İnceleme: Superman Reborn

Superman'in kaderini yeniden belirleyen olan Rebirth: Superman Reborn incelemesi.


Superman Reborn hikayesinden önce, evrende son zamanda olduğu haliyle bir Superman’in pek de iç açıcı olmadığını kolaylıkla söyleyebilirdik. New 52 versiyonunun okuyucuyu etkilemeyen ölümü ve ardından yaşananları düşünürsek, durumu en belirsiz olan karakter yine Superman’di. Rebirth hareketiyle yapılan değişim ve dokunuşların ardından da belirsiz durumun devam ediyor oluşu işleri iyice içinden çıkılmaz kılmışken duyurulan Superman Reborn hikayesiyle bir şeylerin değişeceğini fark ettik. Açıkçası her ihtimali de göz önünde bulundurmuştuk; New 52 Superman canlanabilir, onunla da kalmaz evrene yeni dahil olan Superman de ölebilirdi; ayrıca tanıtım görselleri ve kapaklarda yer alan yeni bir ‘’S’’ sembollü karakter de vardı ki, o herkes olabilirdi. Yani her şey mümkündü.



Öyle ki gerçekten her şey mümkünmüş. Şu an kademeli olarak çeşitli bilgiler vererek finalde büyük sürprizi açıklamak da bana düştü. Zira sıkı bir Superman okuru olarak, sadık okuyucuyu tatmin edecek birçok şey dört sayıda gerçekleşti. Ne New 52 ne de Rebirth kadar reklam yapılmadan gerçekleştirilmesi, başta küçük çaplı düşünmemize sebep olsa da, hikayenin finali koskoca bir evren için her şeye gebe.

İlk başta karşımızda bir Clark Kent sorunu vardı sayılar boyunca süren. Hafızasının bir kısmı silinmiş New 52 Superman mi, bir klon mu, tamamen yeni bir düşman mı? Bizim aklımıza ilk geleni de söyleyelim, Superboy Prime bizim ilk adayımızdı. Tabii onun dışında da şekil değiştirebilen herhangi eski-yeni birisi olabilirdi. Tabii iyi bir yazarın yapması gereken, hele ki bu kişi çizgi roman yazarıysa, okuyucuyu en üst düzeyde etkileyebilmek. Neden çizgi romanı ayrı tutuyorum? Çünkü onlarca yıldır, onlarca kahramanlarca, yüzlerce sayıdır okuduğumuz hikayeler varken okuyucuyu etkileyebilmek çizgi roman yazarları için oldukça güçleşiyor. Hatta sırf bunun için mesela Watchmen bile sürekliliğe dahil edilebiliyor, bir yeni başlangıcın temeli hiç olmaması gereken bir alana kuruluyor.

Tabii Watchmen demişken, sanki okuyucu fark etmemiş gibi göndermeler yapmaya da devam ediyor ve gizem yaratılıyor. Daha tüm olayların başında karşımıza çıkan Mr. Oz, Superman’in gerçek kimliğini biliyordu. İlerleyen süreçte New 52’nin aslında gerçek olmayan bir hayat olduğu ve –muhtemelen- Ozymandias ve Dr. Manhattan’ın da evrene müdahale edeceklerini öğrendik. Daha sonra da Mr. Oz evrendeki varlıkları kaçırmaya başladı, örneğin biz Tim Drake öldü zannediyorken aslında Mr. Oz tarafından kaçırıldığını öğrendik. Tabii hala evrene nasıl müdahale edecekleri meçhul, ancak bu hikaye de bizlere şunu gösteriyor, aslında Rebirth hala tam manasıyla gerçekleşmedi. Detaylarını birazdan açıklayacağım ancak çok önemli değişiklikler, yine Superman üzerinden ama yine sessiz sedasız yapılmış oldu.

