Okumalar: Doctor Strange (2016)

Doctor Strange filminin felsefi yorumlaması okuyucuyla buluşuyor!


 
Doktor Strange kendi evreni içinde oldukça meşhur karakterlerden biridir, bunun yanında Profesör X (Charles Xavier), Iron Man (Tony Stark), Mr. Fantastic (Reed Richards), Black Bolt (Blackagar Boltagon) ve Namor (Namor Mckenzie) ile birlikte evrenin en akıllı ve güçlü karakterlerinden de biridir, ki bu isimler Illuminati adlı bir ekip bile kurmuşlardır. 1963 yılında (Strange Tales #110) okuyucuyla buluşan Doktor Strange karakteri, esasında Stan Lee’nin yarattığı karakterler-takımlar içindeki en sıra dışı olanıdır, hatta dönemin çizgi romanlarını düşününce genel olarak da bu yorumu yapmak mümkün. Stan Lee’nin yazarı ve yaratıcısı olduğu Spider-Man, Hulk, Iron Man, Daredevil, X-Men ve de Fantastic Four gibi çalışmalara bakınca Thor ve Dr. Strange karakteri elbette aradan sıyrılıyor. Thor’un mitolojiden uyarlama bir karakter olduğunu düşünürsek, orijinal bir karakter olarak Stan Lee’nin -ve Steve Ditko’nun- bilimkurgu haricindeki bir nadir işlerindendir. Büyü ve mistik konuların çizgi romanda genellikle korku türünde kullanıldığını düşünürsek, karakterde işlenen konularla bugünlere gelmiş olması bir başarıdır. Özellikle çizgi romanlarda Spider-Man, Daredevil gibi sokak düzeyinde kahramanlara daha yakın olması da dikkati çeken bir konu olmuştur, tabii çizgi roman dünyasında pek de sokak düzeyinde kahraman kalmadığını düşünürsek bugün Stephen Strange de elbette Avengers içinde daha sık görünür ve daha etkin olmuştur.


Nasıl ki çizgi roman dünyası içerisinde farklı bir noktaya sahipse, Dr. Strange karakteri, film evreni içinde de o kadar farklı bir noktada. Süper güçlerin bile Thor dışında –ki o da başka gezegenden bir Tanrıdır- mümkün olmadığı ve daha bilimkurgu ağırlıklı hikayelerin işlendiği film evreninde, Dr. Strange karakteri güçlerinin bilimle alakası olmayan bir karakter olarak evrene dahil olmuştur. Ve yine doğaüstü güçleriyle evrene dahil olan her karakter gibi, evrene yeni bir şeyler katmıştır; Thor uzayda insanların tek canlı olmadığının kanıtı olarak evrende yer alırken, Dr. Strange de çoklu evrenin kapılarını aralamıştır. Tabii her filmde olduğu gibi, kendi konusu ve felsefesiyle beraber gelmiş ve farklı tartışma konuları için de fırsat yaratmıştır. Fakat şu zamana kadar tartıştığımız tüm konuların haricinde, maddi dünyadan sıyrılacağımız apayrı konularla karşımızdadır.
 

Öncelikle böylesine geniş bir konuya giriş yaparken karakterleri tanımak, gerekli nüveleri toplamak gerekir. İlk karakterimiz Ancient One hakkında filmin başlarında bildiğimiz film şeyler Kelt olduğu ve gerçek yaşının bilinmemesi, Doktor Stephen Strange hakkında bildiğimiz başarılı bir meslek hayatı olduğu ve kaza geçirene kadar da imkansız denilen pek çok şeyi başardığı, Kaecilius’un da büyük kayıpların ardından Kamar-Taj’a geldiği ve sonradan yolundan saptığı, ayrıca Karanlık Boyutun efendisi Dormammu için çalıştığı ve bu boyutta zaman kavramının olmayışı. Başlangıç için yeterli bilgiler bunlar, bu bilgiler içerisinden de ilk başta Ancient One ile başlayabiliriz, yani Keltlerden. Yunan mitolojisine göre Herakles ve Keltin’in çocuğu olan Keltus, Keltlerin ilk atası olarak kabul edilmiştir. Keltler birçok antik uygarlık içerisinde en tuhaf olanlarından biri desek pek de yanılmış sayılmayız. Avrupa kıtasının geneline –ve hatta Galatlar adıyla Anadolu’ya- yayılan bir kavim olan Keltler’den ilk bahseden Hecataeus’tur ve doğumunun M.Ö. 550 olduğu düşünülürse, topluluğun ne kadar köklü bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz ve bugünün Britanya İmparatorluğu’na ismini veren ve o dönemler de o topraklara hakim olan bir topluluktur. Birçok ırkla ilişki içine girmiş olsalar da, Roma İmparatorluğu’na fazlasıyla sıkıntı vermekle beraber yine Roma İmparatorluğu tarafından yenilgiye uğratılmış ve egemenliklerine son verilmiştir. Günümüzde kutlanan Cadılar Bayramı’nın kökeni de Keltlere aittir ve de bugün cadı olarak bahsettiğimiz varlıkların kökeninin Kelt mitolojisi olduğu söylenir. Ayrıca dini törenlerinde insan kurban ettikleri ve bir dönem Avrupa’ya korku saldıkları da bilinir, çünkü ele geçirdikleri kişilerin kafasını keserek infaz ettikleri bilinirdi. Fakat barbar olarak nitelendirilmelerine karşın kendilerine ait bir kültürleri-medeniyetleri vardı. Kendi mitleri, çok tanrılı dinleri, druid adı verilen rahipleri vardı, kısacası metafizik konularla uğraşırlardı.
 


Druidler, tıpkı diğer toplumlardaki din adamları gibi, toplumda saygın yerleri olan ve pek çok görevi üstlenen bir sınıftı. Toplumda büyüye bir inanç vardı ve druidler de rahiplik, şifacılık, büyü işleriyle uğraşır ve de kahinlik yaparlardı. Tüm druidlerin tek bir başı vardı ve öğretilerini-geleneklerini sözlü aktarıyorlardı. Kadın druidlerin olduğu ve önemli görevleri olduğu da söylenmektedir, ki Hristiyanlar tarafından gelecekte cadı olarak görülmüşlerdir. Ama diğer yandan geleneklerinin yazılı bir şekilde gelecek nesillere aktarmalarının yasak olmasından dolayı, yetiştirilmek üzere gelen öğrencilerin çok iyi bir hafızasının olması gerekirdi. Ayrıca doğaya çok ayrı bir önem verirlerdi, ağaçlara anlamlar yüklerlerdi, ağaçların köklerinin geçmişi simgelediği düşünülürdü. Mesela elma ağacı bir ölümsüzlük sembolüydü. Ayrıca dağlar bir ilham kaynağı, tanrısal varlıkların insanlarla iletişime geçtiği yer olarak kabul edilirdi. Ayrıca ruhun ölümsüzlüğüne inanırlardı, muhtemelen hem bu yüzden hem de druid olarak yetiştirecekleri öğrencilere uyguladıkları metotlardan dolayı kimi yazarlarca Pisagorculuk’tan etkilendikleri söylenmiştir. Ki burada bir ara vererek filmle bağlantılara geçersek eğer, buraya kadar gördüğümüz her şey aslında filmin büyük bir çoğunluğu ve en temel kısımlarıdır. Mesela Dr. Strange bir sahnede fotoğrafik hafızasının olduğundan bahseder, ondan öncesinde tam elmayı ısırdıktan sonra Agamotto’nun Gözü’nü ve de ölümsüzlük büyüsünü görür, ondan öncesinde de Ancient One geçit açmayı beceremeyen Dr. Strange’i bir dağın tepesinde bırakır. Ancient One ise bu hikayede Keltlerdeki druidlerle aynı işlevi görmenin yanında, Hristiyanların onları cadı olarak nitelemesine atıf olarak sonradan anlaşılacağı üzere Karanlık Boyut’tan enerji çekmektedir. Kaecilius’un giriş sahnesinin de Keltlerle alakalı olduğunu söyleyebiliriz.
 

Pisagor (Pythagoras), tarihte kendini filozof olarak adlandıran ilk kişidir. Druidlerde olduğu gibi fikirlerini ve bilgilerini yazıya dökmedikleri için, sonraki Pisagorcular veya Pisagorcuları inceleyenlerin yazılarından kendilerini tanıyoruz. Matematiğe ve sayılara önem vermişler müzikle de ilgilenmişler ve sanata da katkıda bulunmuşlardır. Hakikate ulaşmada sezgiye de önem vermişler, gözlemin sınırlarının olduğunu düşünmüşlerdir. Dünyadaki her şeyi sayılarla açıklayabileceklerini düşünmüş olmalarına rağmen materyalist değillerdir, düalistlerdir. Hiç değilse tek-çift sayılar gibi zıtlıkları keşfetmişlerdir, düalizmin diğer bir yorumu olan ruh-beden ayrımı üzerine fikirler yürütmüşlerdir. Pisagorcular felsefi bir topluluk olmaktan öte ezoterik bir tarikat olmuş ve erkek-kadın birlikte eğitim görmüşlerdir. Birçok ezoterik örgütte olduğu gibi öğrenci olmak ve de öğrencilikten başarıyla ayrılıp usta olmak için aşamalar –adımlar- vardır, bu süreç içerisinde önce öğrenci olmaya hak kazanmak sonra da öğrencilik hayatı içince öğrenmesi gerekenler vardır. Mesela bir öğrencinin ustasının verdiği bilgileri sorgulaması, kişisel istekleri doğrultusunda hareket etmesi, ustasına saygısızlık yapması kabul edilemezdi. Egolarını, kişisel isteklerini törpülemeleri gerekir. Ayrıca Pisagorcular, Empedokles’ten miras kalan beş köşeli yıldız (pentagram) sembolünü kullanmışlardır. Filme dönecek olursak, Kamar-Taj eğitimleri tıpkı druid ve de Pisagorcuların eğitimleri gibidir, kadın-erkek bir arada eğitim görür, öğrencinin belli aşamalardan geçmesi beklenir. İşte bu yüzden Ancient One ile Dr. Strange arasında geçen konuşmada, ‘’Bir keresinde, bu odada sana öğretmem için yalvarmıştın. Şimdiyse bana her dersi sorguladığını, kendi kendine öğrenmeyi tercih ettiğini söylüyorlar’’ diyen Ancient One’a karşı Strange de ‘’Bir keresinde, bu odada bana gözümü açmamı söylemiştin. Şimdiyse düşünmeden, akla mantığa sığmayan kurallara uymam söyleniyor’’ diyerek karşı çıkar ve Ancient One da Strange’i Ayna Boyutu ile tanıştırır, burada amaç öğretmekten çok tehdit etmektir denilebilir çünkü Ayna Boyutu kimi zaman hapishane görevi görebilmektedir; ‘’…Bazen de tehditleri hapsetmek için kullanırız.’’
 

Düalizmin temelinde her zaman iki temel maddenin bulunduğu savunulur, şimdiki halinde bu iki temel maddenin de zıt olduğu kabul edilir. İlk düalist olarak Anaksagoras (Anaxagoras) kabul edilse bile Aristoteles’e göre karşıtlık konusunu ilk defa dile getiren Alkmaion’dur. Bu düşünceye göre her şey zıttıyla varolur, mesela Anaksagoras madde ve ruhu birbirinden tamamen ayırmaktadır, iyi-kötü, güzel-çirkin ve diğer ayrımlar gibi. Filmimiz de bunun üzerine kuruludur; materyalizm-spiritüalizm(mistisizm ve kimi kullanımlara göre idealizm), iyi-kötü, kadın-erkek, geçmiş-gelecek… Mesela Pisagorculuk bir mistisizm örneğidir, Aristoteles de İdealizm temsilcisidir, peki materyalizm nedir? En başta materyalizmin metafizik kavramlara karşı olduğunu bilmemiz gerekir, bugünkü anlamıyla maddiyatçılık olarak düşünülse de bu materyalizm kavramını esasından koparmak olur, tek başına maddiyatçılık diyemesek bile maddiyatçılığın , materyalizmin bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Düalizmdeki beden-ruh ikiliğine kesinlikle karşı çıkmakla beraber, tek gerçeğin beden olduğunu ve hatta duyguların bile biyolojik sebeplerinin olduğunu söylemektedirler. Her şeyin belli bir düzenle ve bilimsel olarak ölçülüp, bilimsel açıklamalarının bulunabileceğini savunurlar. Stephen Strange, Kamar-Taj’a ilk geldiğinde ‘’Ruh diye bir şey yoktur! Bizler maddeden yaratılmışızdır, başka da bir şey değil. Önemsiz bir evrendeki, ömrü kısa zerreleriz sadece’’ diyerek oldukça  koyu bir materyalist olduğunu gösterir, bu sahneye gelene kadarki kısımda zengin bir hayat yaşadığına ve de çok başarılı bir iş hayatına sahip olduğunu da görürüz, şansa bile inanmaya gerek duymaz çünkü araba kullanırken hastalar arasında tercih yapıyor olduğunu görürüz, yani bir materyalist olması için gerekli sebepleri olduğunu anlarız. Fakat bu değişmelidir, Pisagorculukta bahsettiğimiz gibi öğrenci olmaya da hak kazanmak gerekir, Strange kapı dışarı edildikten sonra tekrar içeri alındığında teşekkür edecek bir insan olmamasına, kendini beğenmiş bir karakter olmasına rağmen gerektiğinde kimsenin önemsemediği birisi olduğunu ve her istediğinin gerçekleşmeyeceğini adım adım fark etmiştir. İşte bu sahnenin devamında Ancient One’ın yaptığıysa Stephen Strange’in materyalist bakış açısını son darbeyi vurarak yıkmaktır vurmaktır.
 


Kazadan sonra, Stephen Strange kağıda ismini yazmaya çalışırken son olarak ‘’Step’’ yazıp bırakır, ki bu bizim dilimizde ‘’adım’’ demektir. filmde de genel olarak her şey adım adım ilerler, kazadan sonraki her aşama, karakterin hem fiziksel hem ruhsal çöküşünü bize gösterir. Nasıl ki kendisi rekorunu bozmamak adına hasta seçiyorsa, kendisi hasta olduğunda da doktor arkadaşı tarafından aynı davranışa doğrudan maruz kalır, çevresindeki herkesi kaybeder, mal varlığını tüketir. Wong ile ilk karşılaşmasında kendisine sadece Stephen şeklinde hitap ettirebilecek kadar karakter yıkılmıştır senaristler tarafından. Tabii ki bu yeniden doğuş temasının işlenebilmesi içindir, fakat karakter değişimi ve yeniden doğuş Ancient One ölene kadar gerçekleşmeyecektir, her şey adım adım oluyor demiştik, son adım da bu olacaktır. İşte Kamar-Taj’dan Ancient One’ın ölümüne kadarki süreci de bu yüzden ayrıca incelemek gerekir.


Stephen Strange, Kamar-Taj’a geldikten sonra eğitimine hem okuyarak hem de ustalar yardımıyla devam eder. Fakat özgüvensiz olduğu hem pejmürde haliyle hem de davranışlarıyla ortadadır. Sonrasında geçit açmayı öğrenir ve hemen ardından saçlarını sakalını keser, kıyafetini değiştirir, kendi bilgisini aşan kitapları Wong’dan ister. İlk başta sakallarını kesmesi anlamsız görünebilir, ama bu sahne bize üç kere gösterilir; kazadan önce, kazadan sonra sakallarını kesemezken ve de geçit açmayı başardıktan sonra tekrardan. Bu, karakterin özgüvenini topladığını gösterir, Usta Mordo, Stephen Strange ve Ancient One’ın bir arada olduğu sahne de ikinci gösterge olarak karşımıza çıkar. Kendisine sadece Stephen olarak seslenilmesini isteyen karakterimiz ‘’Hayır. Doktor Strange olacak. Usta Strange ya da Bay Strange değil. Doktor Strange’’ diyerek yıkılışının ardından tekrar toparlanır, fakat hepimiz biliyoruz ki kırılan bir vazo tekrar toparlandığında yine bir vazo olur ancak o eski vazo değildir. Ki ‘’doktor’’ teriminin tarihçesine baktığımızda, özellikle geçmişte, sadece tıp ile uğraşıyor olmak gerekmez, bir alanda (felsefe, dini konular ya da geniş anlamda metafizik konular veya büyücülük) usta olmak da doktor sıfatını kazanmayı sağlardı.


Ne demiştik? Aristoteles’e göre zıtlıklardan ilk bahseden kişi Alkmaion’dur; Doktor Alkmaion. Kendisi hem filozof hem de hekim olarak felsefe tarihinde ayrı bir yere sahiptir, Pisagorcular kategorisinde adı anılsa da, Aristoteles kendisinin bir Pisagorcu olmadığını söyler ve ayrı bir yere koyar. Yani Aristoteles’e göre düalizmin babası Alkmaion’dur. Kendisi felsefe dünyası için küçük bir parantezle bahsedilse bile, tıp tarihi için önemli bir isimdir. Kendisi duyu organlarını keşfetmiş, beynin de duyu organlarının merkezi olduğunu söylemiştir, beyinle gözleri birbirine bağlayan yolları keşfettiği söylenmektedir. Alkmaion’a göre dairesellik ölümsüzlükle eşdeğerdir, insanlar ölürler çünkü başlangıç noktalarına geri dönemezler; yaşamsa bir daire değil aşağı doğru açık bir eğridir. Ayrıca sağlıklı olmayı dengede aramış, denge halini vurgulamıştır.
 


İşte Ancient One da ölmeden önceki son konuşmasında buna vurgu yapar. Baron Mordo ile Doktor Strange’in beraber denge oluşturacağını söylemiştir, biri olabildiğince katı kuralcı diğeriyse kuralları olabildiğince esnetebilecek iki karakter. Uzun yıllar boyunca tüm büyücülerin başında olmuş ve eğitimi bilinçli olarak kısıtlı tutmuştur, çünkü kendi bilgilerinin her elde kendisinin kullandığı gibi kullanılmayacağını bilmektedir. Bu yüzden, Doktor Strange de Ancient One hakkındaki düşüncelerini bu yüzden değiştirmiştir diyebiliriz, çünkü o da bir denge halidir. Wi-Fi şifresininin ‘’shamballa’’ koyulmasının sebebi aslında tam da bu noktaya işaret eder. Agartha Efsanesi’ne göre iyiliğin sembolü Agarthalılar (Agartha=Agarta=Agartta) ile Shamballalılar (Shamballa=Shambhala=Shambala) bir mücadele içindedir, çünkü Shamballalılar da kötülüğün sembolüdürler. İki topluluk da aynı bilgilerin sahibidirler, kullanım amaçları ve yöntemleri farklıdır. Kısacası Ancient One da bilgiyi kullanım amacıyla dengeyi temsil eder ve Doktor Strange’in bunu fark etmesiyle oluşumu tamamlanır; ‘’Bazen çoğunluğun iyiliği için kuralları çiğnemek zorundasın.’’


Fakat dengeye ulaşmak o kadar kolay mıdır? Filmde iki karakter Dr. Strange ile benzerlikleriyle öne çıkartılır; Kaecilius ve Usta Mordo. Usta Mordo, ilk defa Strange ile karşılaştığında onun kendine benzediğini söyler ve sonrasında aynısını Ancient One’a da aktarır ve yine Kaecilius ile Strange ilk defa karşılaştığında da ‘’Önemsiz bir evrendeki, ömrü kısa zerreler’’ dediğinde Doktor Strange’in yüzü değişir, çünkü aynısını Ancient One’a kendisini söylemiştir. Bu seçenekler bize neyi anlatmaktadır? Usta Mordo’dan başlayalım. Kendisi film boyunca kuralcılığı ve bağlılığıyla öne çıkar, kurallar konusunda Doktor Strange ile ters düşer. Bu noktaya kadar birçok fikri ve de filozofu gördük ancak içinden bir tanesi filmin genelinde ağırlığını hissettirmektedir; Aristoteles. Mordo da bunu en olanaklı kılan karakterdir.


Aristoteles, Platon’un öğrencilerindendir ve İdealizm’in temsilcisi olarak bugün hemen her kaynakta adını görürüz. Kendisi bilgi, varlık, zaman, metafizik –ki yeri geldiğinde hepsini kapsayan bir konudur- konuları üzerine düşünceler üretmiş ve neredeyse bu konularda bir ilk kaynak haline gelmiştir. Fakat bir noktada hocasıyla çelişir, beden-ruh ayrımını savunur ancak vücudun ölümüyle ruhun da öldüğünü söyler, ruh göçüne inanmaz ruhun bedenden ayrı bir yaşam sürebileceği fikrine karşı çıkar. Doğadaki tüm değişime rağmen değişmeden kalan bir öz (asıl form) bulunduğunu ya da en azından bulunması gerektiğini söylemiştir. Bu esas form görünür şeylerde içkindi ve görünen forma şeklini veren şeydir. Varlık kazanma süreci, kendini mükemmelleştirmek –özünü gerçekleştirmek- üzerine kuruludur, her şey kendini tamamlamak amacına sahiptir. Ayrıca Aristoteles’e göre insan aşırılıklardan kaçmalı, daima ortayı aramalı ve dengeyi tercih etmelidir. Ayrıca tüm insanlar doğaları gereği bilmek isterler ve bilmek en yüksek mutluluktur. Ne kadar doğru olduğu tartışma konusu ancak tüm insani eylemlerin insanın mutluluğu-iyiliği amacına yöneldiğini söylemiştir. Ancak iyi kavramının kişiye göre ve hatta aynı kişinin farklı durumlarına değiştiği için de iyinin ne olduğu en azından bu kısma kadar tartışmalıdır.
 


Metafizik kitabını yazan ki bu isimle yazılmış kitabın ilki olduğu söylenen, varlık felsefesini ilk defa bir ontoloji olarak inceleyen ve de mantık biliminin kurucusu olan Aristoteles, politikaya da el atmıştır. Hukuka ve kurallara oldukça önem vermiş, insanları iyi yapanın yasalar olduğunu söylemiştir. İyi yasanın da iyi düzen demek olduğunu söyleyen Aristoteles, yasalar önünde kimsenin kimseden üstün olmaması gerektiğini de önemle vurgulamıştır. Fakat konu Aristoteles’i yorumlamaya geldiğinde, yorumlayanlar, Ortaçağ’daki bağnaz dini uygulamalara sebep olmuşlar, Aristoteles felsefesini olabildiğince tahrip etmişlerdir. İşte Usta Mordo da Kamar-Taj’da konulan her kurala sonuna kadar bağlıdır, o kuralları sonuna kadar gerekli görür, o kurallar karşısında eşitliğe inanır, en azından Ancient One’ın Karanlık Boyut’tan enerji çektiğini öğrendiğinde uğradığı hayal kırıklığından bunu anlarız. Ayrıca Kaecilius’la gerçekleştirdikleri son savaşın gerekçesi yine Aristoteles felsefesinde gizlidir, çünkü Aristoteles, ortak tehlikelere karşı birbirlerinin can düşmanı bile olsalar o kişileri birleştireceklerini savunur. İşte Aristoteles’in aynı kişilerin farklı durumlarından kastettiği Mordo’da ortaya çıkar.

 
İyinin ne olduğu konusunda ise Aristoteles, her şeyin arzuladığı şeyi iyi olarak niteler. Peki bu arzulanan ne olabilir? Kaecilius’a göre, ‘’…İnsanlık sonsuz yaşamı, zamanın ötesinde bir dünyayı arzu eder ’’ ve az önce de söylediğimiz gibi, Aristoteles’in yorumlamaları Ortaçağ’da bağnaz bir Hristiyanlık inanışına sebep olmuştur, bu filmdeki Kaecilius yorumuyla da Bağnazlar ortaya çıkmıştır. Zamanın ve ölümün bir aşağılama olduğunu savunan karakterimiz, aslında kimi zaman Heidegger’in çizgisine de oturmaktadır. Aristoteles’i yorumlayarak yola çıkıp, hocası Husserl’in yolundan giderek  kendi felsefesini yaratan Heidegger’in özellikle ölüme yüklediği anlam ve insanla ölüm arasında kurduğu ilişkiyi olumsuz pencereden yorumlayacak olursak, insanın ölüm korkusunun Kaecilius tarafından bir hakaret olarak düşünülmesi doğaldır, çünkü ölüm korkusu insanın şimdisini ve geleceğini etkilemektedir, insan ölmek için yaşamaktadır ve bu yüzden hakaret olarak yorumlanabilir (Ancient One ölürken de benzer bir duruma dikkat çeker). Böylelikle kişiye göre iyi kavramının değiştiğini görürüz. Ayrıca bu dünyaya ölüm üzerinden verdiği değer, yaşam ve ölüm ekseninde değerlendiriş, Kaecilius’un aslında materyalist görüşten sıyrılamadığını gösterir. Çünkü terazisinde hala Dünya ve bu dünya hayatı daha ağır basmaktadır, yani ruhun varlığını kabul ediyor olmak tek başına materyalizmden sıyrılmak demek değildir, Kaecilius da bunu gösterir. Böylelikle Dr. Strange için iki yol ortaya çıkar, ya Mordo gibi ya da Kaecilius gibi olacaktır. Fakat denge, hem Alkmaion hem Aristoteles’te önemli bir noktadır demiştik. Dr. Strange, Agamotto’nun Gözü’nü yerine koymadan önce son bir kez daha ellerine baktıktan sonra yerine koyar, bununla en azından materyalizmden sıyrıldığını anlayabiliriz, kuralları yeri gelince esnetmesi zaten Mordo’dan farklı olduğunu da göstermiştir.


Aristoteles için geçmiş ve gelecek zaman yoktur, geçmiş olup bittiği (artık varolmayan) ve gelecek de henüz gerçekleşmediği (henüz varolmamış) için önemli olan şimdidir. Şimdiye atfettiği öneme farklı bir yorum katar, çünkü şimdi hareketsizdir; zaman ise bir hareket bir devinim ve değişim gerektirir. Buradaki hareketsizliği şöyle yorumlayabiliriz, şimdi dediğimiz aslında iki hareket arasındaki hareketsizliktir. Ancient One’ın ölümünü hatırlarsak, ‘’…Ama şu halime bak. Karın yağışını izleyebileyim diye tek bir anı binlerce kez uzatıyorum’’ demesi bu fikre göndermedir, ayrıca Dr. Stephen Strange savaşı kazanmasının ardından ‘’Bütün kitabı çalmalıydın, çünkü uyarılar büyülerden sonra yazıyor’’ –ki öncesinde benzer durumla kendisi yüzleşmiştir- dediğinde de Aristoteles’in ‘’Yapmadan önce öğrenmemiz gerekenleri onu yaparken öğreniriz’’ sözüne bir atıftır, filmde fark edilmesi için de iki kez tekrar edilmiştir.


Zaman-ölümsüzlük, kurallar-yasaklar, bilgi-bilmek, düalizm bizi tekrardan bir noktaya geri götürür. Dr. Strange’in elma yediği sahneye, oradan da yasak meyve hikayesine, oradan da Pandora’nın Kutusu mitine… Biz her ne kadar yasak elma desek de, orijinalinde meyvenin bir ismi yoktur, kültüre göre meyvenin ismi değişiklik göstermektedir. Hristiyan inanışında (İncil’de de bu hikayenin olmasının yanında Tevrat’ta da vardır) İyiyi ve Kötüyü Bilme Ağacı –Tree of Knowledge of Good and Evil- Adem ve Havva’ya yasaktır, Aden Bahçesi’nden istedikleri meyveyi yiyebilirler ancak sadece bu ağaçtan meyve yiyemezlerdi. Hatta bahçedeki Yaşam Ağacı’ndan meyve yediklerinden ölümsüzlüğün sahibidirler, ancak yılanın (Şeytan’ın) kandırmasıyla önce Havva sonra da Havva’nın istemesiyle Adem yasak meyveyi yerler. Ancak Tanrı’nın uyarısı açıktır, eğer o meyveden yerlerse öleceklerdir, Şeytan ise ölmeyeceklerine ikna ederek akıllarını çelmiştir. Meyveyi yediklerinde önce çıplak olduklarını fark ederek, incir yapraklarından kendilerine giysi yaparlar, çünkü çıplaklığı ve bundan utanmayı öğrenmişlerdir fakat Tanrı bunu öğrenir. Sonuç olarak Yaşam Ağacı’ndan meyve yemeleri yasaklandığından, Adem ve Havva birer ölümlü olarak Dünya’ya gönderilirler. Bu hikaye çok farklı yorumlanabilir, farklı açılardan ele alınabilir. İnsan ölümsüzken ölümlü bir varlık olmuştur, esasında Havva da Adem de bilgiden uzak değildir, tüm bahçenin meyvelerinin ne olduğunu bilmektedirler, Tanrı tarafından yasaklanan ağacın da İyiyi ve Kötüyü Bilme Ağacı olduğunu bilmektedirler, sadece o ağaçtan meyve yemek yasaktır, yani bilgi vardır ama uygulama yasaktır. Wong ne diyordu? ‘’Kamar-Taj’daki hiçbir bilgi yasak değildir. Sadece belli başlı uygulamalar yasak.’’


Bir başka soru daha var. Tanrı, zaman dahil her şeyin bilgisine sahip bir varlık olarak yasak meyvenin yenerek kuralına karşı gelineceğini bilmiyor muydu? Bu soruyu burada cevaplamamıza gerek yok, Pandora’nın Kutusu miti buna kendince bir yanıt verir. Yasak meyve hikayesinin hem öncülü hem de Yunan mitolojisindeki karşılığı olan bu hikayede yasak meyvenin yerini Pandora’ya verilen kutu alır. Pandora insan olarak yaratılan ilk kadındır, mitin ilk hallerinde ismi yoktur ama sonradan Pandora adıyla anlatılmıştır. İçi her türlü kötülüklerle dolu olan bu kutuyu Zeus, Pandora’ya verir ancak kutuyu açmamasını söylese de Pandora’nın o kutuyu merakına yenilip  açacağını da çok iyi bilmektedir. Öyle de olur, Pandora kutuyu açar ve türlü kötülükler kutudan çıkar, Pandora kutuyu kapattığında kutunun içinde sadece ‘’umut’’ kalmıştır. Mitolojinin kimi versiyonlarında Prometheus’un kardeşi olan Epimetheus’u uyardığı, Zeus’tan gelecek hiçbir hediyeyi kabul etmemesi gerektiğini söylenir ancak Epimetheus, Prometheus’u dinlemeyerek Pandora’yı –Zeus’un hediyesi olarak- kabul eder. Kısacası, Zeus’un zaten bilerek bunu yaptığını söyleyebiliriz, her iki hikayede de ortak nokta, yasağı bozan ilk kişi kadındır. Usta Mordo ’’Onun sınırı aşması Bağnazları Dormammu’nun kucağına itti. Kaecilius onun hatasıydı. Şimdiyse burada onun aldanmasının sonuçlarına katlanıyoruz’’ dediğinde de bu mite gönderme yapılır, yani Ancient One’ın kadın olması -ikinci kez- tesadüf olmaktan çıkar. Film içinde dile getirilmiyor olsa da, Kaecilius, Kamar-Taj’ın şifa bulmaya gidenlerin yeri olduğunu söyler, yani bir umut mekanıdır. Zaten Dr. Strange de son umut olarak Kamar-Taj’a gitmiştir.


Görsel efektleriyle de öne çıkan filmde hiçbir şey kesinlikle tesadüf değildir. Şekiller, sayılar, isimler… Mesela son savaşlarında Doctor Strange’in tarafı da Kaecilius’un tarafı da üçer kişidir, ki üç rakamı doğu veya batı fark etmeksizin her kültürde bir anlama sahiptir. Agamotto’nun Gözü ile yapılan zaman büyüsünde sekiz köşeli yıldız belirir, sekiz Hristiyanlıkta  cennet mutluluğunun, ölümsüzlüğün simgesidir, yine Kaecilius’un Dormammu’yu çağırdığı büyüde sayfaları koyduğu yerde yine sekiz köşeli yıldız belirir. Altı köşeli yıldız, -herkesin bildiğinin aksine- düalizmin, daha geniş anlamda iki zıt kutbun sembolüdür ve birçok kültürde vardır. Hindu dininde altı köşeli yıldızı çevreleyen sekiz yaprak sembolü vardır, filmde de büyüyle oluşturulan kalkan ve silahlara baktığınızda sekiz  köşeli yıldız içinde altı köşeli yıldızı sık sık görürsünüz. Yine Bağnazların alnında oluşan şekil iki şeye benzer; pentagram ve de –şaşırtıcı olsa da- kelebeğe. Aslında kelebeği bir kere daha, Dr. Strange ilk defa boyutlar arası yolculuk yaparken bir kelebek görür, yani biz izleyiciler görürüz. Bu da tabii ki Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisi ile alakalıdır. Yine Bağnazların gerçekleştirdiği ritüelden sonra göz çevresinde çatlakların oluşarak sanki içeride farklı bir tabaka varmışçasına bir görüntü oluşturması ve filmin sonunda deriden komple sıyrılarak derinin altındaki formun ortaya çıkıyor oluşu, Aristoteles’in belirttiği insandaki içkin öz fikrine bir göndermedir. Zamanı bir döngüye hapsederek ölmekten kurtulan Dr. Strange’in esin kaynağı tabii ki Alkmaion’dur, döngü –dairesellik- fikrine bir atıftır. Birbirinin içine geçen geometrik şekiller, Kelt sembollerinden esinlenilmiştir. Jonathan Pangborn ise Stephen King’in yarattığı Alan J. Pangborn’dan uyarlanmış bir karakterdir, The Dark Half romanının da özellikle Thad Beaumont karakteri Usta Mordo ile benzeşir, Thad Beaumont’un ‘’ikizini’’ keşfeden kişi ise Alan J. Pangborn’dur, tıpkı Usta Mordo’nun ‘’yeni’’ halini keşfedenin Jonathan Pangborn olması gibi.



Filmde görülen ikinci kitapsa Aldoux Huxley’in yazdığı The Doors of Perception (Algı Kapıları) ve The Dark Half’tan daha açık bir gönderme. Dr. Strange’in ilk defa Ancient One ile konuştuğu zaman Ancient One kendisine çeşitli resimler gösterdiğinde –kendisinin de söylediği gibi- amacı bakış açılarına dikkat çekmektir, her biri başka bir perspektiften insan vücudunu yorumlayan bu resimlerin ötesinde –algıların ötesinde- başka görüntülerin olduğudur. Aldoux Huxley de buna dikkat çekmektedir, görünenin ötesi de vardır. Dr. Strange boyutlar arasında yolculuk yaparken bunu fark eder, Aldoux Huxley de meskalin aldığında. Huxley’in görmeyi umduğu şeyleri ‘’Ben, gözlerim kapalı yatarken çok renkli geometrik görüntüler, mücevherlerle süslü ve olağanüstü güzel canlanan yapılar, kahraman varlıkların yer aldığı manzaralar, nihai ilhamın eşiğinde durmadan sallanan sembolik oyunlar görmeyi beklemiştim’’ şeklinde açıklar ve ‘’Ama şu belirgindi ki manevi oluşumumun özelliklerini, mizacımın, eğitimimin ve alışkanlıklarımın gerçeklerini hesaba katmamıştım’’ diyerek devam eder. Meskalin deneyimini açıklarken de ‘’Ve uzaya karşı bu kayıtsızlıkla birlikte daha da bütünlüklü bir kayıtsızlık zamana karşı da söz konusuydu’’ der. Ama boyutlar arası yolculuktan önceki Strange tavrının da ‘’ Batı dünyasında hayalciler ve mistikler oldukça azaldılar. Bu durumun iki ana nedeni var - bir felsefi neden ve bir de kimyasal neden. Kainatın mevcut resminde doğru kendini aşma deneyimi için bir yer yok. Sonuçta doğru kendini aşma deneyimi olarak adlandırdıkları şeyi yaşayanlara, ya deli ya da dolandırıcı denerek şüpheyle bakılmaktadır. Artık bir mistik veya hayalci olmak muteber değil’’ cümlelerinde saklı olduğunu görürüz. Yine belki de bu yüzden buraya kadar görmüş olduğumuz Batı felsefesinin-mitlerinin mekansal olarak Doğu’da işlenmesini de anlamış oluruz.


Ve Doktor Strange’in kırık bir saat ile başlayan büyücülük hikayesi zamana hükmetmesine kadar varmıştır. Sebep-sonuç ilişkisi içerisinde, filmde gördüğümüz her şeyin bir karşılığı var, Kaecilius’un neden Dormammu safına geçtiğini, Mordo’nun neden taraf değiştirdiğini, Ancient One’ın neden Karanlık Boyut’tan enerji çektiğini ve daha nicesini, bir kahramanın orijin hikayesi işlenirken anlatmayı başarmak da ayrı bir beceri. Vizyona girdiği dönemin filmleri içinde sadece görselliğiyle bile dikkati üzerine toplayan filmin, kendi evreni içinde apayrı bir kapı açtığı muhakkak, özellikle gerçeklik konusunda. Tıpkı Iron Man filminde olduğu gibi film içinde bir karakter değişmesi var, ancak sonraki filmlerde karakter bir değişime uğrayacak mı yoksa karakterin değişiminden ziyade başka hikayeler mi anlatılacak göreceğiz, ancak Iron Man 3 gibi olumlu bir örnek varken karşımızda, Dr. Strange’in de –yetenekli bir ekibin elinde- evrilmesine elbette olumsuz bakılmayacaktır. Ama nihayetinde her şeyi zamanla göreceğiz.

Yorum Gönder

[disqus]

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget