel bilgiler vereceğiz. Kitabı sayı sayı incelemeye başlamadan önce temel karakterler hakkında çok kısa bir bilgi verip öyle geçelim.

Alec Holland: Louisiana'da bataklıklarda ormanlar yetiştirebilecek gizli bir formül üzerinde çalışan botanikçi Alec Holland, formülü isteyen Nathan Ellerly adındaki bir adamın ajanlarının yerleştirdiği bir bombanın patlama alanında kalır. Laboratuvarından, üzerinde bir kimyasal yangınıyla kaçan Alec, kendisini bataklığın içine atar. Bir süre sonra bu bataklıktan insan şeklini andıran bir bitki yükselir ve hareket etmeye başlar. Bu varlığa artık Swamp Thing denir. Alec'in birlikte çalıştığı karısı Linda ise daha sonra rakip şirketlerin adamları tarafından ziyaret edilerek yatak odasında öldürülmüştür.

Abigail Arcane: Abigail, 1973 yılında Matthew Cable adında bir interpol ajanı tarafından ziyaret edilir. Arkadaşları Alec ve Linda Holland'ın ölümlerini araştırdığını söyler. Sorumlu olarak Swamp Thing'i gösterir. Birlikte zaman geçirirler. Abby, Matt'i Swamp Thing'i yok etme tutkusundan vazgeçirir. Birlikte Swamp Thing'in aslında Alec Holland olduğunu öğrenirler. Daha sonra evlenirler ancak evlilikleri çok iyi gitmemektedir.

Anton Arcane: Abigail'in amcasıdır. Ölümsüzlükle takıntılıdır ve bir noktaya kadar bazı deneylerle bunu başarmıştır da. Sonunda Alec Holland'ın Swamp Thing'e dönüştüğünü görünce peşine düşer ve mutant canavarlardan oluşan adamları Un-Men'i Alec'in peşine düşürür ama sonunda ölür ve cehenneme gider. Yine de oradan kaçmanın bir yolunu bulmuştur.

HİKAYE

#20 - Loose Ends

Swamp Thing, düşmanı Arcane'i yenmiştir ve Arcane ölmüştür. Swamp Thing, bedenini aramak için etrafta gezmeye başlamış, diğer iki arkadaşı Liz ve Dennis'i de bir yandan aramaya koyulmuştur. General Sunderland, Swamp Thing'i öldürmek için harekete geçmiş, Alec'in peşini sürebilmek için Liz ve Dennis'i takip ettirmeye başlamıştır. Bu sırada Abby ve Matt aile içi sorunlar yaşamakta, Matt, Abby'nin kendisine ilgi göstermemesinden rahatsız olmaktadır. Sunderland'in askerleri Swamp Thing'in izini bulurlar ve bir kovalamaca başlar. Swamp Thing artık onlarla savaşamayacağını anlayınca kaçmaya başlar. Ancak General'in bir keskin nişancısı Swamp Thing'i kafasından vurur ve öldürür.

#21 - The Anatomy Lesson

Swamp Thing, General Sunderland tarafından yakalanıp bir dondurucuya konmuştur. Sunderland, onu incelemesi için Floronic Man, Dr. Woodrue'yu hapisten çıkarıp getirir. Woodrue, ölü bedende otopsisinin yapar ve şok edici sonuçlar alır. Alec Holland öldüğü zaman bir kurt tipi, öldüğü toprağı hareketlendirmiş ve bilinç kazandırmıştır. Ancak aslında Swamp Thing, Alec Holland değildir. Bilinç kazanan toprak, kendisinin Holland ollduğunu düşünüp ona benzemeye çalışmaktadır. Bu yüzden şekli insana benzemekte, ciğerleri işlev görmemekte, beyninin yerinde bir tutam ot bulunmaktadır. Yani, bu bitkisel varlık, Alec Holland'ı kopyalamak için elinden geleni yapmıştır ve hiçbir zaman iyileşip yeniden Holland olamayacaktır. Çünkü Alec Holland çoktan gitmiştir. Bu yüzden de bir kurşun onu öldüremez. Sunderland, bu bilgilerden sonra "yeterli diyerek" Woodrue'yu kovar. İntikam almak isteyen Woodrue, Swamp Thing'in kafesini açıp dondurucusunu kapatır. Swamp Thing uyanır, Woodrue'nun raporunu okur, sinirlenir ve nihayetinde Sunderland'i binanın içinde yakalayıp öldürür.

