1965’ten Bugüne: DUNE Filminin Yolculuğu

 

Dune filmi için heyecan dorukta. Fragmandan beri hayranlar filmin çıkacağı güne geri sayıyorlar. Sosyal medyada pek çok sayfa gerçekten geri sayım yaptıkları gönderiler paylaşıyor. Heyecan böylesine artmış vaziyetteyken, acaba buraya nasıl geldik, gelin birlikte ona bakalım.

Frank Herbert’ın “bilim-kurgunun babası” sayılan roman serisinin ilk kitabı Dune 1965 yılında yayınlandı. Aslında “kum tepesi” gibi anlamlara gelebilen Dune, serinin içerisindeki ana gezegen olan Arrakis’in yaygın şekilde kullanılan ismiydi. Hatta ilk kitabın çevirisini bu yüzden Türkçe olarak “Çöl Gezegeni Dune” gibi şekillerde görmüş olabilirsiniz. Fazlasıyla terminolojik bir hale geldiğinden tam çevrilmesindense böyle bir yöntem kullanılıyor.

Dune’un ilk kitabı çıktığından beri, film olması düşünülür olmuştur. Yine de içeriğin zorluğundan ötürü bu uzun süre gerçekleşmedi. Film haklarını 1971’e kadar pek çok farklı yapımcı elinde tuttu.

İlk ciddi uyarlama denemesi Alejandro Jodorowsky’nin yapacağı çalışmaydı. Proje hayata geçmese de, 2013 yılında bu bitmemiş projeyle alakalı bir belgesel yapıldı. Sonraki deneme 1976’da  Dino De Laurentiis tarafından yapıldı. Frank Herbert ile konuşarak bir senaryo talep edildi. Üç saate denk gelecek bir senaryo ortaya çıktı. Ridley Scott ile anlaşıldı ancak Scott’ın özel hayat problemlerinden ötürü film yine iptal edildi. Bu sefer ise 1981 yılında meşhur yönetmen David Lynch’e gidildi.

İlk film nihayet 1984 yılında Lynch’in ellerinden çıktı. Lynch, normalde bilim-kurgu ile ilgili bile değilken bu filmi yönetmeyi kabul etmişti. Seriyi bilmiyordu. Yaptığı filmden pek de gurur duymuyordu. 2000lerde bir uyarlama daha yapıldı. Bu filme göre biraz daha az ses getirse de, şahsen başarılı bulduğum bir uyarlama. SyFy kanalı, mini-dizi olarak yayınladı ve iki sezon halinde üç kitabı konu ettiler. Dizi olduğundan kitaptaki detayları filme göre daha iyi yakalayan bir seriydi. Bunu belki başka bir yazıda daha detaylı bir şekilde inceleriz. 2008’de Paramount Pictures bir projesi olduğunu duyurdu ancak bu da hayata geçirilmedi. Legendary Pictures 2016’da film haklarını satın aldı. Sevgili yönetmenimiz Dennis Villeneuve Dune’u çok sevdiğini ve bir filmini yönetmenin hayali olduğunu söyledi, ancak o sıralar Arrival ve Blade Runner projeleri olduğundan hazır olmadığını ifade etti. Yine de yönetmen koltuğuna geçtiği Frank Herbert’ın oğlu ve Dune devam kitaplarının yazarlarından olan Brian Herbert tarafından 2017 Şubat ayında açıklandı.

Devam kitaplarının yazarlarından olan ve Star Wars gibi ünlü serilerde de roman yazan Kevin J. Anderson ve Brian Herbert da projenin içindeler. Brian Herbert yapımcılardan biri konumunda. Yazım aşaması 2018 senesinde başladı. Villeneuve serinin büyük hayranı olduğundan kitaba dönüş yapacağını ve Lynch’in uyarlamasına büyük saygısı olsa da onun özgün havasından yararlanmayacağını belirtti. Biten senaryoyla ilgili Brian Herbert’ın da verdiği bilgilere göre, ilk kitabın ilk yarısı anlatılacak ve tam oralarda filmi bitirmek için uygun bir yer olduğunu düşünüyorlar. Kitabı okuyanlar elbette neresi olduğunu anlamışlardır ama spoiler kurallarına saygı göstererek bu konuyu daha fazla deşmeyi düşünmüyorum.

Bu bilgiler ışığında bir devam filmine kesin gözüyle bakılıyor, yönetmen özellikle ilk kitabın tek bir film olarak uyarlanmasına karşı olduğundan, ikinci bir film planlanıyor ve halihazırda Bene Gesserit rahibeleri ile alakalı bir dizi de planlanıyor. Hatta bu dizinin yazarlarından Jon Spaihts, devam filmine odaklanmak için projeden ayrıldı. Yani Dune kitabının “zirve” yaptığı yerler aslında devam filminde görülecek.

Villeneuve ayrıca Dune’un Star Wars için büyük esin kaynaklarından olduğunu ve bunun yenmesi zor yargıları da beraberinde getirdiğini söyledi. Star Wars’un gerçekten de en büyük iki esin kaynağından biri Dune’dur (diğeri de Kurosawa’nın Hidden Fortress filmi) ve Villeneuve Dune’dan “yetişkinler için Star Wars” diye bahsetti. “Amacım, hiç görülmemiş ve izlemediğim bir Star Wars filmi yapmak” şeklinde bir açıklaması da var.

Yönetmen ayrıca yazım sürecinde 1960larda yazılmış bir hikayeyi 21. yüzyıla aktarmak konusunda dikkatli davrandığını söyledi. Ayrıca kadınların rolleri de hikayede artırılmış. Leydi Jessica’yı oynayan Rebecca Ferguson, Villeneuve’ün bu konuda pek çok değişiklik yaptığını ve bunu harika bir şekilde uyarladığını söyledi. Benzer şekilde önemli bir karakter olan Liet Kynes kitapta erkek iken filmde kadın olacak ve Sharon Duncan-Brewster tarafından canlandırılacak.

Başrolde, Timothée Chalamet olacak ve Paul Atreides’i canlandıracak. Timothée Chalamet’in seçilmesi konusunda yönetmenimizin bir açıklaması var. Ona göre Chalamet’in oldukça derin ve pek çok hayat görmüş gibi bakışları varmış ve gözlerinden zeka parıltıları çıkıyormuş, yaşlı bir ruhu varmış. Bunlara rağmen görünüş olarak epey genç görünüyormuş ve bu da olması gerekenle bakışları arasında bir zıtlık yaratıyormuş. Bunun da aradığı Paul Atreides olduğunu düşünüyormuş. Ayrıca oyuncunun yeteneğinden, akıl almaz karizmasından ve eski tarz Hollywood yıldızlarına benzerliğinden dolayı da seçtiğini söylüyor. Diğer rollerde Zendaya, Oscar Isaac, Josh Brolin ve Jason Momoa gibi ünlü isimleri de göreceğiz. Yönetmenin söylediğine göre aklındaki ilk oyuncuların çoğu teklif edilen rolü kabul etmiş, projenin doğasından dolayı böyle olduğunu söylüyor.

 

Zendaya, Chani’yi oynuyor. Chani, Leydi Jessica ile birlikte “kadın başrol” sayabileceğimiz bir rol. Fremenlerin arasındaki güçlü bir savaşçı ve aynı zamanda Liet Kynes’ın kızı. Fremenlerin arasında önemli bir yere sahip ve spoiler olabilecek başka detaylar sebebiyle de hikayede oldukça önemli bir yerde. Paul Atreides’ın sevdiği kadın konumunda olmasından bahsetmeme bile gerek yok, fragmanda açıkça gösterildi. Zendaya sadece dört gün çekim yaptığını söyledi, film sadece kitabın ilk yarısını içereceğinden bu çok normal bir durum, Chani’nin asıl parlaması ileride olacak kuşkusuz ki.

Rebecca Ferguson, Paul’ün annesini, Leydi Jessica’yı oynuyor. Leydi Jessica, Dük Leto Atreides’in odalığı ve bir Bene Gesserit rahibesi. Bene Gesseritlerin emirlerine uyarak Dük Leto’ya bir kız evlat doğurması gerekirken, Dük’e olan sevgisinden onun istediği bir erkek evlat doğuruyor. Bene Gesseritlerin amacı uzun yıllardır planladıkları şekilde üreme planlarına sadık kalınarak “Kwisatz Haderach” adındaki bir çeşit “mesih” yaratmaktı. Bu mesih, Leydi Jessica ve Dük’ün doğması gereken kızı ile Harkonnen Hanedanı’ndan bir soylunun doğacak erkek evladı olması gerekiyordu. Bu Leydi Jessica’yı ilginç ve belli açılardan arada kalmış bir karakter yapıyor. Yönetmenin onu istemesinin sebebi, harika bir aktris olması ve bu karmaşık katmanlara sahip karakteri oynayabilecek biri olması.

Oscar Isaac de epey ünlü bir oyuncu ve Dük Leto gibi önemli bir rolde. İlgili, iyi ve harika bir yönetici. Halkını seven muhteşem bir dük. Hizmetkarları, askerleri ve halkı tarafından da sevilen bir lider. Bu iyiliği elbette ki evrendeki diğer büyük güçlerle arasının açılmasına sebep oluyor ve Dük Leto bir entrikanın içinde buluyor kendini. Villeneuve, Oscar Isaac’le uzun zamandır birlikte çalışmak istediğini söyledi ve onun yaşayan en iyi aktörlerden olduğunu düşünüyormuş.

Jason Momoa, Paul’ün silah ustalarından biri olan Duncan Idaho’yu canlandıracak. Normal şartlarda role çok da uygun bir seçim olmasa da, ünü ve katacağı faydalar sebebiyle yönetmen tarafından seçilmiş olsa gerek. Yönetmen, Duncan’ın karizması, etkileyici gülümsemesi, savaşırken dans eden bir balet gibi olması ve sağlam espri anlayışı gibi sebeplerden Jason Momoa’nın karakteri iyi yansıtabileceğini düşünüyormuş.

Josh Brolin yine önemli bir karakteri oynuyor, Gurney Halleck’i. Silah ustalarından birini. Villeneuve onu bir oyuncu ve şair olarak sevdiğini söyledi, Halleck’i de “huysuz bir şair” olarak tanımlamıştı.

Javier Bardem gibi önemli bir oyuncu da Stilgar gibi gerçekten çok önemli bir rolü oynuyor. Stilgar, Fremen liderlerinden biri ve hikayenin kilit rollerinden birini oluşturuyor. Oyuncu, ilk üç kitabı okumuş ve filmde rol alacağı için gerçekten çok heyecanlı olduğunu ifade etmekten geri durmamış.

Filmin kahramanlarının yanında tabii bir de kötüleri var ve o rollerde de önemli oyuncular görüyoruz. Stellan Skarsgard, Baron Vladimir Harkonnen’ı, yani baş düşmanı oynuyor. Tüm entrikanın beyni olan kişiyi. Villeneuve, kötüler konusunda da değişiklik yapmış gibi görünüyor. Baron’un kitapta yansıtılan “karikatüristik” şekli yerine daha farklı bir bakış açısıyla karaktere bakacağı söylenmiş, bu konuda ne gibi değişiklikler yapıldı, merak içinde bekleyip göreceğiz. Kitabı bu kadar seven bir yönetmenin, kitabın dokusuna zarar verecek hareketlerden kaçınması tek temennimiz.

İlk kitabın iki filme bölünecek olması, uyarlama konusunda umut vadediyor. Yönetmenin açıklama ve demeçlerine bakacak olursak oyuncular için çok düşünülmüş, senaryo zaten uzun uzadıya yazılmış ve büyük de bir risk alınarak ilk kitap ikiye bölünmüş. Bu ikiye bölme, açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kitap tek bir filmle anlatılamayacak kadar büyük ve karmaşık olduğundan deniliyor, umarım Hobbit filmleri gibi bir durumla karşı karşıya kalmayız. Bu konuda elbette Villeneuve’e hak vermemek elde değil, Dune gerçekten uyarlaması çok zor bir eser. Kitaba olan hayranlığının filme pozitif yönde pek çok etkisi olacağını umuyoruz.

Yorumlar