Hikayeye girmeden önce de bir hatırlatmayla başlayalım. Superman Blue-Superman Red konusunda sizi detaylı olmasa da bilgilendirelim. Her şeyden önce, Red-Blue ayrımını en son Superwoman serisinde görmüştük, Lois Lane maviyi, Lana Lang ise kırmızıyı temsil ediyorlardı. Fakat bu konu çok eskilere dayanan bir durum. İlk haliyle Superman #162 sayısında (1963) karşımıza çıkan bu durum, hayali bir hikayeden ibaretti, hatta maviyi temsil eden Superman ile Lana, kırmızıyı temsil eden Superman de Lois ile evleniyorlardı. Bu ilk hikayede de karşımıza Lex Luthor ve Mr. Mxyzptlk düşman olarak karşımıza çıkıyorlardı. Fakat önemli olan versiyon ise 1998’de ilk olarak karşımıza çıkan hali. Çünkü bu versiyonda, bir hayali hikaye ile değil gerçekten Superman kişiliğinin ikiye bölünmesi durumu söz konusu. Superman’in güçlerini kaybettiği bir dönem vardı hatırlarsanız, hatta Türkçe olarak da bu  hikaye basılmıştı, sonrasında Güneş’e yapılan bir yolculuk ile de Superman güçlerini geri kazanmıştı. Sadece bu değil, yeni yetenekler de beraberinde gelmişti, mesela radyasyanu absorbe edebilmek gibi, ki bunu New 52 Superman’inde de görmüştük. Neyse, güçlerine kavuşan ve daha da fazlasını elde eden Superman, Cyborg Superman’in tuzağıyla benliğini ikiye bölmek zorunda kaldı. Yalnız bu dönemde de bir kafa karışıklığı yaşadık, çünkü her iki Superman de kendisinin gerçek olduğunu düşünüyor ve hatta her ikisi de Lois Lane’yi seviyordu. Tabii bu durum karakter açısından sorun yaratmaya başlayınca, her iki Superman de yine orijinal haline geldi yani bir bütün oldu. Tabii bu dönem kendi hayranlarını yaratmakla beraber, farklı farklı sayılarda çok kez karşımıza çıktılar.

Bu kadar çok unsurun da bir araya geleceği Superman #18’den Action Comics #976 sayısına kadar süren dört sayılık Superman Reborn hikayesi fikrimce curcuna olmaya aday bir hikayeydi. Hikaye hakkında biraz bilgi verelim. Superman #18 sayısı Mr. Oz ile başlıyor, hatta ilk sayfası Crisis on Infinite Earths hikayesinin ilk sayfasıyla tezat oluşturacak biçimde ama ona gönderme olduğu bariz şekilde tasarlanmış olarak başlıyor. Sonrasında Mr. Oz ile tutsaklarını görüyoruz ve ardından da mezarlığa benzer bir bölgedeki yapıya girdiğine şahit oluyoruz, yapının içinde de ilk göze çarpan ‘’Superman will save me’’ yazısı oluyor. Daha önce de Earth One hikayesinin ikinci bölümünde karşılaştığımızı düşünürsek, ona bir gönderme de yapıldığı muhakkak. Ancak duvarda Superman ve fazla çocukça çizilmiş yaşam öyküsünü görünce işin içinde farklı bir durum olduğunu anlamamız çok da zor olmuyor. Tabii bu çizimde başka göze çarpan detaylar da var, Kingdom Come’daki Superman sembolü ve Alex Ross’un çizmiş olduğu meşhur Superman pozu gibi göndermeler de okuyucuyu memnun edecek ufak detaylar. Ayrıca sayının ilerleyen sayfalarında kim olduğunu bilmediğimiz Clark Kent, Superman ve ailesine bir albüm bırakıyor, Superman ve kendi esas gerçekliğinden anıları olan bir albüm. Ve sayının son sayfalarında da hem o gerçekliğin hem de Jon’un gerçeklikten silinişini görüyoruz.


Action Comics #975 sayısındaysa Superman ile evlilikleri ve Jon dahil birçok anının Lois Lane’nin zihninden silindiğini görüyoruz. Ve sahte Clark’ın da kim olduğunu bu sayıda anlıyoruz. Size bir kolaylık sağlamak açısından, yazının geneli içinde yazdığımız düşmanları tekrar hatırlatalım; Superboy Prime, Cyborg Superman, Lex Luthor, Mr. Oz ve Mr. Mxyzptlk… Bir önceki paragrafta da dediğimiz gibi, bir yapı ve yapının içinde çocukça çizimler, yine Action Comics’in bu sayısında bir dolap dolusu şeker ve gerçek yüzünü göstermeden önceki sanki tüm büyük düşmanları ile savaşıyormuş gibi gösterilen –daha doğrusu Superman’in öyle gördüğü- kısımlarda kullanılan ağırlıklı rengin mor olması gibi detayların sonunda, -ki burada aklımıza Superman Sacrifice hikayesinde olduğu gibi Superman’in zihnine girilmiş olması ihtimali bile geldi, sonuçta Superman aynı anda kendisini farklı düşmanları ile mücadele ederken gördüğü hikayelerden biridir, Maxwell Lord bile aklımıza geldi yani- karakterin Mr. Mxyzptlk olduğu karşımıza çıkıyor. Ancak bunca göze sokmalara rağmen, bunu görene kadar bu karakterin aklımızın ucundan bile geçmediğini söylemeliyim; en başta da dediğim gibi kendi içimizde yaptığımız sohbetlerde de Superboy Prime ilk aklımıza gelen karakterdi. Zaten Action Comics #975 sayısının içindeki bir diğer hikaye olan ‘’The Man in The Purple Hat’’ içinde de görünürde Superman’e ama esasında okuyucuya yönelik sitemkar bir hikayenin varlığı da kendisinin unutulmuşluğuna nasıl içerlediği de gösteriliyor. Ayrıca bu hikaye içinde Mr. Oz tarafından kaçırıldığını, belli bir süre Superman tarafından kurtarılmayı beklediğini ancak o gelmeyince de kaçarak Clark Kent kimliğine büründüğünü öğreniyoruz.

Mr. Mxyzptlk, 1944 yılında Jerry Siegel tarafından yaratılmış bir karakter. Yani Superman’in yaratıcısının kaleminden doğmuş bir karakter. Superman hikayelerine daha çok karikatürize yollardan dahil olan karakterimizin ilk adı, Mxyztplk, sonrasında küçük bir harf değişikliği ile bugünkü halini alıyor yani. Beşinci boyuttan olan karakterimizin, açıkça söylemek gerekirse Superman sürekliliğine bir etkisi yoktu, olacak gibi de durmuyordu. New 52 sürekliliğiyle de karakter dış görünüş olarak biraz da değişmişti. Ancak bu sayılarda karşımıza çıkan Mr. Mxyzptlk, tıpkı New 52 sürekliliğinden önceki haliyleydi ve Jon’a anlattıklarıysa daha çok bu sürekliliğin öncesine dayanıyordu. Yani muhtemelen, karakter New 52 sürekliliğine ait olmayan Mr. Mxyzptlk.

Tabii bu hikayenin sonucunda anladık ki, aslında New 52 Superman kırmızı enerjiyi ve şimdiki Superman’imiz  ise mavi enerjiyi temsil ediyorlarmış. Aynı şekilde Lois Lane karakterleri de öyle. Fakat bu hikayenin sonucunda her iki enerji ve her iki gerçeklik birleşti. Tekrar ediyorum, her iki gerçeklik birleşti. Yani karşımızda yepyeni bir gerçeklik var artık, şimdilik sadece Superman adına gibi dursa da, bir sonraki hikayenin adının ‘’The New World’’ olduğunu düşünürsek, bu evrenin kendisinde de değişiklikler olduğu manasına geliyor. Superman’in çizgi roman tarihi için kısa ama okuyucu için uzun bir süredir devam eden karakterin sıkıntıları da böylelikle son bulmuş ve Superman’in tam manasıyla içine dahil olduğu bir gerçekliğe de bu yolla kavuşmuş oluyoruz. Ayrıca diğer bir merak konusu olan Superman’in kimlik problemi de hem Mr. Mxyzptlk tarafından hem de gerçekliklerin birleşip yeni bir ‘’tarih’’ ortaya çıkmasıyla son bulmuş oluyor. Sizi bilmem ama ben şimdiden Jonathan ve Martha Kent’in durumunun ne olduğunu çok merak ediyorum.

Son olarak, Action Comics #976 sayısının sonunda Mars’ı da gördüğümüze göre, Dr. Manhattan’ın da ayak seslerini duyduk demektir. Bundan kısa bir süre sonra muhtemelen Rebirth hareketini en uzun süreli yeniden başlangıç hikayesi olarak anacağız gibi duruyor, çünkü bir yandan karakterlerin kendi hikayeleri tekrar numaralanmış ve maceraları da devam ediyor olsa da ‘’Rebirth’’ üst başlığıyla hala bir değişim ve evreni oturtma sürecinin içindeyiz, yani her şey hala tamamına ermiş değil. Bu işin sonunda ne olacağını hepimiz merak ediyoruz. Bunun yanında hazırlıklı olun, muhtemelen yeni bir Superman orijin hikayesi –limitli seri de olabilir veya hali hazırdaki dergiler içinde de- muhtemelen gelecek. Çünkü artık karakterin buna hiç olmadığı kadar ihtiyacı var. Hikaye hakkındaki şahsi görüşüm ise, oldukça beğendiğimi söyleyebilirim, ki böyle bir hikayenin olacağını-olması gerektiğini en başından beri söyleyenlerdenim. Bu yüzden Superman okurları eminim ki beğenecektir, hem hikayesiyle hem çizimleriyle olsun. Ama küçük bir dipnot düşmem gerekirse, Doug Mahnke’nin çizimlerinin yer yer sırıttığını söyleyerek bir olumsuz eleştiri de getirmiş olayım,  kendisinde beklenmeyecek ufak tefek özensizlikler de diyebiliriz. Kısaca, Superman takipçileri için olmazsa olmaz diyemeyeceğimiz ama yeni gerçeklik için mutlaka okunması gerekli bir dört sayıdan bahsedebiliriz. Böylelikle bir incelemenin de sonuna geldik, herkese iyi okumalar.

Yorum Gönder

[disqus]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget