Daredevil 3. Sezon – SPOILER’SIZ İnceleme

New York serserilerinin baş belası geldi, kaçın.

Daredevil üçüncü sezonu çok iyi, ama ilk sezondan iyi değil. Girişimiz ve şeklimiz böyle olsun. İkinci ve üçüncü sezonu çok harika yapan etkenler var, bunlar en başta Matt Murdock’ın karakterizasyonu, aksiyon sahneleri, New York’un da şehir olarak adeta dizinin bi karakteri gibi yansıtılması, yan karakterler ve hikaye.

Ya bi kere Daredevil izlemeden önce karakteri anlamanız lazım abi. Kör süper kahraman diye balıklama diziye dalmakla olmuyor. Mesela Marvel DC farketmez, Daredevil benim hem okumayı hem de izlemeyi en sevdiğim karakterdir. Favori süper kahramanımdır bu herif. Çünkü sabahları yatağından kalkıp takım elbisesini giyip mahkeme salonlarında kanunları takip ederek adaleti sağlamanın peşinde. Akşamları da gün içindeki kişiliğini tamamen geride bırakıp maskeyle sokakların adaletini kendisi sağlıyor. Gün içinde Matt Murdock oluyor, akşamları Daredevil. Sürekli kendisiyle savaş hâlinde ve bu durum bana inanılmaz ilgi çekici geliyor. Aynı bedende birbirine bu kadar zıt iki kişinin yaşaması Daredevil’ı karakter olarak yücelten detaylardan.
Dizinin ilk sezonunun yaptığı en iyi iş zaten seyirciye Matt Murdock’ı sevdirmek, Matt Murdock’ın felsefesini ve ideolojisini anlatmak. Aksiyon sahnesini her dizi yapar. Önemli olan dizisi yapılan karaktere sağlam bir temel ve altyapı hazırlamak. Üçüncü sezon da bunu fazlasıyla başarıyor zaten. Aslında bu sezonda bambaşka bir Matt Murdock izliyoruz. Defenders sezon finalinde Elektra’yı kurtarmak için binanın altında kaldıktan sonra hayata bakış açısını, en önemlisi tanrıyla ve diniyle olan bütün ilişkisini sorgulama noktasına geliyor. En yakın arkadaşları Foggy ve Karen’ı hayatından çıkarıp savaşmaya tek başına devam ediyor.
Üçüncü sezonun en güzel özelliklerinden biri Defenders hiç yaşanmamış gibi davranılmaması. Aksine, binanın altında kaldıktan sonra yaşadığı yaralanmalar yüzünden Matt fiziksel olarak bütün sezon boyunca eskisi gibi değil ve bu durumun bütün sezona büyük etkileri var. Diğer sezonların aksine Matt’i bolca dayak yerken, hatta yenilirken görüyoruz. Fiziksel durumu böyleyken hem Wilson Fisk’le hem de Bullseye’la kapışmaya çalışması daha da heyecan verici.
Wilson Fisk için bu sezon en büyük ve en etkili sezonu desem yanlış olmaz sanırım. Tamam bu sefer oldu, Fisk bu durumdan kurtulamaz derken bir bakıyorsunuz Fisk sizden 15 adım sonra, her şeyi planlamış bile. Daha Matt Murdock bir sonraki adımı çözmeye çalışırken Wilson Fisk 15 adım sonrasını planlamış ve kafasında oynamış. Wilson Fisk’in neden MCU’nun en başarılı baş kötüsü olduğunu bir kez daha görüyoruz. Durum Bullseye’da biraz daha farklı çünkü karakterin motivasyonu zaman zaman baya tutarsızlaşıyor. Bu durumu karakterin kafasında birkaç tahtanın eksik olmasıyla alakadar edebiliriz. Benim en büyük eleştirim Bullseye’ın kendine ait bir planının olmaması. Ne istiyor bu adam? Daredevil’ı öldürmek mi? Kingpin’i öldürmek mi? FBI’da yükselmek mi? Kimseye zarar vermediği sakin bir hayat yaşamak mı? Dizi hiçbir zaman bunun net bir cevabını vermiyor maalesef. Karen Page ve Foggy Nelson’ın bu sezondaki rolleri de diğer sezonlardan çok daha efektif. Çünkü bu sefer Matt’in kazanmak için arkadaşlarına hiç olmadığı kadar ihtiyacı var.
Daredevil üçüncü sezonunda istediğiniz her şey var. İlk sezondan kötü olmasının sebeplerinden biri dizinin ilk 5 bölüm acayip hareketli başlayıp sonraki 4 bölüm falan acayip yavaşlaması ve karakter sayısının fazlalığı. Dizinin odağı bi ara Matt Murdock’tan alınıp başka karakterlere veriliyor ve cidden Daredevil dizisi olmaktan çıkıp New York belediyesinin yozlaşmış polis teşkilatıyla kapıştığı bir politika dizisine dönüyor. Buna rağmen dizi çok başarılı ve 10 üzerinden 8’i hak ediyor. İlk sezon benden 10 üzerinden 10 alır bu arada. Bi de 4. bölümdeki aksiyon sahnesi, Marvel Sinematik Evreni tarihinin en iyi aksiyon sahnesi olarak çok rahat yazılabilir.
Yorumlar