#22 - Swamped

Swamp Thing, yakalanmadan önce yaşadığı Louisiana'ya geri döner. Abby ve Matt onu aramaktadırlar ve bulduklarında, tamamen yeryüzüne köklerini saldığını, üzerinde bitkilerin büyüdüğünü ve böceklerin gezindiğini görürler. Abby, öldüğünü düşünür ancak Woodrue gelip ölmediğini, kökenini öğrendiğini, bir daha Holland olamayacağını bildiğini, bu yüzden de artık pes edip bir insan gibi davranmayı bıraktığını söyler. Bunun psikolojik bir yıkım olduğunu söyler. Ancak söylemediği şey, Swamp Thing üzerinde ilk günden beri çalışmaya devam ettiğidir. Abby ve Matt gidince elektrotlar kullanarak kendisiyle Swamp Thing arasında bir bağlantı kurar ve doğayla bütünleşik olmanın nasıl bir şey olduğunu anlar, doğadaki bütün bitkilerin tüm hislerini hisseder. Bu işlem sırasında da Swamp Thing, kabuslar görür. Kabuslarında Alec Holland'ı, karısı Linda'yı, kaybettikleri yaşamlarını, kendisini bu hale getiren kurtları ve sonunda kaybetmek üzere olduğu insanlığının bir temsilini görür, çığlık atar kendi içinde.

#23 - Another Green World

Swamp Thing hala kendisinin kim ya da ne olduğunu anlamaya çalışmakta, varlık krizi yaşamaya etmektedir. Abby Holland, yalnız ve çaresiz hissederek Alec'in olduğu yere gelir ancak burada Woodrue tarafından öldürülmüş insanlarla dolu korkunç bir manzarayla karşılaşır. Bu esnada Alec'in etrafındaki bitkiler Abby'e saldırır, Abby Alec'i uyandırmaya, ondan yardım istemeye çalışır ancak Alec duymaz bile. Bu esnada, Woodrue, kendisini Swamp Thing'e bağladıktan sonra Dünya'daki bütün yeşil varlıkları kontrol edebilecek güce gelir ve onları insanlığı yok edip yeni bir Yeşil Dünya yaratmaya ikna eder. Sona en yakın kasaba olan Lacroix'e gider ve şehrin bir kısmını yok edip bitkilerin hızla fotosentez yapmalarını sağlar. Ancak bu çok fazla oksijen salınımına sebep olur ve dokunan her ateşin yangın çıkarmasıyla sonuçlanır. Swamp Thing ise sonunda varlığı ve yaşadıklarıyla ilgili sorunlarını bir kenara bırakır ve uyanıp Abby'i kurtarır ancak onu geride bırakarak Dünya'yı kurtarmak için Woodrue ile yüzleşmeye gider.

#24 - Roots

Woodrue'nun planı, dünyadaki bütün oksijeni arttırıp en ufak bir kıvılcımda her yerin aleve verileceği korkusuyla insanlığı ateşi kullanmaktan men edip taş devrine göndermek. Bunu Watchtower'dan izleyen Justice League, olaya nasıl yaklaşacaklarını düşünür. Bitkilerin, Woodrue'yu kullandığını, dolayısıyla bitkilerle iletişime geçmeleri gerektiğini düşünürler. Birçok opsiyon sonunda hepsinin çaresiz kalacağında hemfikir olurlar. Yerde ise, Swamp Thing, Woodrue'ya durmasını söyler ancak Woodrue, onun hain olduğunu söyleyerek saldırır. Swamp Thing, "doğanın canını yakıyorsun, eğer tüm insanlar ve hayvanlar ölürse, doğaya saldığın tüm bu oksijen nasıl karbondioksite dönüşecek ve bitkiler de yaşamaya devam edecek?" diye soruyor. Woodrue bunu düşünmemiş ve çıldırmaya başlıyor, kaçıyor. Sonrasında Superman ve Hal Jordan gelip, delirmiş Woodrue'yu Arkham'a kapatmaya gidiyor. Öte yanda, Swamp Thing, Abby'e, Alec'in artık öldüğünü, ve şu anda huzur içinde bu dünyayı terk ettiğini söyleyip ondan ayrılıyor. Bataklıklara geri dönüyor ve sonunda benliğini kabul ettiği için mutlu bir şekilde kollarını güneşe açıyor.

