İthaki Bilimkurgu Klasikleri #2 – Cesur Yeni Dünya

Cesur Yeni Dünya’dan bahsetmeden önce kısaca Aldous Huxley’den bahsedilmelidir ki kendisi birçok bilim insanı ve sanatçı yetiştirmiş bir aileden geliyordu. Özellikle biyoloji ve edebiyat alanlarında başarılı üyeleriyle anılan Huxley ailesi, Aldous’un bu iki alanı ve kendi felsefik altyapısını bir potada eriterek yazdığı Cesur Yeni Dünya sayesinde daha da adını duyuracaktı.

Cesur Yeni Dünya hakkında söylenebilecek ilk şey distopya olduğudur, yazarın deyimiyle ‘’negatif ütopya’’. Fakat ilk bakışta hatta okuma sırasında dahi distopya olduğu anlaşılmayabilir veya öyle olup olmadığına karar vermekte zorlanılabilir. Diğer herhangi distopik romanla karşılaştırıldığında daha da kendini hissettiren mutlu atmosfer ve belki de ütopik hava eserin distopya olduğunun farkına varılmasını zorlaştıran en büyük faktör.

Kitaptaki dünya Ford’dan sonra 632 yılında konumlanıyor yani bildiğimiz otomobil markası Ford’un T modeli aracının üretiminden 632 yıl sonra. Bu da bize kitabın Gregoryen takvimde 2540 yılına tekabül ettiğini gösteriyor ve yazıldığı döneme bakıldığında kitaptaki dünyanın hedonist yapısı, üremenin insan eline bırakılmayarak fabrikalaşmış oluşu, tüketimin toplumun devamlılığında temel oluşturması gibi faktörlerle; Huxley’nin 2540 yılı için başarılı bir öngörüyle iyi bir kurgu yarattığını söyleyebiliriz. Fakat kendisi de belirttiği üzere bu kurgular H. G Wells ve D. H Lawrence’ın işlerinden esintiler taşımaktadır. Yalnızca bunlarla kalmayıp Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sının Yevgeny Zamyatin ve Mieczysław Smolarski’nin eserlerinden intihal edildiğini iddia edenler de olmuştur ki bunlardan biri de Cesur Yeni Dünya’nın ayak izleri üzerine 1984’ü yazmış olan George Orwell’dir.

Ford’dan sonra 632 yılına geri dönersek bu yeni düzende herhangi metafizik dine müsaade edilmiyor. Tanrı değilse de Henry Ford bu yeni dünyanın yaratıcısı ve en önemli kişisi kabul ediliyor. Ayinlerle ismi onurlandırılıyor ve haç sembollerinin de üst kısmı kesilerek T modeline atıfla T sembollerine dönüştürülmüş. Bu sistemde en önemli şeyler istikrar, mutluluk ve tüketim. İstikrarı sağlamak adına insanların üremesi kısıtlanmış ve çocuklar yapay şişe rahimlerde ihtiyaca göre üretiliyor. Bu sebeple anne kelimesi pornografik ve yasaklı kabul ediliyor. Herkes herkese aittir anlayışı hakim ve herkes istediği kişilerle birlikte olma özgürlüğüne sahip ve herhangi bir aidiyet söz konusu değil. Üretilen çocuklar kapasitelerine göre belli bir kast sisteminin basamaklarına ait oluyorlar. Bu kast sisteminde sınıflar alfa, beta, gama, delta, epsilon şeklinde isimlendirilmiş ve alfalar en zeki ve toplumda en önemli konumlardaki kişilerken daha alt sınıflar memur, işçi gibi daha düşük konumlardaki toplulukları oluşturuyor.

Bu sınıflara uygun bireyler üretmek amacıyla yapay rahimlerdeki çocuklara farklı ışınlar ve kimyasallar, sonrasında da sınıflarına uygun hipnoterapiler uygulanıyor. Hipnoterapilerde, bireylerin hayatları boyunca sınıflarından memnun ve mutlu kişiler olmaları için düzenin temel ilkeleri ve kendi sınıflarını öven ifadeler dinletiliyor. Fakat bu sistemde dahi insanlar kendilerini sıkıntıda ve yorgun hissedebilirler, böyle problemler için de ’’soma’’ isimli halüsinatif bir uyuşturucu üretilmiş. Soma kullanarak sizi mutlu ve rahatlamış hissettirecek şeyleri tecrübe etmiş gibi hissedebiliyorsunuz. Sistem her ne kadar kusursuz işliyor gibi görünse de her sistemde kaçaklar olabilir. Bunu önlemek için de insanların geçmişe dair şeyler bilmeleri engelleniyor ve bilmelerine izin verilen kısımlarla ilgili de hep geçmişin ne kadar verimsiz ve kötü olduğuna dair bilgilendirmeler yapılıyor. Kitap okumak yararsız kabul edilmekle birlikte Dante, Shakespeare ve eskiye dair diğer yazınlar da yasak. İlerleyen kısımlarda da sistemle ilgili kuşku ve önlemlerin de ne kadar haklı olduğunu görüyoruz çünkü sisteme dahil olmayan çok sınırlı sayıda insanın yaşadığı atıl ve girilmez bölgeler de bulunuyor dünyada ve bu bölgelerden John karakteri dahil oluyor sisteme. Okurken gerçekten mantıklı ve oturmuş gördüğümüz hatta neredeyse herkesin mutlu ve içinde bulunduğu düzenden memnun olduğu, temel ihtiyaçlarının karşılandığı teklemeyen bir düzen var ortada ama bu John’u memnun etmeye yetmiyor. Çünkü onun normları farklı, içinde büyüdüğü düzen farklı. Ama özü aynı, hepsi en temelde insan. En nihayetinde John’un kaçmasına neden olan bu düzen, belki bu çarkı çeviren insanların da geçmişe dair en ufak gerçekle yüzleştiklerinde bir çıkış yolu aramalarına sebep olacaktır. Buradan elde edilebilecek en katı çıkarımsa bir ütopya yaratmanın zorluğudur. Çünkü en iyi ütopya bile bir şekilde bir soruna gebedir. Fizik biliminin de entropi yasasıyla ortaya koyduğu üzere her sistem rastgelelik ve düzensizliğe doğru gider. Yani doğal olan kaos ve karmaşadır ve biz henüz doğanın yasalarını delecek bir yol bulamadık. 2540 yılında ne olacağıysa meçhul.
Her ne kadar intihal iddialarına konu olmuş ve edebi dil bakımından çok da komplike ve etkileyici olmasa da hem kurgusu hem yarattığı etki bakımından Cesur Yeni Dünya öncü ve cesur bir eserdir. Buna karşın kitabın orijinal ismi olan ‘’Brave New World’’, Shakespeare’in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden esinlenmiş olup, o dönemde ‘’brave’’in ‘’güzel’’ anlamına gelmesinden dolayı aslında ‘’Güzel Yeni Dünya’’ olarak çevrilebilir.

Elif Çetin

Yorumlar