Steve Rogers’ın Muhteşem MCU Yolculuğu

Brooklyn'de kavgadan kaçmayacak kadar aptal bir çocuk vardı.

 

”Uykularımızı kaçıran şeyler yaptık. Fedakarlıklarda bulunduk ama bunu insanlar özgür olsun diye yaptık. Sizin yaptığınız şey özgürlük değil, korku.”

Captain America benim MCU’daki en sevdiğim karakter, ve 2011’deki ilk filminden bu yana, geçen 8 yıldaki 7 filmde yaşadığı yolculuğa ve değişime hayranlık duyuyorum. Steve Rogers’ın MCU içerisinde çok iyi işlenen ve planlanan bir hikayesi var. Bu çoğunlukla Kaptan Amerika üçlemesini, Infinity War’u ve Endgame’i yazan kişilerin aynı olması sayesinde. Bir karakter için 5 filmin de aynı kişiler tarafından yazılmış olması çok büyük avantaj. Böylelikle karakter hikayesini daha planlı ve anlamlı izleyebiliyoruz. MCU’nun en iyi orijin hikayeleri olarak akla hemen Iron Man ve Doctor Strange gelse de, şundan eminim ki ilk Kaptan Amerika filminin hakkı kesinlikle verilmiyor. Muhteşem bir Steve Rogers karakterizasyonu. Muhteşem yan karakterler. Muhteşem bir Peggy Carter ve Steve Rogers ilişkisi ile muhteşem bir Bucky Barnes ve Steve Rogers ilişkisi. Steve’in ideolojisini ve hayata bakışını anlatmayı başaran inanılmaz doğru ve mükemmel adımlar. Fedakarlık var, cesaret var, bir liderde olması gereken bütün özellikler var. Serum öncesi bile, çok keskin ve net bir şekilde kendi doğruları olan ve karşısında kim olursa olsun bu doğruları savunmakta kararlı, kendisi küçük ama yüreği kocaman olan bir adam. Doktor’un neden başkasını değil de Steve’i seçtiğini, neden Steve Rogers’ın özel olduğunu film çok iyi anlatıyor bize. Bizim yapmamız gereken tek şey oturup bu karakterden ilham almak ve keyfini çıkarmak.

The First Avenger bence Steve Rogers’ı harika tanıttı ve seyirciye sevdirdi ama ilk Avengers filminde işler daha zordu, çünkü abi bir kere o karakterler arasında Steve Rogers kimsenin en sevdiği karakter olamazdı. Hem biz boşluktaydık, o kadar karakteri bir arada görmek afallattı. Hem de Steve Rogers boşluktaydı çünkü 1940larda uykuya dalıp gözünü tanrıların, demirden savaş zırhı yapan milyarderlerin, sinirlenince canavara dönüşen insanların arasında açtı. Ve gerçekten de, bütün film boyunca, uyandığı bu yeni dünyada yerini bulmaya çalıştı. Kostümü de bok gibiydi zaten. Aksiyon sahneleri de kötüydü, çünkü 1940larda Alman askerleriyle nasıl dövüşüyorsa 2012’de uzaylılarla da öyle dövüşmeye çalışıyordu. İzlediğimiz filmdeki dünyaya kesinlikle uymuyordu.
Ta ki Kaptan Amerika: Kış Askeri’ne kadar. Marvel Sinematik Evreninin en iyi filmi. Bakın çok net bu. Gerçekten sinemadan, hikaye anlatımından, karakterizasyonlardan birazcık anlıyorsanız Kaptan Amerika: Kış Askeri sizin için MCU’nun en iyi filmidir. Kaptan Amerika: Kış Askeri, hem Steve Rogers’ı seyirciye tam olarak sevdirdi, hem de yine muhteşem adımlar atarak Steve Rogers’ı politik bir figür olarak uğruna savaştığı Amerika’yla karşı karşıya getirdi. Çünkü Steve Rogers’ın 2. Dünya Savaşında uğruna savaştığı Amerika, bu Amerika değildi. Kış Askeri, Steve Rogers’ın Amerikan ideolojisini, aklındaki Amerika fikrini, bir Amerikan propagandası olmaktan çıkardı. Çünkü ilk Kaptan Amerika filminde Steve Rogers yürüyen, koşan, yumruk atan bir Amerikan bayrağıydı. O dönemdeki Amerikan değerleri ve Steve Rogers’ın kafasındaki Amerikan değerleri birbirini tamamlıyordu. İkinci Kaptan Amerika filminde Steve Rogers ve dönemin Amerikan değerleri ters düştü, çünkü Steve eskiden özgürlük ve eşitlik için savaşıyordu ve bunu Amerikan bayrağı altında gururla yapıyordu. 2014’te ayak uydurmaya çalıştığı Amerika ise Steve’in eskiden savaştığı özgürlük ve eşitlik değerlerini ayaklar altına alıyordu. Milleti izliyorlar, takip ediyorlar, mahremiyet falan dinlemiyorlar, kısaca Steve Rogers’ın 1940larda adına savaştığı şeyleri ezip geçiyorlardı. Steve’in 1942’de kurtardığı Amerika bu Amerika değildi.

Ben Steve Rogers’ın Marvel Sinematik Evreninde iki tane dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Biri tabii ki Kış Askeri’nde yaptıkları modernleştirme. İlk Avengers filminde Steve Rogers’ı 1940lardan çıkarmışlar ama adamın içinden 1940ları çıkaramamışlar gibiydi. Kış Askeri, karakteri günümüze uydurma konusunda büyük iş başardı. İlk dönüm noktası bu. İkincisi de Civil War. Çünkü Civil War’a kadar biz 4 filmde de her zaman doğruyu savunan, her zaman doğruyu yapmaya çalışan muhteşem fedakar ve muhteşem cesur bir insan izledik. Steve Rogers için doğru ve yanlış ayrımı her zaman çok netti. Bu, seyirciyle rahat bir şekilde bağ kurabilecek bir karakter değil. Yani Tony Stark’a bakıyorum adamın panik atağı var, çapkın, şımarık falan. Bruce Banner’a bakıyorum adamın öfke kontrolü sorunları var. Herkesin insanlığını öne çıkaran problemleri var. Steve Rogers’a bakıyorum… adam mükemmel, her açıdan mükemmel. Nasıl bağ kurabilirsin böyle bir adamla? Hepimizin hayalinde olmak istediği, ama hiçbir zaman olamayacağı biri. Şu yaptığı şeylere bakın: 5 farklı eyalette askerlik başvurusu yapmış, adamı 5 kere reddetmişler. Bugün kaçımız beni askere alın diye 5 kere başvuru yaparız acaba. Kendini zorla askere kabul ettirmiş ve bunu süper asker serumundan haberi yokken yapmış. Acemi birliğinde asker arkadaşlarının savaşta ülkesine daha çok faydası olacağını bilerek bombanın üstüne atlamış. Düşman kampında esir tutulan arkadaşlarını Amerikan ordusu kurtarmayı reddedince tek başına gidip 1000 kişinin hayatını kurtarmış. Milyonlarca insan ölmesin diye nükleer bomba dolu uçağı kendini de feda ederek denize düşürmüş. Ve bunlar Kaptan Amerika’yı izlediğimiz ilk filmde olan şeyler. Civil War’a kadar 3 film daha izledik bu adamı. Hani cidden mental ve zihinsel olarak allah katına ulaşmış, inanılmaz bir felsefesi ve ideolojisi var. Bir seyirci olarak böyle bir karakterle empati kurabilmek mümkün değil gerçekten.

Civil War, Steve Rogers’ı insanlaştırma konusunda ciddi işler yaptı. O allah katından indirdiler adamı. Bir kere Kaptan Amerika’yı, Kaptan Rogers yaptı. Daha önceleri Kaptan Amerika izliyorduk, artık Steve Rogers izliyoruz. Bunun sinyallerini Kış Askeri’nde vermişlerdi zaten ama, Kaptan Amerika unvanını bırakması Civil War’da yaşandı. Civil War, şu ana kadar izlediğimiz en kişisel Steve Rogers hikayesiydi. Çünkü filmdeki motivasyonu, dünyayı, bir ülkeyi veya bir topluluğu korumak üzerine değil, Hydra tarafından beyni yıkanan, onlarca suikaste imza atan ve Tony Stark’ın da anne babasını öldüren Bucky Barnes’ı korumaktı. Bucky Barnes’ı korumak, Kaptan Amerika’nın yapabileceği bir şey değil. Bucky Barnes’ı korumayı sadece Steve Rogers yapabilir. Bunu yapabilmesi için de Kaptan Amerika unvanını ve kalkanı bırakması gerekiyor. Bakın buradaki önemli şey, arkadaşı için Kaptan Amerika unvanından vazgeçmesi değil. Önemli şey, zaten içine ait olmadığı bir dünyada, ters düştüğü bir Amerikan hükümetiyle ve değerleriyle, kendisine Kaptan Amerika olarak ihtiyaç olmadığı bir dönemde arkadaşı için Kaptan Amerika unvanından vazgeçmesiydi. Steve Rogers kahramanlık yapmaya, sembol olmaya devam edecek tabii ki ama, bunu Kaptan Amerika olarak yapamaz. O dönem 1940larda kaldı.

Ultron haklıydı aslında. Bir ülkenin savaşması gereken bir savaş yoksa, Kaptan Amerika’ya da ihtiyacı yoktur. Savaş olmadan da, Kaptan Amerika var olamaz. Kaptan Amerika zaten savaşın içinde doğmuş, savaşla birlikte sahne alan bir sembol. 2010lu yıllarda eski usul savaş yok artık. Yeni usul savaşta da Kaptan Amerika’ya yer yok. Bu yüzden Steve Rogers’ın Kaptan Amerika olarak var olamadığı bir dünyada Steve Rogers olarak, daha kişisel motivasyonunu düşünerek devam etmesi acayip doğru ve anlaşılabilir bir karar. Infinity War’da da bunu yapıyor zaten. Hiçbir hükümete bağlı olmadan, sırtında Kaptan Amerika unvanının sorumluluğu olmadan, arkadaşlarıyla birlikte kimseye hesap vermeden, kendi doğrularını uygulayarak suçla savaşıyor. Steve Rogers’ı Steve Rogers yapan şey de bu zaten. Bu adam sırtında Amerikan bayrağı taşıyor evet, ama bir zamanlar o Amerikan bayrağı özgürlük ve eşitlik anlamına geliyordu. Öyle körü körüne ülkesi için savaşan biri değil yani. Günümüzdeki Amerikan değerlerinin bambaşka şeyler haline gelmesi yüzünden bıraktı Steve Rogers, Kaptan Amerika olmayı.

Bu karakter hikayesi sayesinde de benim gözümde en iyi MCU karakteridir. Endgame’in Steve Rogers’ı son kez izlediğimiz film olma ihtimali üzücü tabii ama, Marvel bize öyle bir karakter hikayesi izletti ki, ve Chris Evans öyle bir oynadı ki, filmin sonunda ne olursa olsun uzun yıllar boyunca çok güzel anılarla hatırlanacaklar.

 ”Özgürlüğün bedeli yüksektir, bu her zaman böyle olmuştur. Ama bu benim ödemeye hazır olduğum bir bedel. Eğer yalnızsam, varsın öyle olsun. Ama yalnız olmadığıma bahse girerim.”

Yorumlar