#25 - The Sleep of Reason

Sonbahar yaklaşmaktadır ve Swamp Thing, sonbaharın yaklaşmasından dolayı endişe duymaya başlar. Çünkü Sonbaharla birlikte bir karanlığın da gelmekte olduğunu hissetmektedir. Abby'le vakit geçirse de Abby, bir iş görüşmesi olduğunu ve Elysium Lawns isminde otistik çocuklara yardım merkezine gideceğini söyler ve görüşmeye gider. Görüşmede Paul adında bir çocuk gözüne çarpar. Paul'un ailesi bir Ouija tahtası kullanarak kazara Monkey King isminde kana susamış bir varlığı serbest bırakmış, ölümlerine sebep olmuştur. Monkey King, Paul'u yardımcısı olarak kullanmaya başlar ve sağlık merkezindeki diğer çocuklardan beslenmeye niyetlenir. Öte tarafta "Şeytan" adıyla betimlenen Jason Blood da bu varlığın peşindedir. Ve nihayetinde Paul'a artık yakın olan Abby'i bir sokakta bulur ve konuşmaları gerektiğini söyler. Monkey King ise ava başlamıştır.


#26 - A Time of Running

Jason Blood, Abby'e Elysium Lawns'daki Paul ismindeki çocuktan bahseder ve onu koruması gerektiğini söyler. Abby hastaneye geri döner ve tüm çocukların tuhaf davrandığını, hepsinin, tıpkı Paul gibi maymun benzeri şekiller çizdiğini görür. Abby, Paul'le karşılaşır ve Paul ona, Monkey King'in, onu ölümüne korkutacağını söyler. Abby ona inanır ama başka kimse inanmaz diye Swamp Thing'in yanına gidip ona açıklamaya çalışır ancak Swamp Thing zaten olanları biliyordur ve birlikte hastaneye gidip çocukları kurtarmaya giderler. Geldiklerinde Monkey King, Swamp Thing ile karşılaşır ve en korktuğu varlıkların şeklini almaya başlar. Pencere kırılır ve içeriye, Monkey King'i durdurabileceğini söyleyen tek kişi, şeytan Etrigan girer. Öte tarafta, daha önce kendisine zaman ayırmadığını söylediği için Abby ile kavga eden Matthew, sarhoş olur ve Abby'i merak ederek arabasına biner. Sarhoş sürüşünün sonucunda yuvarlanır ve arabasını bir ağaca çarpar.

#27 - By Demons Driven

Monkey King, Swamp Thing ve Etrigan ile savaşırken Abby, Swamp Thing'in tavsiyesine uyarak Paul'u oradan kaçırır ve güvenli olacağını düşündüğü Swamp Thing'in bataklığına doğru götürür. Etrigan da savaştan ayrılır ve Paul'u yok edip Monkey King'in bu dünyayla bağını koparmak için peşlerine düşer. Ancak Swamp Thing de Paul'u özgür kılmak için hepsinin ardına düşer. Abby, tam Paul'u korumayı başardığını düşünürken Monkey King saklandığı yerden çıkar ve Abby'e saldırır. Paul sinirlenir ve artık ondan korkmadığını haykırır. O üstüne geldikçe, artık korkutamayan canavar küçülüp güç kaybetmeye başlar ve sonunda Etrigan, ufak halini yakalayıp yer. Her şey bittikten sonra Etrigan, anlaşılmaz bir konuda Abby'i uyarır. Abby peşine düşer ve Etrigan'ın, yeniden Jason Blood'a dönüştüğünü görür. Mesajı sorar ama Blood, hiçbir şey bilmediğini, şeytana bazen güvenmek gerektiğini söyler. Öte tarafta Matthew Cable, yaptığı kazada ciddi bir şekilde zarar görmüştür. Halüsinasyonlar görürken bir sinek -ki bu Swamp Thing'in düşmanı Arcane'dir- gelip onunla anlaşma yapacağını söyler ve ağzından içeri girer. Daha sonra yolda yalnız yürüyen Abby'nin yanında Matt ve arabası, hiçbir zarar görmemiş gibi durur ve Matt "seni merak ettim, hadi evimize gidelim" der ve Abby onu affederek arabaya biner, giderler.

DEĞERLENDİRME

Değerlendirme kısımlarını çok uzun tutmaya niyetim yok. Hikaye, çizimler, tema zaten kendilerine dair her şeyi anlatıyorlar. Bütün kitap uyumlu bir şekilde ilerliyor. Ancak ilk kitap için dikkat çekmek istediğim bir nokta var.

Swamp Thing, ilk hikayede Woodrue ile savaştı, ancak doğru düzgün bir yumruk savaşı görmedik. Woodrue'ya gidip çok akıllıca bir şekilde "bütün dünyayı bitkilerle doldurursan, geriye karbondioksit alacak kimin kalacak?" diye sorarak yumruğunu kaldırmasına gerek kalmadan Woodrue'yu delirtti ve yendi. İkinci hikayeye bakıyoruz. İkinci hikayenin sonunda belki Swamp Thing, Etrigan ile savaşıyordu ancak hikayenin asıl düşmanı Monkey King isminde bir korku canavarıydı. Peki, nasıl yenildi? Küçük bir çocuk ondan korkmadığını tekrar tekrar söylediğinde gücünü kaybetmeye başladı ve sonunda Etrigan'a yemek oldu. Şimdi, iki hikayeye de bakınca gözümüze çarpan ortak nokta, Swamp Thing, sorunlarını yumrukla çözen birisi değil. Süper kahraman maceralarının birçoğunda ne yazık ki kahraman istediği kadar zekice davransın, final bölümünde, rakibiyle tekme tokat savaşa giriyor. Bu beni her zaman irite eden bir şeydi. Yani, dilediğiniz kadar haklı olun, eğer bileğinize güvenmiyorsanız, argümanınızın düşman üzerinde hiçbir etkisi yok düşüncesine kapılıyorum ister istemez. Bu yüzden akılcı çözümleri gerçekten çok ama çok seviyorum. İki seferde de düşmanı bir argüman kullanarak yendi karakterler. Bu yüzden bu kitabın en büyük artılarından birisinin bu olduğunu düşünmekteyim.


İkinci enfes şey, karakterlerin kullanımı. Herkes oldukça gerçekçi karakterizasyonlara sahip. Abby'nin bazı sıkıntıları var, tam olarak yerini kavrayamamış durumda ve bu yüzden Matt'le ilgilenememekte. Matt'se bundan şikayetçi ve Abby'nin yokluğunu içkiyle ya da başka bir şeylerle doldurmaya çalışıyor. İki karakterin de yaşadıkları şeyler gözümüze o kadar da sokulmuyor. İlişkileri organik bir şekilde şekilleniyor, hikayeden hiçbir şey koparmıyorlar. Ancak Moore, asıl gücünü Swamp Thing'in varlığını sorguladığı, benliğini aradığı kısımda gösteriyor. Swamp Thing bir insan olmadığını, sadece bir taklit olduğunu anlıyor ve hayata dair bakış açısı tamamen değişiyor. Kendisini sorguladığı her noktada, karakterle empati kurabiliyoruz. Bir bitkinin düşüncelerini anlayabilmemiz, serinin ne kadar kuvvetli olduğunu gösteren şeylerden birisi.


Seride yer alan diyaloglar da okuma zevkimizi arttıran şeylerden birisi. Swamp Thing'in sorgulaması sırasında kendisine sorduğu sorular, benliğine dair yaptığı çıkarımlar zaten güzelken şeytan Etrigan geldikten sonra Etrigan'ın söylediği her cümlenin kafiyeli olması, edebi bir eserden fırlamış gibi konuşması, pastanın üzerindeki meyve oluyor. Dahası, derginin sırtını dayadığı korku teması her yerde kendisini size hissettiriyor. Karakterlerin hareketleri, sahne geçişleri ve çizimler, bir korku çizgi romanı okuduğunuzun farkına varmanızı, bunu tüm kitap boyunca unutmamanızı sağlıyor.

İlk kitapla ilgili söyleyebilecek kötü bir şey varsa o da ilk defa Swamp Thing okumaya başlayacak birisi için o kadar da ideal bir başlama noktası olmadığı. Moore, serinin başına geçtiğinde sıfırdan bir hikayeye başlamak yerine kendisinden önce yazılmış 19 sayıyı da hikayesinin içine dahil etmiş. Elbette, ilerleyen sayılarda kullandığı elementleri daha da netleştirecektir ancak, özellikle 20. sayıda kafa karışıklığı yaşamak çok mümkün. Abigail, Matt, Arcane ve hatta Alec gibi karakterleri daha öncesinde hiç tanımıyoruz ve Moore'un ilk kitabı bizi doğrudan bu karakterlerin zaten oluşturulmuş öykülerinin içine sokuyor. Bu yüzden kafa karışıklığı yaşamak çok normal. Fakat hikaye öyle güzelce evriliyor ki maceranın içinde hissetmek için çok geç kalmıyorsunuz. Swamp Thing sizi kendi içine çekip bataklıkta ona eşlik etmenizi sağlıyor.


Bu kitabın en önemli sayısıysa kesinlikle 21. sayı, yani Moore'un kendi hikayesine başladığı Anatomy Lesson hikayesi. Tek başına da okunabilecek bu sayı, birçok otorite tarafından da yazılmış en iyi tek sayılık maceralardan birisi olarak görülmekte. Bunun sebebini anlamak da kolay. Günün birinde yeniden insan formuna dönüşebileceğine inanan nazik, iyi niyetli bir bataklık canavarı, aslında hiçbir zaman o insan olmadığını ve asla da o insana dönüşemeyeceğini öğreniyor ve bunu öğrendikten sonra bu nazik varlık, kendisini kaçıran adamı öldürüyor. Bataklığın, Alec Holland'ı örnek alarak çalışmayan organlar, işlev görmeyen bir beyin yaratma çabası, bir insan şekline mümkün olduğunca benzemeye çalışması, Swamp Thing'in kendisine karşı bir acıma duygusu geliştirmenize neden oluyor.

Woodrue ve Monkey King gibi iki karakteri çok iyi kullanan Moore, Justice League'i de belki çoğu zaman okumadığımız kadar ne yaptığını bilen bir örgüt olarak görüyoruz. Üstelik hiçbir şey yapamamalarına rağmen. Woodrue, dünyayı bitkilerle yok etmeyi kafasına koyduğu zaman, bitkilerle iletişime geçebilecek birisini bulmaya çalışıyorlar. OA'ya gidip bitkisel formdaki fenerleri kullanmayı düşünüyorlar ancak uzaylı bitkileri olduğundan çaresiz kalacaklarını söylüyorlar. Telepatlar, diğer botanik uzmanları düşünülüyor ancak hiçbir şekilde çözüm bulunamıyor. Böylece Moore, Justice League'in dünyanın yok oluşuna karşı neden ortaya çıkmadığını da çok güzel bir şekilde açıklıyor.


SONUÇ


Alan Moore'un, en efsane işlerinden birisi olan Saga of the Swamp Thing serisi, yeni okur için başta biraz zorlayıcı olsa da gittikçe açılan ve karakteri tüm derinliğine inceleyip, Swamp Thing'i baştan yaratan dopdolu bir eser. Diyalogları, sahneleri, çizimleri, düşmanları ve düşmanlarını yeniş biçimleriyle üzerinde gerçekten düşünüldüğü belli olan Swamp Thing'in ilk kitabı Saga of the Swamp Thing, mükemmel sıfatını hak eden nadide bir eser oluyor.
​9.5​
​MÜKEMMEL​

Yorum Gönder

[disqus]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget